Ergin Kahveci: Suriyeli Kaçkınlara Çözüm Bulunmazsa Sosyal Çatışma Kaçınılmaz Olur

Ergin Kahveci: Suriyeli Kaçkınlara Çözüm Bulunmazsa Sosyal Çatışma Kaçınılmaz Olur
İYİ Parti Yüksek İstişare Kurulu Üyesi, Tarım Kurulu Uzmanı, Tarımsal Planlama Uzman, Ziraat Mühendisi Ergin Kahveci Suriyeli sığınmacıların Türkiye açısından yakın gelecekte doğurabileceğ, sorunları ele alan bilimsel bir araştırma kaleme aldı. Kahveci'nin analizi şu şekilde:
 
SURİYELİ KAÇKINLARIN TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ DEMOGRAFİK BASKISI
Suriye’li göçmenlerin ülkemizde neden, niçin, nasıl ve ne amaçla bulunduğu/bulundurulduğu konusu oldukça derin analiz edilmesi gereken bir konu. Teknik ve stratejik boyutları açısından çok yönlü bir inceleme konusu. Ne kadar sığ bakarsak bakalım, durumdan faydalananlar dışında, ülkemiz açısından bir yararının olmayacağı çok açık. Neden?

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 2017 yılı biyometrik verileri (28.12.2017) esas alınarak Türkiye’de geçici koruma kapsamında bulunan Suriye’lilerin demografik bilgilerini yayınladı.

Buna göre; 2017 verilerine göre ülkemizde 3.424.237 Suriyeli bulunuyor. Bu nüfusun 1.852.363 kişisi erkek, 1.571.674 kişisi ise kadın.

Verileri anlaşılır kılmak için tablolar halinde açıklamaya çalışalım.

Tablo 1
 
TÜRKİYEDE BULUNAN SURİYELİ KİŞİ SAYISI
TOPLAM3.424.237ORAN %
ERKEK1.852.36354
KADIN1.571.67446
Tablo 2
 
TÜRKİYEDE BULUNAN SURİYELİ KİŞİLERİN YAŞ GRUPLARI ÜZERİNDEN DURUMU
YAŞ GRUBUKİŞİ SAYISITOPLAMTOPLAMA                     GÖRE ORANI %
0-4 YAŞ515.116515.11615
5-9 YAŞ465.574465.57413,5
10-14 YAŞ349.008349.00810,19
15-18 YAŞ292.892292.8928,55
19-24 YAŞ513.274513.27414,99
25-29 YAŞ325.800325.8009,51
30-34 YAŞ267.830267.8307,82
35-39 YAŞ191.935191.9355,6
40-44 YAŞ141.810141.8104,14
45+ YAŞ360.988360.98810,5
  3.424.237 
 
Tablo 3

 
BARINMA MERKEZLERİ 28/12/2017 TARİHİİTİBARİYLE (10 İLDE 21 BARINMA MERKEZİ)
 
SURİYEŞANLIURFA80.212
GAZİANTEP24.326
KİLİS26.154
KAHRAMANMARAŞ17.288
MARDİN2.753
HATAY17.845
ADANA26.177
ADIYAMAN9.000
OSMANİYE15.042
MALATYA9.454
TOPLAM228.251
GEÇİCİ      BARINMA      MERKEZLERİ      DIŞINDA      KALAN      SURİYELİ      SAYISI (ŞEHİRLERDE YAŞAYANLAR)3.195.986
ÜLKEMİZDE BULUNAN TOPLAM SURİYELİ SAYISI3.424.237

Tablo 4
 
ÜLKEBARINMA     MERKEZİNDE YAŞAYANLARŞEHİRLERDE YAŞAYANLARTOPLAM
SURİYE228.251 KİŞİ3.195.986 KİŞİ3.424.237 KİŞİ

ÜLKEMİZDE GEÇİCİ KORUMA KAPSAMINDA BULUNAN SURİYELİLERİN DAĞILIMI 28.12.2017 İLLERİN KENDİ NÜFUSUNA GÖRE SURİYELİLERİN ORANI VE İLK ON İL
Tablo 5
 
SIRASIİLSURİYELİ NÜFUSİL NÜFUSUİL             NÜFUSUNA ORANI %
1KİLİS131.914130.825100,83
2HATAY457.1061.555.16529,39
3ŞANLIURFA462.9611.940.62723,86
4GAZİANTEP350.0671.974.24417,73
5MARDİN90.701796.23711,39
6MERSİN191.6841.773.85210,81
7OSMANİYE49.888522.1759,55
8KAHRAMANMARAŞ99.1681.112.6348,91
9ADANA171.6852.201.6707,80
10KAYSERİ70.5631.358.9805,19
 
