Fahrettin Yokuş: Türkiye İnsan Hakları İhlallerinde Birinci

Fahrettin Yokuş: Türkiye İnsan Hakları İhlallerinde Birinci
İYİ Parti Konya Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Fahrettin Yokuş, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Gününe ilişkin açıklamalarda bulundu.
 
Yokuş “Türkiye AİHM sistemine 1987 yılında katılmıştır. Türkiye, bu tarihten 2017 yılına kadar hakkında en çok karar verilen ülke olmuştur. Bu süreçte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu 3386 kararın 2998’inden en az bir insan hakkı ihlali olduğunu ortaya koymuş sadece 77 kararda hiç ihlal olmadığına karar vermiştir.
 
Türkiye’nin İnsan Hakları İhlallerinde yoğun olarak;
 
1- Adil Yargılanma İhlali
2- Tutuklanma Esaslarına Dair Özgürlük ve Güvenlik Hakkı İhlali
3- Mülkiyetin Korunma Hakkı İhlali
4- Soruşturma ve Yargılanma Sürecinin Uzaması İhlali alanlarında görülmektedir.
 
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerinde, ülke vatandaşlarının en çok başvuruda bulunan ülkeler sıralamasında dünya 3.’sü olmuştur. İlk sırada Romanya ardından ise Rusya gelmektedir.
 
15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen hain darbe girişimi sonrası çıkarılan OHAL kanunu ile bir kısım haklara getirilen kısıtlamaların dışında, ağır insan hakları ihlalleri yapılmıştır. FETÖ terör örgütü üyeliği şüphesi ile on binlerce insanın KHK ile iş akdine son verilmiş, mülküne el konulmuş, özgürlüğü elinden alınmıştır. Anayasa’mızda ve Temel İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, vatandaşa verilen haklar yok sayılarak uygulamalar yapılmıştır.
 
KHK ile iş akdi feshi edilen Devlet memurlarının mahkemelerden aldıkları beraat kararları, takipsizlik kararları vardır ve herhangi bir suç unsuruna rastlanmamıştır. Bugün itibari ile 20 bin civarında kamu görevlisinin hiçbir suçu olmaması ve mahkemelerce aklanmasına rağmen, Mahkeme kararları yok sayılmış ve işlerine geri döndürülememiştir.
 
KHK ile iş akdi feshedilen binlerce memur ile ilgili olarak iki yıla yakın süre geçmiş olmasına rağmen, ne dava açılmış ne de görevlerine iadeleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, bir yılı aşkın süre ile tutuklu olup, duruşmalara çıkarılmayan binlerce insanımız adalet beklemektedir.
 
Ak Parti iktidarının ikinci döneminden itibaren, Türkiye’de adalet tamamen siyasallaştırılmıştır. Siyasi iktidarın yargı üzerindeki baskısı ve liyakatsiz kişilerin devlet yönetiminde etkin kadrolara atanmaları, Türkiye’yi hukuksuz bir devlet haline getirmiştir. Adalete güvenin neredeyse yüzde sıfır noktasına dayandığı bir Türkiye tablosu görülmektedir.
 
Her ne kadar 24 Haziran seçimleri sonrası OHAL yasası kaldırılmış olsa da Türkiye’ye getirilen yeni düzenlemeler ile valilere verilen yetkilerle Türkiye bir parti devletine yani korku cumhuriyetine dönüştürülmüştür.
 
 

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ HAKKI ÇİĞNENİYOR
 

2019 tarihli BİA Medya Gözlem Raporuna göre, Ağustos 2014’ten 1 Nisan 2019’a kadar Cumhurbaşkanı’na yönelik görüş, eleştiri ve düşünceleri nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 299. maddesiyle en az 57 gazeteci hapis cezası alarak cezaevine girmiştir.
 
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün geçen yılki açıklamasıyla bu konudaki dava sayısı 2014’te 132 iken, sadece 2017’de 20 bin 539 kişi hakkında soruşturmanın başlatılıp 6 bin 33 ceza dâvâsının açılması vahameti ele veriyor.
 
