İsmail Koncuk Haberiniz.com'a konuştu-1

İsmail Koncuk Haberiniz.com'a konuştu-1

 

Röportaj: Ceyhun Bozkurt

 

15 Ağustos itibariyle kamu çalışanlarını temsil eden yetkili sendikalar ile Hükümet toplu görüşmelere oturdu. Her yılın Ağustos ayında olduğu gibi, milyonlarca kamu çalışanı ve ailesinin gözü, bu görüşmelerde olacak. En çok hizmet kolunda yetkisi olan Türkiye Kamu-Sen de bu görüşmelerin merkezinde yer alacak. Türkiye Kamu-Sen’e bağlı en büyük sendika olma özelliğinde olan ve Eğitim hizmet kolunda yetkiyi elinde bulunduran Türk Eğitim-Sen de bu görüşmelerde kritik öneme sahip. İşte Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’la Toplu görüşmelerden gündemdeki birçok konuya ilişkin bir görüşme gerçekleştirdik.Röportajımızın ilk bölümünde İsmail Koncuk, toplu görüşmelere ilişkin stratejilerinden, masaya getirilecek taleplerine kadar birçok konuyu konuştuk. İşte bu sohbetin ilk bölümü:

 

Haberiniz.com - Sayın Koncuk öncelikle toplu görüşmelerle başlayalım. Hükümetle masaya oturuyorsunuz. Sizde Türkiye Kamu-Sen olarak Türkiye’nin en önemli kamu çalışanları konfederasyonusunuz. Masaya neleri koyacaksınız, talepleriniz neler olacak?

 

İsmail Koncuk - 2008 toplu görüşmeleriyle ilgili Hükümetin aldığımız mutabakatı hayata geçirmemesi nedeniyle biraz daha güvensiz oturuyoruz. Çünkü 2008 toplu görüşme sürecinde biz birçok maddede hükümetle anlaştık. Ancak bu maddelerde, kanunun üç ay içinde hayata geçirilmesi gerekirken, hükümet bir yıldır bir adım atmadı. Maddelerin yarısından fazlası hayata geçirilmedi, gerekli değişiklikleri yapmadı. Dolayısıyla biz bu toplu görüşmelere güvensiz bir ortamda oturuyoruz. Çünkü bu kabul edilen maddelerin hayata geçmemesi bize göre 2008 toplu görüşmelerini bir anlamda hükümetin toplu görüşmelere bakış açısını bizim nazarımızda güven vermez bir duruma düşürmüştür. Dolayısıyla biz böyle bir haleti ruhiyeyle toplu görüşmeye oturacağız. Tabi Türkiye Kamu-Sen, temsil ettiği kitle bakımından Türkiye’nin en büyük memur sendikası. Türkiye’de kamu çalışanlarının yarısından fazlasını temsil ediyor. Çünkü 6 hizmet kolunda yetkili olan sendika. 4 hizmet kolunda Memur-Sen, 1 hizmet kolunda da KESK var. Dolayısıyla 6 hizmet kolunda yetkili olan sendikanın toplu görüşmelerde belirleyici olacağı açık bir durumdur. Çünkü yetki konfederasyonlar bazında değerlendirilen bir hadise değildir. Yetki, hizmet kolları bazında değerlendirilir. Yani  eğitim hizmet kolunda Türk Eğitim-Sen söz söyleme kabiliyetine, hakkına sahiptir. Dolayısıyla Türkiye Kamu-Sen 6 hizmet kolunda yetkili olduğu için, bu toplu görüşmelerde de Türkiye Kamu-Sen’in öncelikleri, talepleri gündeme gelecektir ve toplu görüşmelerde bir başarı bekleniyorsa, Türkiye Kamu-Sen’in taleplerine cevap bulabilmesiyle ancak mümkün olabilecektir. Tabi Türkiye Kamu-Sen kamu çalışanları alanında, yıllardır sorumlu sendikacılık örneklerini hayata geçirmiş ciddi ve tecrübeli bir sendika. Toplu görüşmelere de Türkiye Kamu-Sen, yıllar içerisinde edindiği bu tecrübelerle oturuyor. Türkiye Kamu-Sen ve dolayısıyla Türk Eğitim-Sen hep aklı selim taleplerle şimdiye kadar hükümetin karşısına oturdu. Türkiye’nin ekonomik, sosyal gerçeklerini biliyoruz. Dolayısıyla ortaya koyduğumuz talepler afaki talepler değil, hep kabul edilebilir talepler olmuştur. Ancak Türkiye’de maalesef hükümetlerin ve AKP iktidarının da kamu çalışanlarının taleplerine pek sıcak yaklaşmadığını, kamu çalışanlarını adeta oynanacak bir meta gibi hükümetlerin değerlendirdiğini biliyoruz. Yani oyuncağım elimden gider kaygısı taşıyan bir çocuk edasıyla kamu çalışanlarının problemlerine yaklaşan hükümet anlayışlarıyla biz bugünlere geldik.