SURİYELİ NÜFUSA GÖRE İLK ON İL
Tablo 6
 
SIRASIİLSURİYELİ NÜFUS
1İSTANBUL537.829
2ŞANLIURFA462.961
3HATAY457.106
4GAZİANTEP350.067
5MERSİN191.684
6ADANA171.685
7BURSA134.490
8KİLİS131.914
9İZMİR129.644
10KONYA99.990
TÜRKİYE GENELİ GÖRE SURİYELİ NÜFUS
Tablo 7
 
SIRASIÜLKESURİYELİ NÜFUSNÜFUSUİL              NÜFUSUNA ORANI %
1TÜRKİYE3.424.23779.814.8714,29

TÜİK Nüfus projeksiyonuna göre 2022 yılında ülke nüfusunun 83.540.000 kişi olacağı tahmin edilmektedir.

2017 yılı verilerine yani 79.814.871 kişilik ülke nüfus verilerine 3.424.237 kişilik Suriyeli kaçkın sayısını ilave ettiğimizde 83.239.108 kişilik bir mevcut ortaya çıkmaktadır. Bu rakam ülkenin 2022 nüfus projeksiyonuna çok yakın bir rakamdır. Yani ülkemiz 5 yıl sonraki nüfusunun bugünden barındırmakta ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalmaktadır. Bu durum bir ülke için ciddi bir demografik baskıdır.

Demografik yapılar ülkeler için hayati öneme haizdir. Toplumun sosyal, kültürel, maddi ve manevi bütün kurumları bu yapı üzerinden yürür/kurgulanır. Diğer ülkesel kaynakların kullanılması, siyasal ve toplumsal olayların tamamı demografik yapı ile etkileşim içinde olur. Toplumun refahı, eğitimi, kültürü, ilerlemesi, gelişmesi, devlete ait tüm kurumların işlevselliği bu yapıya bağlıdır. Devletin ekonomik, askeri ve siyasi gücü, caydırıcılığı bu yapının etkisi altındadır. Bu nedenle gelişmiş ülkelerin tamamı demografik yapının ülke için işlevini düzenlemek, buna göre tedbirler almak, hedeflemeler yapmak, planlamaları bu yapının süreç içerisindeki biçimine göre kurgulamak için yoğun çaba sarfederler.     

Gelişmekte olan ülkeler ise bu yapının oturması,     kısmen stabilite kazanması, öngörülebilir ve planlanabilir olması için çaba gösterirler. Demografik yapıda meydana gelecek ihtimal dışı sapmalar, tüm toplumu ve devletin tüm planlamalarını olumsuz etkiler. Yeni maliyetler, ek külfetler ve maddi manevi bedeller getirir.

Demografik yapıda olabilecek güçlü sapmaların en önemli iki kaynağı katastrofik afetler (uluslararası savaşlar dahil) ve göçlerdir (özellikle dış). Her iki durumda da oluşan insan ve maddi kaynaklı yıkımlar ülkelerin demografik yapılarında ciddi değişikliklere ve sapmalara yol açarlar.
 
Kurtuluş savaşından büyük kayıplarla çıkan genç Cumhuriyet 1922-45 arasında yaklaşık 2 milyon kişi dış göç almıştır. 1988’de Irak’tan yaklaşık 51.500, 1989’da Bulgaristan’dan yaklaşık 345.000 kişi toplu göç alınmıştır. Yine 1991’de Körfez Savaşı akabinde Irak’tan yaklaşık 467.500 kişi, 1992-1999 yılları arasında Bosna’dan yaklaşık 20.000 kişi, Kosova’dan yaklaşık 17.750 kişi, 2001 yılında Makedonya’dan 10.500 kişi göç alınmıştır. Bütün dış göç hareketleri içerisinde en yoğun göç hareketi ise Suriye kökenli göçmenler olmuşlardır. Diğer göçler ile kıyaslandığında birçok yönden farklılıklar gösteren Suriye kökenlilerin göç dalgası, ülkemiz açısından önemli bir demografik baskı ve sorun olarak ortada durmaktadır.

Açıklandığı kadarıyla Suriyeli göçmenler için harcanan 30 milyar dolar gibi GSMHnın % 3,5una denk gelen bir harcama kalemi vardır. Bu rakam ile yurtiçi ekonomide neler yapılacağına dair birçok karşılaştırma rakamı yayınlandı.  Hepsi maddi temelli kıyaslamalar idi. Kültürel kıyaslamalara ya da kültürel uyum sorunlarına ve bunların sonuçlarına dair çalışmalara rastlamadık. Belki yeterli zaman belki de kaçkınların kısa süreli kalacağı düşünülerek bu tür çalışmalar yapılmadı. Bu çalışmada yine maddi temelli olacak şekilde, ihtiyaçlar ve sonuçlar üzerinden bir değerlendirme yapılacaktır.

