“Açılım yapacaksan, tüm Türk halkına gerçek haklarını ver”

“Açılım yapacaksan, tüm Türk halkına gerçek haklarını ver”

Röportaj: Ceyhun Bozkurt

 

Türkiye’nin gündemi çok yoğun. Bu nedenle, Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’la yaptığımız sohbet, sadece kamu çalışanlarının ve eğitimcilerin sorunlarını değil, Türkiye gündemini de konuştuk. İlk bölümde, İsmail Koncuk hükümetle oturdukları toplu görüşme sürecini değerlendirmişti. Bu görüşmemizde gündem maddelerimiz, Hükümetin “Kürt açılımı”, ada dilde eğitim tartışmaları, eğitimin problemleriydi. Koncuk şu değerlendirmelerde bulundu:

 

Haberiniz.com - Türk Eğitim-Sen Türkiye’nin güncel konularında da son derece hassas olan bir sendika. Bir “açılım” tartışmasıdır gidiyor. Bu açılımın alt başlıkları arasında “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılarının kaldırılması, Andımızın okunmaması yönünde bir kampanyanın Diyarbakır’dan başlatılması, ana dilde eğitim talepleri vs. var. Bunlar bir anlamda eğitimcileri de ilgilendiriyor. Bu nedenle gündemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

İsmail Koncuk - Türkiye’de demokratik açılım kelimesi sihirli bir kelime. Bunu duyan insanın doğrudan buna karşıyım demesi mümkün değil. Ama muhteviyatı belli olmayan bir durum söz konusu. Demokratik açılım kelimesini söyleyenlerin ortaya koydukları net bir şey yok. Sadece demokratik açılım hayranlığı tartışılıyor. Buna karşı çıkanlar diyor ki, ülkenin üniter yapısını bozmayın. Kelime anlamı açısından demokratik açılıma kimse karşı değil bunu açıkça söyleyeyim. Ama açılımı yaparken bu ülkenin milli kimliğine, milli birliğine, beraberliğine zarar vermeyecek, üniter yapısına zarar vermeyecek, eğitim dili Türkçe’dir, bunun dışında başka bir dille eğitim yapılmasına izin vermeyecek. Dil birliği olmadan bir milletten bahsetmek mümkün değil. Bir insan etnik bakımdan kendisini Laz, Kürt, Ermeni olarak ifade edebilir. Ama toplumun beraberce yaşamasının dayattığı bir sorumluluk var bize. Biz burada Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak bizim bir dille anlaşmamız söz konusu. Resmi dilimiz nedir Türkçe. O halde eğitim dili de Türkçe olmalıdır. O halde bu açılıma karşı çıkanların hiçbirisi “kan dökülmeye devam etsin” diye bir şey savunmuyor. Kimse kandan beslenmiyor, kardeş kardeşi boğazlasın istemiyor. Dolayısıyla burada bir yanlışlık var. Tartışmada bir yanlışlık var. Bir takım insanlar, topluma yanlış takdim ediliyor. Çekincelerini belirten insanlar, kandan beslenen insanlar olarak anlatılıyor. Kesinlikle böyle bir şey yok. Biz Türk Eğitim-Sen olarak şunu söylüyoruz. Bizim için Türkler ve Kürtler bu ülkenin asli unsurlarıdır. Birbirlerinden ayrı değildir. Ve Türkler ve Kürtler aynı kültürel değerlere sahiptir. Bin yıldır aynı tarihi yaşamaktadır ve bu tarih içinde aynı acıları aynı sevinçleri yaşamış insanlardır. Bin yıldır kız alıp veren Türk ve Kürt arasında çok ciddi bir kan bağı olmuştur. Türkleri ve Kürtleri ayırmaya kimsenin gücü yetmez. Bir olarak yaşamak mecburiyetindedir. Birbirlerini sevmek, birbirlerine saygılı olmak mecburiyetindedir. Ama bu “Türkiye’de birçok dilde eğitim hakkı olmalı” anlamına gelmez. Böyle bir şey yok. Evinde, sokakta istediğin dili kullanırsın, istediğin müziği dinlersin, ama eğitim dili dediğimiz zaman aynı dili konuşacağız. Aynı dili konuşamayan insanların anlaşabilme imkanı yoktur.

 

Milli kimlik bakımından mı değerlendirmek gerekiyor bunu?

 

Tabii… Anayasa’nın 66’ncı maddesi çok güzel ifade ediyor. “Bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür” diyor. Türk diye bir ırkın kimliği olarak söylemiyor bunu. Anayasal vatandaşlığın bu şekilde tanımlanması, kimsenin ben Kürdüm, ben Ermeni’yim demesini yasaklayan bir uygulama değil. Burada bir ırki tanım yok. Amerika’daki bir Fransız, bir Alman’ın kendisini Amerikalı olarak tanımlaması gibi bir şey bu. Bundan kimse gocunmamalı. Gelişmiş dünya bu modelle yoluna devam ediyor.

