Cumhurbaşkanı beni arayıp tebrik etti

Cumhurbaşkanı beni arayıp tebrik etti

Hasan Salih Gündüz

Anaokulu koridorundayken cep telefonum çaldı ve bir bayan sesi Cumhurbaşkanının 15 saniye sonra benimle görüşeceğini söyledi. Gerçekten de 10-15 saniye sonra Abdullah Gül, ki sesinden tanıyorum, bana yazdığım bir yazıdan dolayı tebriklerini iletiyor, övgü dolu sözler söyledi. Çok şaşırdım, üstelik kendisinin kısık ve kesik kesik konuşmasını bulunduğum gürültülü ortamda dinlemek zor oldu. Tebriki ve iltifatı için teşekkür ettim, kısa bir görüşmeden sonra vedalaşıp telefonu kapattık.

Okuyucularımdan bazıları celallenmiş, bazıları da bu olaya inanmayarak “Hadi be!” tarzında tepki göstermiş olabilir az önce.

Bense “Ne münasebet?” diye düşünüyorum hâlâ. Çünkü  bu bir rüya da olsa mantığını çözmeye çalışıyorum.

Efendim…  Bu akşam işten geldikten sonra, haftanın yorgunluğundan olsa gerek, yemek dahi yiyemeden televizyonun karşısında uyuyakalmışım. Uyandığımda haberlerin çoktan bitmiş, dizi faslının başlamış olduğunu gördüm. O birkaç saatlik uykumda, ilk paragrafta anlattığım işte bu rüyayı gördüm.

Allah hayırlara çıkarsın!...

İster istemez soruyorum kendime, ne münasebet, diye. Çünkü bunu hak edecek bir şey yapmadım. Cumhurbaşkanının iltifatına mazhar olmak gibi bir beklentim asla olamaz, okuyucularımın ilgisi ve milletimin istifadesi benim için ziyadesiyle yeterli… O zata karşı hayranlık ya da yakınlık da duymuyorum ki rüyalarımda yer etsin.

E o zaman nedir bu rüyanın anlamı?... Geriye bir tek ihtimal kalıyor ki, yazılarımda açıkladığım fikirlerim ve yaklaşımlarım dikkate alınıyor. Bu da mümkün değil, koskoca adamlar, bu saatten sonra sırra vakıf olacak değiller ya!...

Hem ben kimim ki?... Yo, tariz yapmıyorum, ukalaca bir tevazu değil bu.

Ama…  Korkuyorum sevgili okuyucularım, yakınlarım rüyalarımın çıktığını söylerler, hak etmediğim ve hiç istemediğim bir iltifatla “cezalandırılmaktan” korkuyorum.

Bu gece ben uyurken…

DTP kapatılmış, uyandığımda eşim müjdeyi verdi. Biliyordum, kapatma kararı Salı günkü toplantıda verilmişti zaten, ancak Anayasa Başkanı’nın dosyaların görüşülüp kararın açıklanması Cuma gününü bulabilir, hatta haftaya kalabilir; açıklamasından bunu biliyordum. DTP kapatıldı ancak ilanı için piyasaların kapanışı bekleniyordu.

Bu konuda bir yazı yazacaktım hafta içi. Bu ne biçim borsa ki ulusal meselelerde ve Anayasal kurumlar görevlerini yaptığında tepetaklak oluyor, yüksek yargı kararlarının açıklanması ve Genelkurmay uyarıları için bile Cuma akşamı bekleniyor, diyecektim özetle. Ama ne faydası var, bu garabeti de kanıksamadık mı nasılsa?...

Eşim, Haşim Kılıç’ın basın açıklaması esnasında yüzünden düşenin bin parça olduğunu söyledi. Her zamanki hali, konunun ciddiyetindendir, dedim ama “Hayır Salih, yazılı açıklamanın ardından şifahi bir açıklama yaptı ve ‘bu kararı yasalardan dolayı mecburen aldık’ tarzında bir savunma gayreti içindeydi sanki.” dedi. Eşimin altıncı hissine ve gözlemlerine güvenirim.