Tablo 8
 
TÜRKİYEDE BULUNAN SURİYELİ KİŞİLERİN YAŞ GRUPLARI ÜZERİNDENKARŞILAŞTIRMASI
SURİYELİ NÜFUSTÜRKİYE NÜFUSU*KARŞILAŞTIRMA
YAŞ GRUBUKİŞİ SAYISITOPLAMA GÖRE     ORANI %KİŞİ SAYISITOPLAMA GÖRE     ORANI %SURİYELİ
NÜFUSUN
TÜRKİYE
NÜFUSUNA
ORANSAL
DURUMU
%
0-4 YAŞ515.116155.964.0007,48+7,52
5-9 YAŞ465.57413,56.201.0007,77+5,73
10-14 YAŞ349.00810,196.146.0007,7+2,49
15-18 YAŞ292.8928,556.499.0008,15+0,4
19-24 YAŞ513.27414,996.527.0008,18+6,81
25-29 YAŞ325.8009,516.192.0007,76+1,75
30-34 YAŞ267.8307,826.262.0007,85-0,03
35-39 YAŞ191.9355,66.518.0008,17-2,57
40-44 YAŞ141.8104,145.700.0007,14-3
45+ YAŞ360.98810,523.756.00029,78-19,28
 3.424.237 79.765.000  
.       TÜİK Nüfus Projeksiyon verileri 2017

Suriyeli Göçmenlerin cinsiyet üzerinden dağılımında erkek nüfus baskın iken %54 erkek, % 46 kadın; Türkiye nüfus projeksiyonunda bu dağılım dengelidir (% 50,6 erkek, %49,4 kadın). Göçmen nüfus açısından bakıldığında ise bütün yaş gruplarında erkekler lehine bir dağılımın söz konusu olduğu görülmektedir. Ancak bu durumun 0-9 yaş arasında daha dengeli olduğu, 10-39 yaş grubunda bu dengenin erkekler lehine daha fazla bozulduğu görülmektedir.
 
Tablo 8i ile bu cinsiyet dağılımını analiz etmeye çalışırsak:
  • Suriye’li göçmen nüfus ülkemiz nüfusundan daha genç bir yapıya sahiptir.
  • Bakım çağı (0-4 yaş) ve birinci basamak okul çağı (5-18 yaş) aralığında (ilk-orta ve lise) ülke nüfusuna göre önemli sayıda bir katılım söz konusu olacaktır. Bu aralıklar döneminde 1.329.698 kişi katılım gösterecektir. Yükseköğretim çağındaki ise kişi sayısı 513.274’dür. 2017 yılı itibariyle bu sayılar analitik sayılardır. Özellikle Yükseköğretim çağındakiler üzerinden düşünüldüğünde, bu sayıdaki kişinin, yükseköğrenime devam edeceğini varsaymak mümkün olmadığı gibi yükseköğrenime devam yeterlilikleri olup olmadığı, ilgili sınav vb. koşulları geçip geçmeyecekleri belli değildir. Yükseköğrenime devam edemeyecekleri düşünüldüğünde ise istihdam ya da karşılıksız bakım yardımı gibi daha ciddi bir sorun karşımıza çıkmaktadır. Keyfi bir varsayımla yükseköğrenime devam edeceklerin oranını % 5 olarak belirlersek üniversite eğitim yaş grubunda (19-24) 487.610 kişinin işsizlik ve/veya bakım yardımı olarak önemli bir sorun yaratacağı açıktır. Bu grubun ortalama 1 yıl yardım alacağını ve yardımın 850 TL civarında olacağı düşünüldüğünde bu grup için ülkesel maddi bedel, 415.000.000 TLcivarında olacağı hesaplanabilir. Yaklaşık 25.664 kişinin üniversite eğitimin kamu maliyeti ise ortalama 12-15.000 $/kişi olarak ele alındığında; en az 1.185.676.800 TLgibi bir rakamla karşılaşmak muhtemeldir.
15-18 yaş aralığındaki grubun, keyfi bir varsayımla %20’sinin Lise eğitimine devam edeceği ve kalan kısmın ise işsizler ve bakım maliyeti kısmına geçiş yapacağını düşünelim. Bu durumda 58.578 kişinin Lise eğitimine başlayacağı ve 234.314 kişinin yardım tarafında kalacağı hesaplanabilir. Lise kamu eğitim maliyetinin 8.000 $/kişi olduğu varsayılırsa bu ilave katılımın kamuya maliyetinin 1.804.202.400 TLolacağı hesaplanır.