Demokrasi endeksi”nde 167 ülke arasında 90. sıralarda “tam ve yarı demokrasiler,” hatta “kusurlu demokrasiler” kategorisinden düşüp “hibrit-karma otoriter rejimler” arasına düşen Türkiye, “basın özgürlüğü endeksi”nde de 180 ülke arasında 150. Sıralarda
 
 
ULUSALARARASI MÜLTECİ HUKUKU ÇİĞNENİYOR
 
İnsan Hakları İzleme Örgütünün, Eylül 2018 yılında Doğu Türkistan'daki ölüm kamplarıyla ilgili raporunda Çin'in insanlık dışı zulmünü bütün çıplaklığıyla ortaya koymuş, başta Türkiye olmak üzere Doğu Türkistanlı Türklerin yakınlarının yaşadığı 26 ülkeye bazı önerilerde bulunmuştur. İnsan Hakları İzleme Örgütü Türk Hükûmetine şu önerilerde bulunmuştur: “Türkiye'deki Uygur sığınmacıları geri göndermeyin, kısa süreli oturma izinlerini uzun süreli hâle getirin. Çocuk sığınmacılar varsa onlara eğitim imkânı sağlayın. Kesinlikle bu Çin'den göçen Uygurları geri göndermeyin çünkü Çin'e dönenler doğruca zulüm kamplarına gönderilmektedir.”
 
Diğer yandan, Kanada'nın başını çektiği Fransa, Almanya, İsviçre, Hollanda, Avusturya, Finlandiya ve İsveç gibi Avrupa ülkelerinin Çin'de bulunan toplam 15 büyükelçisi Çin Hükûmetine bir mektup yazar. Bu mektupta Uygur Türklerine bu kamplarda yapılan zulümlerin kaldırılmasını, bu kampların dağıtılmasını talep ederler ama Çin Hükûmeti bu açık talebe de maalesef karşılık vermemektedir.
 
15 batılı ülke ve Kanada Çin'de zulüm gören Doğu Türkistan Türkleri için mektup yazıp zulmün hesabını sorarken Türk Hükümetinin bu noktada girişimlerde bulunmadı.
 
Türkiye’yi yönetenler, sığınmacılara, uluslararası mülteci hukukuna uygun olarak eşit davranmıyor. Eğer sığınmacı Suriye vatandaşı ise başta vatandaşlık hakkı olmak üzere, her türlü hak veriliyor. Ancak, sığınmacı Çin’den gelen Doğu Türkistan Türk’ü, Irak’tan gelen Türkmen ya da Afganistan’dan gelen ise farklı muamele yapılıyor.
 
Uluslararası Mülteci Hukuku çiğnenerek, özellikle Türk kökenli sığınmacılar gözetim altında tutuluyor. Hakları çiğneniyor.
 
 
YAŞADIĞIMIZ EKONOMİK KRİZİN TETİKLEYİCİSİ TÜRKİYE’DEKİ HUKUKSUZLUKTUR
 
Bugün Türkiye tek adam tarafından yönetilen bir oligarşi yapıya evrilmiştir. Hukukun üstünlüğü rafa kaldırılmış, bu nedenle yaşanabilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. Demokrasinin varlığı ve hukukun üstünlüğünün tartışıldığı bir ülkede huzur ve istikrarın olması elbette beklenemez.
 
Yaşadığımız ekonomik krizin en önemli nedeni, Türkiye’nin her geçen gün yönetim tarzı olarak demokrasiden uzaklaşması ve İnsan Hakları İhlallerinin yoğun olarak yaşanmasıdır. Bu nedenle ülkemiz yabancı yatırımcılar için cazibe merkezi olmadığı gibi, vatandaşlarımızın sermayelerini yurt dışına götürdüğü, genç nüfusumuzun Türkiye’de bir gelecek olmadığı düşüncesi ile yurt dışında çalışmak ve yaşamak için göç ettiği bir ülke haline getirilmiştir.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.