 

Bu kanıya nerden vardınız?

 

Çünkü yıllardır talep ettiğimiz “Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı” bugüne kadar verilmedi. Bunun verilmemesinin ana sebebi eldeki bu oyuncağın kaçacağı korkusu. Hükümetleri bu korku sarmıştır. Halbuki Türkiye’de kamu çalışanları AB ülkelerinin kamu çalışanlarının yaşadığı haklara sahip olabilmeleridir.Bir yandan dikkat ederseniz hükümet “demokratik açılım” adı altında bir takım projeler hayata geçirmeye çalışıyor ve bundan da asla vazgeçmeyeceğini, bu projenin arkasında duracağını söylüyor ama en önemli demokratik açılımın, kendi ülkesinde yaşayan kamu çalışanlarına hak vermek olduğunu görmüyor. Bunu bir kere aşmak zorundayız. İşte bu toplu görüşmeleri biz önümüzdeki yıllarda elde edeceğimiz Toplu Sözleşme ve Grev hakkı ve siyaset yapma hakkıyla bir bütün olarak görüyoruz. Bu toplu görüşmelerde de artık bir sonuca varmak istiyoruz. Artık bu anlamda bize göre, yolun sonuna gelinmiştir. 2009 toplu görüşmelerinde mutlaka “Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı”nın ve kamu çalışanlarına siyaset serbestliğinin getirilmesini ihtiva eden bir kanun değişikliğini gerekiyorsa bir Anayasa değişikliğini, Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslar arası sözleşmeler gereği de, istiyoruz.

 

 

 

 

 

Toplu görüşmelerde olmazsa olmazınız bu talepler mi?

 

Kesinlikle bu.

 

Ekonomik talepleriniz neler?

 