Durumu ilkokul ve ortaokul yaş aralığı için hesaplamaya çalışalım. 5-15 yaş aralığındaki göçmen sayısı 814.582 kişidir. Bu sayının %95’inin okullaşma sürecine dahil olduğunu varsayalım. 773.853 kişi ilave olarak sürece dahil olacaktır. Sürecin kamu maliyetinin 16.000 $/kişi olduğunu varsayarsak bu yaş aralığının kamuya yükünün 47.669.344.800 TLolacağı hesaplanır.

Sadece eğitim maliyetinin toplamda varsayımsal olarak, 50.659.224.000 TL olacağı hesaplanır. Bu rakam ülkenin 2017 bütçesinin (645 milyar) %7,86sıdır ki bu önemli bir büyüklüktür.

Bu maddi yükün üzerine oluşacak sosyal ve psiko-sosyal sorunları ise ayrıca araştırmak gerekir.

-     İşsizlik açısından ele alınırsa: an itibariyle 15 yaş üzeri Suriyeli göçmenlerin (lise eğitimine devam edebileceklerin oranını % 20, yükseköğrenime devam edebileceklerin oranını keyfi bir gözlemsel yaklaşımla %5 varsaydığımızda), 15-24 yaş grubundaki 721.923 kişinin doğrudan işsizler tarafına geçecekleri görülmektedir. TÜİK 2017 Ekim ayı İşsizlik ve istihdam verileri dikkate alındığında (İşsizlik oranı %10,3 ve 3.287.000 kişi; İstihdam oranı % 47,6 ve 28.645.000 kişi); ülke değerleri ile uyumlu bir iş ve istihdam koşulları olduğunu varsaysak bile her iki oranın bu durumdan olumsuz etkileneceği açıktır. İşsizlerin % 47,6’sının istihdam edileceğini varsayarak; 343.635 kişinin istihdam edildiğini düşündüğümüzde (ki; bu düşüncenin gerçekleşme olasılığı hemen hemen hiç yoktur.) 378.288 kişinin işsizlik sorunu ile karşı karşıya kalacağı ortadadır. Böylelikle işsizlik rakamının 3.665.288 kişiye oranının ise %11,48e    çıkacağı    varsayımsal    olarak    hesap    edilebilir.    Yaklaşık    380.000    kişilik    işsizlikkatılımının, normal koşullarda, ülkemiz için 1,5 yıllık bir katılım olduğu ve yine ülke katılımı da düşünüldüğünde ülke projeksiyonlarını 1,5 yıl öne alacağı ve sıkıştıracağı muhakkaktır.

-     25 üzeri yaş grubunda 1.288.363 kişi bulunmaktadır. Bu grubun iş aktif iş görebilir kısmını 25-45 arası kabul edersek bu gruba giren kısım ise 927.375 kişidir. 45 yaşüzeri kişi sayısı ise 360.988 kişidir. Ülke içerisinde nitelikli, niteliksiz, kayıtlı-kayıtsız çalışan en fazla yaş grup aralığının 25-45 yaş grubu olduğu, okullaşma olanağı olmayan 15-25 yaş grubundan gelen yaklaşık %20-25’lik bir kesimin de (721.923 kişinin) çalışma konusunda bu grubu zorladığı düşünülmektedir. Suriyeli göçmenlerden ne kadarının iş sayılabilecek bir işte çalıştığı, ne kadarının yasal mevzuata uygun çalıştığı, ne kadarının kayıt dışı çalıştığı konusunda sağlıklı bir bilgi oluşturulamamıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2016 verilerine göre 2016 yılında 13.298 Suriyeliye çalışma izni verildi. Basın ve akademik merkezlerinin bildirimlerine göre ise Suriyeli kayıtlı çalışan sayısının 10-15 bin civarında olduğu bildirilmektedir. Yine bu kaynaklı tahminlerde 1,2 milyon ile 1,5 milyon arasında ise kayıtsız çalışan Suriyelilerden bahsedilmektedir. Yine ilk eğitim çağındaki çocukların ise ancak (4-17 yaş grubu) yarısının eğitim alabildikleri akademik raporlarda bildirilmektedir.

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (HUGO) Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan'a göre, Türkiyede şu anda 500 bin civarında Suriyeli hane var. Bu hanelerden en az bir kişi çalışıyorsa, 500 bin Suriyeli istihdama katılıyor. Doç. Dr. Erdoğan’a göre, Türkiye’de işsizliğin yüzde 12’lere kayıt dışı çalışmanın da yüzde 34’lere dayandığı bir dönemde, iyi yetişmiş kalifiye Suriyeli yoksa, iş hayatına girmeleri mümkün görünmüyor. Hele hele, dil sıkıntısı ve uyum sorunu yaşayan Suriyeli işçilerin, böyle bir dönemde hiç şansı yok. HUGO Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan’a göre, Türkiye’de, okul çağında (6-17) olan Suriyeli çocuk sayısı 903 bini aşıyor. Bunun yüzde 50’si okula gidiyor. Yüzde 50’nin içinde 162 bini Türk okullarına gidiyor. Geri kalan 360 bin çocuk da geçici eğitim merkezlerinde Suriye müfredatına göre Arapça eğitim yapan, eğitim kalitesinde ciddi sorunları olan okullara gidiyor.