Doğrusu şaşırmadım. Ama sonra haber sitelerinde siyasi yasaklıların ve milletvekilliği düşülenlerin listesine baktık. Hanım, Emine Ayna’nın adı neden yasaklılar listesinde yok, dedi. Evet, Emine Ayna, Sebahat Tuncel, Selahattin Demirtaş ve Hasip Kaplan gibi isimler yasaklılar listesinde değildi, milletvekillikleri de düşürülmemişti.

Sathi bilgilerime ve gözlemlerime dayanarak şu değerlendirmeyi yapmak zorundayım: DTP’nin göreceli olarak “ılımlı ve uyumlu” isimleri tasfiye edilmiş. Geriye kalan isimler tahrikkâr çizgileriyle siyasete devam edecekler.

Bu sonuçta Hatay Otoman Palace buluşmasının rolü nedir?... Bu çok tartışılacaktır.

Ama ne yazık ki kavga kızışacak demektir, çünkü büyük çocuklara “Sen sus!” denirken, yaramaz ufaklıklar şımartılmaktadır.

Sonuçta ne mi olur?... Maalesef ki bizim evde yaşanan kavga büyür.

Peki bunun için başka ne gerekir?...

Ulusal ve millî direniş gösteren, devletin ülkesi ve milletiyle birliğini savunan “statüko” partilerinin işlevsiz hale getirilmesi gerekir.

TSK’nın dinleme ve belge tezgâhlama operasyonlarıyla sindirilmeye çalışıldığı, yargının ise aynı yöntemlere ilâveten cemaat ve Adalet Bakanlığı kıskacında kaldığı iddialarını dayanak kabul edecek olursak… Ha bir de unutmadan… Basın yayın sektöründeki el değiştirmeler sürecini ve Doğan Grubuna kesilen son (muazzam) vergi cezasının neticesinde Star TV ile Milliyet ve Vatan gazetelerinin İpek-Koza Grubuna satışını düşünürsek… Yeniden yapılandırmaya ses çıkaracak, tepki gösterecek pek kimse kalmıyor.

Bu şartlarda muhalefet partilerine yönelik operasyon ihtimali çok yüksektir. Ergenekon benzeri bir soruşturma ya da bu soruşturmanın yeni dalgalarının “açılım süreci” önüne set çeken siyasilere yöneleceğini tahmin ediyorum. Sonrasında ise bu partilerin yeniden yapılandırılması süreci yaşanır, ki bu hiç zor değil, alternatifler hazırda bekletiliyor. Zira bu isimlere yeni partiler kurduruluyor, köklülere eklemlenerek siyaseti yeniden dizayn etme niyeti zaten gizlenmiyor.

Köpekleri salanlar, kalan son taşların da bağlanmasını isteyebilir efendim.

Bir ihtimal daha var!...

O da ölmek mi dersin?... Bugün Ankara Tandoğan’da büyük bir miting var. Korkum odur ki, bu mitinge yönelik bir provokasyon yaşanmasın. Eğer Türkiye için bir felaket senaryosu tasarlanmış ve Kuzey Irak bağlantılı süreç için Pasifik ötesi güçlerin sabırları tükenmişse, mitingi sabote edip çatışma ortamı yaratmak için tereddüt etmeyeceklerdir.

Bu felaket senaryosu da nereden mi çıktı?... 1 Mayıs 1977 saldırısı nereden çıktıysa, oradan çıktı!...

Ölmek dedim de, Afganistan’a asker gönderme meselesini sonra yazayım artık.

Netice...

Cumhurbaşkanıyla başladık, onunla bitirelim. Az önce gece haberlerinde, Abdullah Gül açılımla ilgili olarak parti liderleri ve ileri gelenleriyle gizlice görüştüğünü, bundan sonra açıkça da görüşeceğini söylemiş. Merak ettim doğrusu, kimlerle gizlice görüşmüş? Meselenin büyük muhalif muhatapları bu görüşmeleri reddetti, o halde kim bu görüşülenler? “Siyasi” olarak nitelenirken, kimler kastediliyor?...

Hem Cumhurbaşkanı siyasi parti liderlerinin sicil amiri midir ki onları ikna etmek için görüşmeye çağırıyor, icra yetkisini bizzat eline almak mı istiyor ki sürece bu denli müdahil olmaya çalışıyor?...

Başbakan’ın, Martin Luther King’e özenerek “Benim bir rüyam var.” derken bu günleri kastettiğini hiç sanmıyorum.

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.