Ekonomik taleplerimiz uçuk ekonomik talepler değil. Kamu çalışanlarına seyyanen 200 TL’lik bir zam teklifimiz oldu. Ayrıca şu anda sendika üyelerine yönelik verilen toplu görüşme primi adı altında 10 TL olan bir ücret var. Bu ücretin 40 TL artırılarak 50 TL’ye çıkarılmasını istiyoruz. Tabi bazı sendikalar kamuoyunu yanlış bilgilendiriyor. Bu para, sendikaların kasasına girecek bir para değil. 50 TL, sendika üyelerinin cebine girecek para. Sendika ödentisi ile uzaktan yakından ilgisi olan bir para değil. Bir takım sendikalar kamu çalışanlarını aldatmak, yanıltmak amacıyla böyle bilgi kirliliği oluşturdular. Sanki sendikalar kasalarını doldurmanın yolu olarak bu parayı istiyor gibi bir hava estirildi. Bunlar çirkin ve yalan ifadelerdir. Kamu çalışanlarının adına talep ettiğimiz toplu görüşme priminin tamamı, sendikalı kamu çalışanlarının cebine girecek paradır. Yani sendikalar hayır kurumu falan değil. Sendikalar, üyeleri adına faaliyet yapan kuruluşlardır. Bu nedenle sendikaların üyeleri adına bir takım sosyal ve ekonomik ayrıcalıklar istemesi kadar tabii bir şey yoktur. Eğer sendikaların böyle bir talebi yoksa zaten sendikal kimliği tartışılır. Dolayısıyla Türkiye Kamu-Sen olarak biz, toplu görüşme priminin de 50 TL’ye çıkarılmasını istiyoruz. Bunun da anlamı şudur: Sendikalı olan kamu çalışanlarına 240 TL, sendikasız olan kamu çalışanlarına 200 TL talep ediyoruz. Ayrıca 2007’de, yine Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların dile getirdiği, 2008 15 Ağustos’unda sayın Başbakan tarafından, Maliye Bakanı ve o zamanki toplu görüşmelerden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu’yla beraber İstanbul’da açıklamış olduğu ek ödemeler meselesi var. “Eşit işe eşit ücret” adıyla ek ödemeler meselesi var. Bu ek ödemelerin mutlaka çözülmesini istiyoruz ve kamu çalışanlarına 110 TL olarak yansımasını bekliyoruz. Bu ek ödemeler, sayın Başbakanın boynuna borçtur.

 

Neden?

 

Çünkü bu açıklamayı 2008 yılında sayın Başbakan yapmıştır ve 2012 yılına kadar kamu çalışanlarına ek ödeme vereceklerini ve bu şekilde kurumlar arası ücret adaletsizliği problemini bitireceklerini açıklamışlardır. Dolayısıyla, 110 TL sayın Başbakan’ın kamu çalışanlarına verdiği sözdür. Yani bu bizim Türkiye Kamu-Sen olarak doğrudan talebimiz değildir.

 

Yani siz sayın Başbakan’ın sözünü yerine getirmesini istiyorsunuz.

 

Evet biz bu sözün yerine getirilmesini istiyoruz. Mademki 2012 yılına kadar eşit işe eşit ücret problemi veya diğer adıyla kurumlar arası ücret adaletsizliği sonlandırılma sözü verilmiştir. O halde bu ek ödemelerin 2012 yılına kadar her yıl düzenli olarak mutlaka devam ettirilmesi lazım. 2009 yılında bu olmamıştır. Bugüne kadar hükümetten bir açıklama gelmemiştir. Dolayısıyla toplu görüşme gündem maddelerinden birisini de bu ek ödeme konusu oluşturuyor. Tabii ki başka taleplerimiz de var. Türkiye Kamu-Sen’in bir yıldır seslendirdiği harcama çeki projesi vardı. Küresel ekonomik krizin, oluşturduğu olumsuz havanın hem kamu çalışanlarını hem de toplumun diğer kesimlerini olumsuz etkilediğini biliyoruz. Dolayısıyla bu ekonomik krizin etkilerini en aza indirmek için hem kamu çalışanlarına hem de toplumun diğer kesimlerine bir harcama çeki projesini gündeme getirdik. Ama maalesef hükümet bu küresel ekonomik krizin dar ve sabit gelirlilerin üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi en aza indirmek için hiçbir tedbir ortaya koymadı. Bir takım rant kesimlerine 54,3 milyar TL bulundu. Şimdi bu kaynağı yaratan hükümetin kamu çalışanlarına ve toplumun diğer kesimlerine de kaynak yaratması gerekiyor. Bütün dünyada alınan tedbir bu yöndedir. Yani refahı tabana yaymak şeklinde bir takım tedbirler alınmıştır. Avrupa Birliği’nde ve ABD’de bu yönde olmuştur. Ama Türkiye’de maalesef vatandaşları krizden çıkarmak adına hiçbir tedbir ortaya konulmamıştır. Türkiye’de 13,8 oranında küçülme yaşanmıştır. Biz bu krizin yarattığı yaraların mutlaka sarılması gerektiğini düşünüyoruz.