 

Örnek verdiğiniz Batı ülkeleri, Türkiye için farklı politikalar öneriyor. Bu konuda yorumunuz ne?

 

Türkiye ile ilgili stratejik hedefleri var. PKK terör örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hataları sebebiyle oluşmuş bir örgüt değildir. Bir kere bunu görmek zorundayız. Yani Türkiye bir bölgesindeki insanlarına işkence eden, baskı uygulayan bir devlet değildi ki, bu örgüt türemiş olsun. Dolayısıyla PKK’nın bitmesine karar verecek olan da Türkiye değil. Tabii ki Türkiye PKK terörüyle mücadele edecek, hem de çok ciddi bir şekilde silahlı mücadele etmeli. Sonuçta devlete karşı başkaldırmanın karşılığında ne yapması gerekiyorsa o şekilde mücadele etmeli. Ama sebebi sebebi Türkiye olmayan bir terörün bitme kararını Türkiye vermeyecektir. Yani ne yaparsanız yapın bu terör devam edecektir.

 

Neden?

 

Çünkü PKK’nın büyümesini sağlayan etkenler Türkiye’nin dışında olan etkenlerdir. Türkiye ile ilgili bir takım planları olan aktörlerin faaliyetleri, destekleri ile PKK büyümüş, gelişmiş ve kan döken bir örgüt olmuştur. Dolayısıyla bu kararı verecek olan bu aktörlerdir. Bu kararın verilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin lehine olan bir uygulamama mı olacaktır, aleyhine mi olacaktır, bunu iyi değerlendirmemiz lazım. Bu kararı verecek aktörler, eğer PKK’ya dağdan in talimatını verecekse, bu PKK’nın güçlü bir siyasal yapı içerisinde organize olması anlamına mı gelecektir?

 

 

 

 

Bu yanlış anlaşılabilir. Yani PKK’nın silah bırakması adı altında çok daha tehlikeli, siyasal bir süreç mi başlatılacak?

 

Bugün PKK’yı dağda destekleyen, terör uygulamasına sebep olan güçler bugün PKK’ya ‘Silah bırakın artık’ diye bir talimat verecekse, bir başka plan vardır mutlaka. Bir barış olsun, Türkiye huzur bulsun, kan dökülmesin, bitsin anlamında bir plan değil bu. Tabii bugün PKK’yı değerlendirirken, Kuzey Irak’ta bugün oluşan uydu devletten bağımsız olarak değerlendiremeyiz. Kuzey Irak’la ilgili bir proje var, dolayısıyla PKK’nın silah bırakması bu projenin parçası olarak değerlendirilebilir. Bugün Ortadoğu’da adı Büyük Ortadoğu veya şimdilerde daha genişletilen bir proje var. Bu projeden de ayrı düşünmemek lazım. Bakın dediler ki Kürtçe kurslar açılsın. Açıldı da. Dağdan indi mi PKK? Hayır inmedi. Kürtçe yayın yapılsın denildi. TRT 6 da dahil olmak üzere yayınlar başladı. PKK yine dağdan inmedi. Şimdi de eğitim hakkı isteniyor. Bu mümkün olmamakla birlikte, bunu bile verseniz PKK dağdan inmeyecektir.

 

PKK’yı destekleyen ve dağa çıkaran güçlerin hedefleri ne? Çünkü bu güçler ‘Biz ayrılmak istemiyoruz’ yönünde açıklamalar yapıyorlar. Samimiler mi açıklamalarında?

 

Hiçbir samimiyetleri yok. Büyük Kürdistan haritalarını çok gördük. Bunlar samimilerse bu haritaları çizenler kim. Geçenlerde Ahmet Türk bir yerde konuşurken arkada bir harita var. İçinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muzun da yer aldığı bir Kürdistan haritası var. O haritanın önünde konuşan bir adamın samimi olduğuna inanmak mümkün mü? O haritanın önünde konuşan bir adamın samimiyeti yoktur. Hedefleri Kürdistan’dır. Bunu görmek zorundayız. Bunu görmezsek, geleceğimizin parlak olmadığını söyleyebiliriz. Kan bitecekmiş, barış, huzur olacakmış, böyle bir şey söz konusu değil. Bu söylemler bir planın parçasıdır. Şunu yapalım: Demokratik açılım mı? Evet bu ülkenin bir demokratik açılıma ihtiyaca ihtiyacı var. Ama bu PKK’lı teröriste açılım değil. Bu milletin Türk’üne de Kürdüne de insan hakları, konuşma özgürlüğü, kendimizi ifade etme hürriyeti verelim. Bugün kamu çalışanlarının beyanat verme özgürlüğü bile yok. Toplu sözleşme ve grev hakkı yok. Bunları verelim. Siyaset yapma hakkı yok kamu çalışanlarının. Yani bugün PKK’ya vermeyi düşündükleri siyaset yapma hakkını kendi kamu çalışanlarına vermiyorlar. İşsizler gün geçtikçe artıyor. Doğu Anadolu’da, Güneydoğu Anadolu’da, Akdeniz’de, İç Anadolu’da ve tüm bölgelerimizde işsizlik artıyor. Bu sorunları çözelim. Herkese harcama çeki verelim. Bu insanlarımızın güvenlik problemini çözelim. Eğitim sorununu çözelim. Bugün bölgelerarası eğitim arasında uçurum var. Bugün Hakkari ile Ankara, İzmir arasında uçurum var. Hatta Büyükşehirlerin merkez ile çevre mahalleler arasında ciddi uçurumlar söz konusu. Bunları çözelim.

