Eğitimde medrese ve sıbyan mektepleri dönemi: Bunlara göz yumuluyor...

Eğitimde medrese ve sıbyan mektepleri dönemi: Bunlara göz yumuluyor...
Türkiye'de onlarca gerici dernek ve vakıf üzerinden yapılan bu eğitimlerden biri de İstanbul Sultangazi'de gerçekleştiriliyor. Çocuklar daha 4 yaşında tarikat kurslarına gönderiliyor, Nakşibendi tarikatlarının insafına terk ediliyor. 4-6 yaş arasındaki çocukların sıbyan mekteplerine kaydedilmesini soL'a değerlendiren Psikiyatrist Deniz Arık Binbay ise çocuklar üzerindeki olumsuz etkilere dikkat çekiyor.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 4-6 yaş arasında 130 bin çocuğun Kuran kursuna gittiğini resmen açıklarken, AKP'nin bu çalışması dışında bir de tarikat ve cemaatlerin "sıbyan mektepleri" adı altında yasadışı olarak, AKP'nin göz yummasıyla yürüttüğü faaliyetler var.

Ülkenin birçok noktasında yasalara aykırı olmasına rağmen açık açık sıbyan mektepleri kurulurken, bunlar caddelerde, sokaklarda yer alan pankart ve afişlerle ilan ediliyor, sosyal medyadan duyurular yapıyor.

Bunun örneklerinden yalnızca biri İstanbul Sultangazi'de yaşanıyor.

"Hizmet İlim Ve irfan Derneği" adı altında faaliyet gösteren Nakşibendi tarikatına bağlı 'kurum', "Okul öncesi sıbyan mektebi" adı altında kayıt alıyor, küçük çocuklara "eğitim" veriyor.

Çocuklara dini kıyafetler giydiren, kız çocuklarına türban takan derneğin sayfasından yapılan bazı paylaşımlar şöyle:








MEDRESELERİ DE VAR

Aynı kurum yine yasadışı olan medreselere ilişkin de açık çağrılar yapıyor, eğitimler veriyor. Bu eğitimler de yine göz yumulması sonucu adeta "yasal" hale gelmiş oluyor.

İstanbul'un bir ilçesinde okul duvarına yatılı medrese afişleri asan derneğe hiçbir işlem yapılmıyor.



ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ NELER?

Sıbyan mektepleri adı altında 4-6 yaş arasındaki çocuklara din eğitimi verilmesine ilişkin soL'a değerlendirmede bulunan Psikiyatrist Deniz Arık Binbay, çocuk zihninin erişkininkinden çok açıdan farklı olduğunu söylerken, "Çocuklar 12 yaşına kadar soyut düşünemezler, somut ve büyüsel düşünürler, düşüncelerini gerçekleşmiş gibi algılarlar. Suçluluk düşüncelerine yatkındırlar ve olaylardan neden sonuç ilişkisinden bağımsız olarak kendilerini sorumlu tutarlar. Ruhsal ve fiziksel olarak bir erişkin gücünde ve deneyiminde olmadığından, kendilerini doğal olarak güçsüz ve güvensiz hissederler. Korkmaya eğilimlidirler. Dini öğretilerdeki günah, cehennem, cin çarpması, doğaüstü güçler gibi belirsiz korku temalı anlatılar çocuklarda belirsizlik ve korku duygusunu şiddetlendirir ve kendilerini yalnız ve güvensiz hissettirir. Takıntıların ortaya çıkmasına zemin hazırlar, uykuları bozulabilir, aşırı kaygı hissedebilirler. Girişkenlik azalır, eylemsizlik artar" dedi.

Çocukların ölümü bir erişkin gibi algılayabilmelerinin 10 yaşından sonra olduğunu vurgulayan Binbay, "Ölümle ilgili düşünceler erişkinler için bile dayanılması güçtür. Ölümden sonraki yaşam, kabir azabı, sırat köprüsü, cennet cehennem gibi din eğitiminde çokça geçen başlıklar çocukların kafalarını karıştırır, korkutur ve aşırı kaygılandırır" ifadelerini kullandı.

Çocukların kendi cinsiyet rollerini kazanacağı, diğer cinsi tanıyacağı yaşlarda dini baskı, suçlama ve yasaklarla iki cinsin birbirini tanımasının engellendiğini belirten Binbay, "Hayatın keyifli yanlarından biri olan eş ilişkisinin başlangıçtan sağlıksız gelişmesine ve erişkin olduklarında cinsel sorunlara yol açar" diye konuştu.

'ÇOCUKLARIN DUYGULARINI DENETLEME BECERİLERİ AZDIR'

"Tüm yakın ilişkilerde olumlu duygular gibi olumsuz duygular da çokça hissedilir" diyen Psikiyatrist Deniz Arık Binbay, "Çocukların duygularını denetleme ve yönetme becerileri azdır. Hızlıca öfke, korku, hayal kırıklığı, üzüntü gibi olumsuz duygular hissedebilirler. En çok da en yakınlarında olan anne ve babasına karşı. Oysa din eğitiminde anne babaya öfkelenmek, of demek bile büyük bir günah olarak anlatılır. Çocuğun gelişimine terstir. Anneden babadan duygusal olarak ayrılıp, başka bir kişi olabilmesi için çocuğun öfkelenmeye ihtiyacı vardır. Oysa öğrendiği şekliyle of dese suçluluk duyguları artar. Bu öfkenin içe atılması ve suçluluk duyguları çocukta depresyon ve kaygı belirtilerine yol açabilir, 'kötü, günahkar' kendilik algısının yerleşmesine yol açabilir" ifadelerini kullandı.

ERDOĞAN 'BÜYÜK KAYIP' DEMİŞTİ

3 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kapatılan medreselerin yokluğu Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından "büyük boşluk" olarak tanımlanırken, Erdoğan, söz konusu konuşmasında, "Hak ettiğimiz yere gelebilmek için dinimizi onunla birlikte tarihimizi iyi öğrenmeliyiz. Açık konuşuyorum. Osmanlı'nın son dönemlerinde ülkenin en önemli bilim ve irfam kaynakları olan medreselerin yozlaşması büyük sıkıntıya yola açmıştır. Cumhuriyetle birlikte bunların kaldırılması büyük bir kayba ve boşluğa sebep olmuştur. İmam hatipler, ilahiyat fakülteleri çok önemli yer alıyorlar. Bu kurumların medrese geleneğinin bilgi birikime henüz ulaşamadı" demişti.

3 MART 1924'ÜN ÖNEMİ

3 Mart 1924 tarihinde, yani cumhuriyetin kurulmasının hemen ardından laik eğitim sistemini temel alan Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılmıştı.

Bu kanunla medreseler kapatılmış, bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştı.





 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.