 

 

 

 

 

KEY ödemeleriyle ilgili neler talep ediyorsunuz?

 

Bu konu yılan hikayesine döndü. Yani bu kadar beceriksizlik olmaz. Çünkü “beceriksizlik”ten başka ifade edecek kelime bulamıyorum. Bir devletin kendi çalışanlarıyla ilgili sağlam bir arşivinin olmaması çok ilginç. Bunlar mevcut çalışan insanlar. Bu süreç neredeyse 2 yıldır sürüyor. Çalışma başlaması, ilk ödeme yapılması ve şu anda bulunduğumuz nokta, 2 yılı da geçen bir süreçtir. Halen sağlam bilgilere ulaşılamadığı şeklinde gerekçeler üretilmesi nedeniyle hala KEY ödemelerini alamayan kamu çalışanları var. Alanların birçoğu da eksik aldı. Bunun mutlaka düzeltilmesini istiyoruz. Bu konu, belki de toplu görüşmelere gelmemesi gereken bir konu. Yani bu kanun ile düzenlenmiş bir çalışma. Ama kanunun gereği bugüne kadar yapılmadı. Hükümetin bu konuda ciddi bir girişimini de görmüyoruz. Hiçbir yetkilinin KEY ödemeleri konusunda toplumu, kamu çalışanlarını veya diğer çalışanları ikna edici bir açıklama yapmadığını da üzülerek görüyoruz. Dolayısıyla biz bu KEY meselesini de toplu görüşmelere taşımayı konfederasyon olarak uygun gördük. Bu problemleri de gündeme getireceğiz.

 

Başka neler var, masaya yatıracağınız?

 

Biliyorsunuz Türkiye’de kamu çalışanları arasında farklı istihdam modelleri var. 4-A, 4-B, 4-C gibi. 4-B ve 4-C uygulaması bize göre artık insan hakları ihlalleriyle dolu bir uygulamadır. Bunu anlamak mümkün değil. Anayasamızın 10’uncu maddesi, kanunların vatandaşlarımıza eşit olarak uygulanacağını söylüyor. Kamusal alana bakıyorsunuz, kamu çalışanlarının içerisinde kadrolu memurlarımız var, 4-B’li memurlarımız var. 4-C’li memur mu işçi mi statüsü ne olduğu belli olmayan çalışanlar var. 4-C’lerin durumu çok daha perişan durumda. Adeta insan olarak değerlendirilme noktasından uzak çalışma şartları dışında bırakılmış insanlarımız. Bunlar Türkiye manzaraları. 4-B, 4-C ve diğer farklı istihdam şeklinde istihdam edilen çalışanların da problemlerini masaya taşıyacağız. Bir an önce bunların kadrolu hale getirilmesini talep ediyoruz. Çok şey istemiyoruz. Bu çalışanların da diğer kadrolu çalışanların yararlandığı haklardan yararlanmasını istiyoruz. Bundan doğal bir talep olamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası’nda sosyal, hukuk devleti olduğu ifade ediliyor. Ama kendi vatandaşlarına farklı farklı muamele eden, farklı mevzuat hükümlerine tabi tutan, bir devlet anlayışı dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Bırakınız gelişmiş ülkeler nezdinde, en geri kalmış ülkelerde bile böyle bir uygulama olduğunu sanmıyorum. Bu nedenle farklı istihdam modelleri ve farklı bir hukuk uygulanması anlayışı Türkiye’ye yakışan bir manzara değildir. Hele ki, demokrasiyi sürekli vurgulayan, demokratik açılım gibi sihirli kelimelerin arkasına saklanan bir iktidar anlayışıyla asla örtüşmeyen bir uygulamadır ve bizim insanımız bu muameleye layık değildir. Taşeronlaşma aldı başını gidiyor. Devlet kurumlarında bile insanlar, geçici sürelerle yerleştirilmeye başlandılar. Bu insanların hiçbir hakkı yok. Milli Eğitim Bakanlığı’nda 6 aylık süreyle insanlar yerleştiriliyor. Bu bir taşeronlaştırmadır. Gelişmiş, demokratik ülke kavramıyla asla bağdaşmayacak uygulamalardır. Bunun gündemden kaldırılması gerekmektedir. Biz bu doğrular için mücadeleye devam edeceğiz. Bu mücadele uzun soluklu mücadeledir.