Bizim öngörülerimizle, Sayın Murat Erdoğan’ın tespitleri arasında örtüşme olması, dikkat çekici bir durumdur. Sayın Erdoğan, 6-17 yaş grubunu kullanarak okullaşma/okuma oranını % 50 olarak tespit etmiştir. Biz ise 5-15 yaş, 15-18 yaş, 18-24 yaş aralıklarında ayrı ayrı eğitim gurubu üzerinden bir değerlendirme yapmış bulunmaktayız. Bu üç grup için eğitime katılımı toplamda 858.095 kişi olarak tahmin etmekteyiz. 5-24 yaş gurubunun toplamını 1.620.748 kişidir. Bu gurubun eğitime katılan 858.095 kişi için katılma oranı % 52’dir. Bizim üniversite eğitimine katılma oranı olarak öngördüğümüz 25.664 kişilik grup çok küçük bir gruptur. Sayın Erdoğan’ın 6-17 yaş grubu ile bizim esas aldığımız yaş aralıklarından farklı olsa bile buradaki sınıflamanın ilköğretim ve orta öğretim aralığı olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar sonunda tespit ve öngörülerimizin örtüştüğü görülmektedir. Bu durumda eğitime katılanların dışında kalan 2.566.142 kişinin bakıma, yardıma, işe, asgari geçim koşullarına, muhtaç olduğu ortadadır. Eğitimdekilerle beraber, yeterli beslenme, sağlık, güvenlik, sosyal kültürel ihtiyaçlar ve hepsinden önemlisi ülkesel değerlerle adaptasyon koşullarına ayrıca muhtaçlık olacağı da aşikârdır.

-     Yaklaşık 2,5 milyon kişi. Resmi kayıtlı olan. Bu kadar insan her yaştan. Okula gitmeyen, işsiz ve tamamen bakım zorunluluğu olan nüfus. Gıda yardımı, sosyal yardım, sağlık yardımı, barınak temini, kamp ve yerleşim olanakları vb yardımların aile başı 850 TL/ay civarında olacağı basına yansıya rakamlardan elde edilebilir. Bu durumda ortalama 5 kişilik aile düşünüldüğünde; yaklaşık 700.000 ailenin yardım alması gerektiği düşünülebilir. TÜRKİŞ’in Aralık 2017 için açıkladığı 4 kişilik ailenin açlık sınır 1.608 TLdir. Bizim hesaplamamızda aile 5 kişi olarak alınmıştır. Bu rakamın doğrudan devlet yardımı olarak yapıl/abilmesi/ması objektif görülmemektedir. Bu nedenle aylık hane başı 850 TLlik bir maliyet öngörülerek; Yıllık 7 milyar TLlik bir fatura ile karşılaşmaktayız. Bu rakamın ülke bütçesinin yaklaşık % 1i kadardır. Suriyeli göçmenlerin daha ne kadar ülkemizde kalacağı belli değildir. Kaldı ki; bu tür göçlerin, 5 yıldan fazla kalıcılığı, göç edenlerin göç edilen yere entegrasyonunu sağladığı için geldikleri yere dönme arzuları ve dönmeleri azalmaktadır. Beş yıllık bir süre bile ülkemiz ekonomisi için 35 milyar TL gibi ek bir gider nedeni olacaktır. Tamamen yurtiçinde kalmaları halinde eğitim maliyetlerinde yapılan hesaplama gibi bir hesaplama yapılmalıdır. Tamamen kalıcı nüfus olarak kabul edilmeleri halinde, bu kadar nüfusun bakıma muhtaç kalması sosyal devlet açısından ve sosyal adalet açısından doğru olmayacaktır. Bu kişilerin çalışma düzenine entegrasyonu sağlanmalıdır ki; yukarıdaki işsizlik rakamları karşısında bu durum ciddi sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

-     Buraya kadar analiz edilenlere bakarak, yanılgıyla; önümüzdeki sorununun, sadece maddi bir sorun olmadığını özellikle vurgulamak gerekir. Her ne kadar da ülkenin aile yapısı, hanehalkı sayısı, hanehalkı geliri, hanehalkı gideri, okullaşma oranı, okuma yazma oranı, derslik sayısı ve planlaması, GSMH’ya katkı-alınan pay, sağlık ve sosyal yardım payı, konut ve mekan ihtiyacı ve bedeli vb. birçok faktörün bu şok katılımdan etkileneceği açıktır. Bunlardan bir kısmı kısa bir kısmı orta bir kısmı ise uzun vadeli ülkesel planları bozacağı, onları birkaç yıl geriye götüreceği, kaynakların artırılarak paylaşımına katkı sağlanamayacağına göre varolan kaynakların paylaşımından kaynaklanacak ülkesel refah kayıplarının bariz olarak sosyal ve toplumsal yansımalarının olacağı ortadadır. Bu şekildeki maddi kayıpların üstlenilmesinin doğru olmadığını özellikle vurgulamak gerekir.