 

Konu gelmişken, eğitim adeta bir kangren gibi. Binlerce lise birincisi üniversiteye giremedi. Hükümetin eğitim politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Doğu ve Güneydoğu Anadolu dahil olmak üzere tüm mahrumiyet bölgelerinde görev yapacak öğretmen bulmakta zorlanıyoruz. Buradaki öğretmenlerimiz, mecburi çalışma süreleri dolduktan sonra tayinlerini alıp gidiyorlar. Biz yıllardır söylüyoruz. Bu bölgede çalışan bütün eğitim çalışanlarına, farklı bir tazminat verilsin. Bu bölgelerde çalışmayı özendirin. Bunlar yapılmadı. Bu tedbirler ortaya konmadı.

 

Eskiden OHAL parası denilen, teşvik edici paralar gibi mi?

 

Evet. Biraz daha maaşlar zamlandırılarak, artırılarak, Hakkari’de, Mardin’de, Şırnak’ta, hatta Adana’nın Feke ilçesinde de çalışmayı, Ankara’nın Nallıhan ilçesinde çalışmayı özendirin. Oralara giden öğretmen, üniversite öğretim üyeleri, diğer eğitim çalışanları fazla maaş alsın. Bütün bu tedbirleri ortaya koymuyorlar, bunları yapmıyorlar, istihdam alanları yaratmıyorlar, bugün de açılım yapıyorlar. Bütün bunları yaparken senin elini tutan mı oldu. Niye yapmadın? Bunlar kandırmacadır maalesef. Topluma cambaza bak denilerek yönetim beceriksizliği hep gizlenmiştir. Bu şekilde eğitimsizlik, işsizlik, sağlıksızlık,. Güvensizlik gizlenmiştir. Toplum bu oyunlara gelmemeli. Toplum hep bir takım konular tartıştırılarak kutuplaştırılıyor. Kimse eğitimdeki, sağlıktaki problemleri tartışmıyor. Varsa yoksa açılım. Bu problemleri açtın da senin elini tutan mı oldu. Ekonomik kilidi mi, işsizlik kilidini mi, eğitimsizliği mi, sağlık haklarından vatandaşların yeterince faydalanmasını mı açmaya çalıştın. Bütün bunları hallet, bakın bakalım kim dağa çıkar, kim PKK’yı destekler. Ama sen gidip oradaki masum vatandaşın taleplerini dinlemek yerine dağdaki PKK’nın taleplerini eğitim dili, federasyon, eyalet sistemi gibi konuları akla getirecek konuları gündeme getirirsen bu millet sana itiraz eder.

 

Eğitimcilerin bir özelliği de insan psikolojisini iyi bilmeleridir. Bu bahsettiğiniz problemleri sayın Başbakan’a söyleyen oldu mu, çok sert bir tepki ile karşılaşıyor. Son olarak sayın Başbakan kendi memleketinde bir vatandaşa sert bir çıkış yaptı. Oysaki vatandaşın sorusu ‘Ekonomik kriz nolacak’ idi. Sayın Başbakan’ın bazen kamu çalışanı, bazen işçi, bazen çiftçi, bazen de sade vatandaşa yönelik bu çıkışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bizim kültürümüzde devlet görevlilerin vatandaşa sabırla yaklaşmaları emredilmiştir. Şeyh Edebali Osman Bey’e ne diyor: Kızmak bize, sabır göstermek sana. Bizim devlet, siyaset adamlarımızın, bu ülkenin geleceğe taşınması sorumluluğu altına girmiş, bu millete sözler vermiş siyaset adamlarımızın vatandaşın eleştirilerine açık olması, bu eleştirilerden bir anlam çıkarması lazım. Siz kendi yaptıklarınızı anlatıyorsunuz, bir vatandaş çıkıp ‘ama şunlar da var’ deyince kızıyorsunuz. Sen tam tersi o vatandaşa sahip çıkmalısın, almalısın, sırtını sıvazlamalısın, derdini dinleyip çözmeye çalışmalısın. Devlet adamlığı budur. Sayın Başbakan olsa bile kimsenin vatandaşımıza kızma hakkı yok. Hep doğruyu yaptım, hiç hata yapmadım diyen bir insan, bu siyasetçi olabilir, eğitimci olabilir, doktor olabilir, her hangi bir meslek üyesi olabilir, o kişi zarardadır. Bu anlayış onu doğruya götürmez. Vatandaş talep eder. Devlet makamı kızma mekânı değildir.

- SON -

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.