 

Peki bu talepler noktasında diğer sendikalarla bir uzlaşma sağlayabildiniz mi? Bu soruyu şunun için soruyorum. Memur-Sen için çok yoğun bir şekilde “Hükümet kontrolünde bir sendika” şeklinde eleştiriler yapılıyor. Toplu görüşme masasında da, bu konfederasyona bağlı 4 sendika var. Bu nedenle, talepleriniz konusunda diğer sendikalar ne diyor?

 

Diğer sendikalarla bu konuda bir görüşme yapıldı. Toplu sözleşme ve grev hakkı konusunda fikir birliği var. İçerik olarak farklı olabilir. Yani bizim toplu sözleşme ve grev hakkı istememizle, diğer bir sendikanın toplu sözleşme ve grev hakkı istemesinin içeriği farklı olabilir. Ama kelime olarak, kavramlar olarak ortak taleplerimiz olacak. Biz kamu çalışanlarının ve ülkemizin menfaati olan her konuda, legal olan herkesle işbirliğine gideriz. Burada şunu da söylemek lazım. Hükümetlerin sendikacılığa soyunmaması lazım.

 

Bu çok tartışılan bir konu. Bunu biraz açabilir misiniz?

 

Hükümetlerin, sendikalar arasında taraf olmaması lazım. İşçi sendikalarının da tabanını oymaya çalışanlar oldu. Memur sendikaları arasında alenen bir sendika destekleniyor. Siyasetçi tarafından, siyasi parti il, ilçe başkanları tarafından, milletvekilleri tarafından, bürokratlar tarafından açıkça bir sendika destekleniyor. Açıkça oradan dışlanan ama mücadele eden, doğruları söyleyen bir konfederasyon da var: Türkiye Kamu-Sen. Bütün bu çabalara rağmen, Türkiye Kamu-Sen 6 hizmet kolunda yetkili sendika. Ayrıca bu olumsuzluklara rağmen, Türkiye Kamu-Sen üye sayısını artıran bir sendika olmuştur. Geçen sene 357 bin olan üye sayımız, bu sene 376 bine çıkmıştır. Bu nedenle düşüncemiz şu: Doğruları yapan büyür. Doğru stratejilerle sendikalar büyür ve gelişir. Bir takım suni desteklerle kendilerini büyüdüm zanneden sendikalar olabilir. Ama bu desteklerin ortadan kalkmasıyla, bu sendikaların hiçbir geleceği olmadığını herkes biliyor. Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen asla böyle bir yönteme başvurmadı. Biz mücadele ile bunu yaptık. Biz siyaset yapmıyoruz, olaylara ideolojik bakmıyoruz. Biz temsil ettiğimiz kitlenin hak ve menfaatleri savunma noktasında sendikacılık yapıyoruz. Tabii ki ülkemizin milli birlik ve beraberliğini , toplumsal barış, ülkemizin bölünmez bütünlüğü bizim için önemli kavramlardır. Bu konularda da tehlike gördüğümüz zaman, elbette duruşumuzu ortaya koyacağız

Yarın:

- Ana dilde eğitim talepleri hakkında düşünceleri neler?

- Andımız kaldırılsın kampanyalarını nasıl değerlendiriyor?

- Demokratik Açılım veya Kürt Açılımı olarak adlandırılan çalışmalara nasıl bakıyor?

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.