Ortadoğu'nun Hasta Adamı

Ortadoğu'nun Hasta Adamı

Televizyon kameralarına geniş güldükten sonra, ABD başkanı Barack Obama ve Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, Salı günü Oval Ofis'te ikisi arasında gerçekte nelerin konuşulduğu hakkında çok az bilgi verdiler.

Başkanlar arasındaki zirvelerin havası, içeriği kadar olmasa da önemlidir. Obama ve Mübarek'in bir araya gelişi, sembolizmin siyasi gerçekliğe baskın çıkmasına bir örnektir.

Amerikan başkanı, Mısırlı muadilini Beyaz Saray'da sıcak karşıladı ve onu "lider, rehber ve Amerika Birleşik Devletleri'nin dostu olarak övdü."

Mübarek ise "Filistin meselesi için gösterdiği tüm çabalardan dolayı" Obama'yı selamladı. Obama'nın İslam dünyasına Kahire'den hitap edişinin "muazzam ve fantastik" bir hadise olduğunu ve Müslümanların kafasında yer etmiş "Amerika'nın İslam'a karşı" olduğu endişesini ortadan kaldırdığını söyledi.

ABD ve Mısır ilişkilerinde, söylemsel mübalağanın ötesinde, belli başlı gerilimler ve farklılıklar var ki her iki kamp da bilinçli olarak kaile almıyor ve göz ardı ediyor.

Şayet Mübarek ve onun yakın danışmanları Amerikan dış politika çevresinin Mısır rejimini nasıl gördüğünü gerçekten bilmek istiyorlarsa, nüfuzlu düşünce kuruluşlarının, siyaset dergilerinin, insan hakları örgütlerinin, basın-yayın organlarının alarm veren kasvetli raporlarını ve ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi'nde yapılan oturumları ve tanıklıkları dikkatlice okumalılar.

Mübarek, Ortadoğu’nun hasta adamı olarak tasvir ediliyor ve Mısır çöküşe geçmiş bir ülke olarak görülüyor. Arap dünyasının en kalabalık ulusunun – 82 milyon – uçurumun kenarında sendelediğine dair neredeyse bir fikri ittifak var.. Bu gözlemciler, içtimai ve siyasi şartların iyileştirilmemesi durumunda, Mısır'ın stratejik nimet olmaktan ziyade siyasi külfet olabileceğine dair uyardı bulunuyorlar.

Mübarek, Washington'ı her yıl ziyaret ederdi ama son beş yıl hiç ziyaret etmedi çünkü dediğine göre Bush yönetiminin "duruşundan" hoşnutsuzdu. Demokrasi ve insan haklarını teşvikte sergilediği saldırganlık ve İran'ın Irak'ta üstünlük kazanmasına ve bölgede nüfuzunu artırmasına imkân veren Amerika'nın Irak'ı işgalinin yol açtığı hengâmeden dolayı Bush, Mübarek'in öfkesini kazandı.

Obama dış politika ekibi, ABD-Mısır ilişkilerini Bush dönemi öncesine döndürmeye - bölgesel güvenlik ve istikrarı, iç siyaset ve demokrasiden daha fazla vurgulamaya - karar verdiler.

Bu dış politika mimarisinde, Mısır, Washington için üç önemli bölgesel işlev görüyordu: Arap-İsrail çatışmasında barış arabuluculuğu, Ham as’ı denetim altında tutma ve Arap bölgesinde İran nüfuzunu dengeleme.

Obama'nın yaklaşımı, 1970'lerin sonlarına giden, değişken ve istikrarsız Ortadoğu'da Washington'ın tekliflerini yerine getirdiğinden dolayı Kahire'yi ödüllendiren – Mısır'a yılda 2 milyar dolar Amerikan yardımı sağlayan - eski bir formüle dayanıyor.

Obama ve Mübarek'in Beyaz Saray buluşmasında zamanın çoğunu İsrail-Filistin barış görüşmelerini yeniden başlatmanın yollarını ve araçlarını müzakere ederek ve İran'ın nükleer emellerinin hakkından gelinmesi üzerinde harcamış olmalarına şaşmamalı o halde. Her iki konuda da bir atılım görünmüyor.