Buraya kadar yapılan analitik ve gözlemsel değerlendirmeler, konunun nicelik boyutunu içermektedir. Ancak kanaatimizce asıl önemli olan niteliksel boyut ve bunun altındaki kültürel etkileri. Bu açıdan en önemli sorun uluslaşma sorunudur.

19. Ve 20. YY siyasal tarihinin öznesi uluslar ve ulus devletler olmuştur. Toplumlar bu süreçte büyük toplumsal değişimler ve kaoslardan geçmişler ve uluslaşma ve/veya ulus devlet üzerinden toplumsal düzeni sağlayabilmişlerdir. Uluslaşma, ortak ulusal değerlerin ve ortak getirilen kültürün bir ülkü çerçevesinde ortaklaştırılması ve belli büyük hedeflere bütün bir bakış ile yönelinmesiyle mümkün olmaktadır. Basitçe, kıvanç ve tasada bir olmak; belli bir coğrafya üzerinde ortak söz ve hakimiyet sahibi olmak; içerde ve dışarıda bağımsız ve egemen olmak; demokratik hakların ayırımsız ve sınıfsız olarak kullanılmasını güvence altına almak ve bunu topyekün toplum olarak kabul etmek gibi genel kuramlara bağlanan uluslaşma kavramı, son derece hassas ve ülkenin devamlılığı açısından son derece özel bir konudur. Kadimden getirilen, dayatılan, yumuşak geçiş süreçleri ile zamana yayılarak kazanılan uluslaşma ve ulus olma bilinci; kadimden getirilmiyor ve dayatılmıyorsa; uzun bir kültürleme-kültürleşme ve hatta yeni nesil için, kültürlenme süreçlerine ihtiyaç gösterir. 3,5 milyonluk bir kütlenin, anadili farklı, yaşam tarzı farklı, eğitim düzeyi hemen hemen ülkenin 100 yıl gerisinde olan ve kendi vatanların da bile ulus bilinici ne kadar içselleştirdikleri tartışmalı olan bir kütleyi, böyle bir sürece sokmak ve oradan sağlıklı bir ulus bilincioluşumunu beklemek, oldukça iyimser bir tutum olur. Ne kadar iyimser olunsa bile kalan olasılık halinin bile ciddi bir sorun olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.
 
ÜLKEMİZDE GEÇİCİ KORUMA KAPSAMINDA BULUNAN SURİYELİLERİN DAĞILIMI 28.12.2017                                                                                                                                                                                                    ALFABETİK
İL SIRAİLLERKAYIT EDİLENNÜFUSİL        NÜFUSU        İLE KARŞILAŞTIRMA YÜZDESİİL SIRAİLLERKAYIT EDİLENNÜFUSİL        NÜFUSU        İLE KARŞILAŞTIRMA YÜZDESİ
TOPLAM3.424.23779.814.8714,29%TOPLAM3.424.23779.814.8714,29%
1ADANA171.6852.201.6707,80%42KAHRAMANMARAŞ99.1681.112.6348,91%
2ADIYAMAN28.160610.4844,61%43KARABÜK613242.3470,25%
3AFYONKARAHİSAR5.798714.5230,81%44KARAMAN665245.6100,27%
4AĞRI1.083542.2550,20%45KARS206289.7860,07%
5AKSARAY2.279396.6730,57%46KASTAMONU1.281376.9450,34%
6AMASYA586326.3510,18%47KAYSERİ70.5631.358.9805,19%
7ANKARA93.7935.346.5181,75%48KIRIKKALE1.097277.9840,39%
8ANTALYA5632.328.5550,02%49KIRKLARELİ2.274351.6840,65%
9ARDAHAN14798.3350,15%50KIRŞEHİR1.098229.9750,48%
10ARTVİN60168.0680,04%51KİLİS131.914130.825100,83%
11AYDIN10.3231.068.2600,97%52KOCAELİ46.5411.830.7722,54%
12BALIKESİR3.6651.196.1760,31%53KONYA99.9902.161.3034,63%
13BARTIN65192.3890,03%54KÜTAHYA631573.6420,11%
14BATMAN20.802576.8993,61%55MALATYA27.287781.3053,49%
15BAYBURT5790.1540,06%56MANİSA8.9451.396.9450,64%
16BİLECİK706218.2970,32%57MARDİN90.701796.23711,39%
17BİNGÖL871269.5600,32%58MERSİN191.6841.773.85210,81%
18BİTLİS881341.2250,26%59MUĞLA12.970923.7731,40%
19BOLU1.739299.8960,58%60MUŞ1.202406.5010,30%
20BURDUR8.369261.4013,20%61NEVŞEHİR7.804290.8952,68%
21BURSA134.4902.901.3964,64%62NİĞDE4.864351.4681,38%
22ÇANAKKALE4.534519.7930,87%63ORDU799750.5880,11%
23ÇANKIRI501183.8800,27%64OSMANİYE49.888522.1759,55%
 
 
24ÇORUM2.524527.8630,48%65RİZE850331.0480,26%
25DENİZLİ10.3851.005.6871,03%66SAKARYA11.953976.9481,22%
26DİYARBAKIR31.7761.673.1191,90%67SAMSUN5.0751.295.9270,39%
27DÜZCE994370.3710,27%68SİİRT3.735322.6641,16%
28EDİRNE6.493401.7011,62%69SİNOP113205.4780,05%
29ELAZIĞ7.885578.7891,36%70SİVAS4.030621.2240,65%
30ERZİNCAN166226.0320,07%71ŞANLIURFA462.9611.940.62723,86%
31ERZURUM923762.0210,12%72ŞIRNAK14.860483.7883,07%
32ESKİŞEHİR3.639844.8420,43%73TEKİRDAĞ8.613972.8750,89%
33GAZİANTEP350.0671.974.24417,73%74TOKAT1.058602.6620,18%
34GİRESUN174444.4670,04%75TRABZON2.720779.3790,35%
35GÜMÜŞHANE87172.0340,05%76TUNCELİ11082.1930,13%
36HAKKARİ5.173267.8131,93%77UŞAK2.169358.7360,60%
37HATAY457.1061.555.16529,39%78VAN2.8491.100.1900,26%
38IĞDIR104192.7850,05%79YALOVA3.527241.6651,46%
39ISPARTA6.881427.3241,61%80YOZGAT4.043421.0410,96%
40İSTANBUL537.82914.804.1163,63%81ZONGULDAK379597.5240,06%
41İZMİR129.6444.223.5453,07%     
 
 
Yukarıdaki   tabloyu   referans   alıp   TÜİKin   verilerini   daha   reel   kabul   ederek   bir   analiz   yapacak olursak;
  • Toplam Suriyeli sayısı TÜİK verilerine göre Türkiyenin 78 İlinin İl nüfuslarından daha fazladır (Göç idaresi verileri ile TÜİK verileri arasında hem toplam nüfus hem de il nüfusları açısından farklar vardır. Göç İdaresi verileri, TÜİK verilerine göre toplam ülke nüfusu açısından; 80.810.525-79.814.871=995.654 kişi daha azdır.). Bundan sonraki incelemelerde TÜİK verileri kullanılacaktır.
  • Toplam Suriyeli sayısıülkemizin en az nüfus sıralamasına göre 17 ilinin nüfusundan daha fazla, 18 İl nüfusunun toplamından ise biraz azdır. TÜİK 2017. Bu durum ülke demografisi için çok büyük bir yük ve sorundur.
 
SIRA NOİLNÜFUSU
1BAYBURT80.417
2TUNCELİ82.498
3ARDAHAN97.096
4KİLİS136.319
5ARTVİN166.143
6GÜMÜŞHANE170.173
7ÇANKIRI186.074
8BARTIN193.577
9IĞDIR194.775
10SİNOP207.427
11BİLECİK221.693
12ERZİNCAN231.511
13KIRŞEHİR234.529
14KARABÜK244.453
15KARAMAN246.672
16BURDUR264.779
17BİNGÖL273.354
 TOPLAM3.231.490
18HAKKARİ275.761
 TOPLAM3.507.251
 SURİYELİ SAYISI3.424.237
-     Suriyeli nüfus sayısıülkedeki köy ve belde nüfus sayısının (6.049.393 kişi) %56,6sı kadardır.