Amerikan Başkanı, Filistin-İsrail cephesinde bir atılım beklentisini azaltmak için epey çalıştı. Obama'nın diplomatik olarak bildirmek istediği şey, şimdiye kadar çok az ilerleme kaydedildiği ve alınması gereken uzun bir yol olduğuydu. Bir Amerikan barış planı için nefeslerinizi hemen tutmayın yani.

Obama, insan hakları ve demokrasi alanında ölçülebilir ilerleme sağlanması için Cumhurbaşkanı Mübarek'ten garanti alması adına İnsan hakları grupları tarafından zorlanmasına rağmen siyasi reformlar yapması için Mısırlı muadiline alenen baskı yapmadı.

Beyaz Saray görüşmesinden sonra bir konuşma yapan Obama, "mutabık olmadığımız bazı alanların halen mevcut olduğunu" - muhtemelen siyasi yönetim alanında- teslim etti. Amerikan Başkanı Mısırlı misafirini dikkate alarak anlaşmazlıkların neler olduğuna değinmedi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları kelimelerini telaffuz etmedi yine de.

Obama'nın Hüsnü Mübarek'i kucaklamasından dolayı cesareti kırılan Mısırlı muhalif saadettin İbrahim, Wall Street Jurnal’de yayınlanan makalesinde "Arap zorbalarla eski tarz dış politika izlemesinden dolayı" Obama'yı eleştirdi ve demokrasi ve hukukun üstünlüğünü desteklemesini istedi.

Kahire'deki devlet kontrollü medya Hüsnü Mübarek'in ziyaretini "tarihi" olarak niteledi ve Mısır'ın bölgede merkez aktör olduğunu, Washington nezdinde stratejik vazgeçilmezliğini gösterdiğini söyledi. Ne ki gerçeklik daha karmaşık.

Amerikalı yetkililer, Mısır'da siyasi ve sosyal istikrarsızlıktan ve halefin seçimi hususunda bir mekanizmanın olmayışından dolayı son derece kaygı duyuyorlar ve aleni olarak ifade etmiyorlar. İktidarının 28'nci yılında olan 81 yaşındaki Cumhurbaşkanı Mübarek'in meşru siyasi muhalefeti bastırmasından ve Mısır'ı, Arap dünyasının kültürel başkentini müzmin fakirlik, yaygın yolsuzluk ve yükselen aşırılığa batmış zayıf ve çöken bir güce çevirmesinden dolayı kaygı içindeler.

İstatistikler, sıradan Mısırlıların suratsız bir hayat tasvirini çiziyorlar. Dünya Bankası'nın Dünya Kalkınma Göstergeleri'ne göre, Mısırlıların yüzde 43,9’u günde 2 dolardan daha az kazanıyor. BM’e göre, Mısır'da 30 yaşın altındaki gençler ki nüfusunun yüzde 60'nı temsil ediyorlar, ifrat derecesinde muzdaripler ve bir iş bulamıyorlar veya mali güçleri evlenmeye yetmiyor; her dört gençten biri, boşta geziyor.

Arap rejimleri, Mısır rejimi dâhil, berbat ekonomik durumu azdırırcasına, zenginin fakir pahasına daha zengin olmasına ve hayat mücadelesi veren halkın gözleri önünde servetleriyle hava atmalarına izin veriyor.

BM'e göre, mutlak fakirlik içerisinde yaşayan Mısırlıların oranı, 2000'li yılların ilk yarısında daha da arttı ki aynı süreçte ekonomi yüzde 7 oranında büyüdü ve küçük, varlıklı seçkinlerin kasaları doldu.

Yüksek enflasyon altında ezilen fakire büyümeden bir pay düşmedi ki gıda fiyatları son yıllarda yüzde 50 oranında arttı. İşçilerin huzursuzluğundaki artış – bazı tahminlere göre Mısır'da yılda 250 grev yapılıyor – sosyo-ekonomik durumun ciddiyetinin göstergesidir. (...) Batılı liderler, Amerikalılar dâhil, meşru görülen hükümetlere saygı duyarlar ve söz konusu olan onlara bağımlı ülkeler olsa bile, gayrimeşru otoriteyi hor görürler.

Maalesef, Mısır'da yönetenler ve yönetilenler arasındaki bölünme daha önce hiç bu kadar büyük olmamıştı. Mübarek rejimi ve benzer şekilde Mısır halkı için siyasi yıkımın potansiyel reçetesidir bu.

(CNN) 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.