Bu nüfusun neredeyse tamamı, hem geldikleri mekansal ortam nedeniyle, hem kültürel nedenlerden dolayı ve hem de eğitim durumları nedeniyle köy ve belde nüfusudur. Bu sayı Türkiye köy nüfusunun yarısından fazla olduğuna göre; nüfusun kültürel açıdan kentlileşmesi sürecine yapılacak en büyük kötülüktür. Kültürel olarak, en az 30-50 yıllık bir süreç olarak gelen ülkemizin kentlileşme süreci, bu nüfus açısından en az 30-50 yıllık bir enerji kaybına yol açacak, oluşacak makas nedeniyle olağanüstü sorunlarla karşılaşılması muhtemel olacaktır. İç İşleri Bakanlığı “Türkiye Mülki İdare Envanterine” göre ülkemizdeki köy ve belde sayısı 18.336 adettir. Bu sayı ile TÜİK 2017 köy ve belde nüfusu olan 6.049.393 kişi arasındaki ilişkiyi değerlendirecek sadece ampirik esasla değerlendirecek olursak; köy belde nüfusu ortalaması olarak yaklaşık 330 kişi buluruz. Bu durumu 330 kişiye bir köy yerleşkesi ve bir

mahalli birim olarak değerlendirmemiz mümkün olur. Aynı bakışla mevcut Suriyeliler için 10.376 köy kurmamız gereği ortaya çıkar. Bu durumun ekonomik ve demografik karşılıkları bir yana; kültürel-siyasi ve yönetim bilimleri açısından karşılıkları ne kadar büyük bir sorun ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Kaldı ki; durum demografik açıdan ele alınırsa; ülke açısından çok yönlü bir süreç gerilemesine ve sıkışıklığına yol açacağı ortadadır.
  • Kırsal nüfus açısından bakarsak FAO verilerine göre Türkiye nüfusunun % 25,6 sı kırsal nüfustur. Bunun karşılığı ise yaklaşık 20.687.500 kişidir. Suriyeli nüfusu daha iyimser davranarak bu kırsal nüfusa göre değerlendirecek olursak; ülke nüfusunun %16,5ine tekabül etmektedir. Başka bir bakış açısı ile ülke kırsal nüfusunun yaklaşık 25.112.00 kişiye, kırsal nüfus oranının ise % 31e yükseleceği tespit edilebilir.
  • Suriye’li kaçkınlar açısından, doğum, ölüm, evlenme, boşanma, hanehalkı sayısı, hanehalkı nüfusu ve ortalama hanehalkı kişi sayısı, hanehalkı işgücü, hanehalkı istihdamı, hanehalkı gelir ve giderleri, sağlık, eğitim, nüfus yoğunluğu, nüfus hareketleri vb birçok demografik kavram açısından herhangi bir sağlıklı bilgimiz yoktur. Konu üzerinde gerek analitik gerekse de bilimsel araştırmaların olmaması sayılı kavramlar açısından bir değerlendirme yapmamızı engellemektedir.
  • Konunun iç güvenlik boyutu açısından da birkaç değerlendirme yapacak olursak; askerlik görevleri ve toplumsal yansımaları, sivil savunma, seferberlik, kilit personel, ülke sivil ve toplumsal sorumluluk emtiası açısından önemli bir sorun olacağı düşünülmektedir. Kaynakların paylaşılması karşılığında, toplumsal sorumluluk ve ödevlerin paylaşılmaması/ gereği kadar paylaşılmaması/ kültürel kesintiler ve kültürel gecikmeler, bir toplum için toplumsal devinimler açısından çatışma sebepleri olarak ortaya çıkabilir. İç barış için son derece sorunlu bir hal alabilir. Ülkenin ekonomik ve kültürel olarak zayıflamasına; ülkesel “ülkü” değerlerinin aşınmasına/ aşındırılmasına, milli duyguların ve merkeziyetçi idare anlayışlarının zarar görmesine yol açabilir.
  • Aynı şekilde, konunun dış güvenlik açısından değerlendirilmesi ise oldukça çok yönlü bir analiz gerektirmektedir.
Sonuç:
  • Yukarıdan beri basit, yüzeysel, analitik/ampirik, tamamen gözlem ve varolan/tespit edilen verilere dayalı olarak analizler yapılmaya çalışılmıştır. Bir kısmı istatistiksel olan bu tespitlerin, bir kısmı ise veriler arası bağıntılar kullanılarak; varsayım ve öngörü mantığına göre oluşturulmuştur.
Suriye’li kaçkınların ülkesel boyutta demografik, kültürel, güvenlik ve sosyo-ekonomik sorunlara yol açacağı açıktır. Yaklaşık 5 yıldır çözümsüz olarak ortada duran ve gün geçtikçe sayıları artan Suriye’li kaçkınlar için çok acil çözüm üretilmesi elzemdir. Aksi taktirde kısa vade içerisinde ülkede yeni bir alt toplum oluşacak ve bununla beraber yeni toplumsal ve ülkesel sorunlar meydana gelecektir. Ülkenin sosyo-kültürel alt yapısında; sosyolojik anlamda (aile, inanç, grup, cemaat vb) yeni toplumsal kurumların oluşması ve bunların toplumsal yapının var olan değerleri ile çatışması kaçınılmaz olacaktır.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.