Kadına Yönelik “Erk”ek Şiddetiyle Mücadele

Kadına Yönelik “Erk”ek Şiddetiyle Mücadele
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Türk Ceza Hukuku Derneği tarafından düzenlenen, “Kadına Yönelik ‘Erk’ek Şiddetiyle Mücadele” sempozyumu, akademi dünyasından önemli isimlerle, İstanbul Barosu, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği, Türk Ceza Hukuku Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı gibi birçok kurum temsilcisini bir araya getirdi. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında gerçekleştirilen sempozyumda, pozitif hukuk düzenlemeleri ile kriminoloji, sosyoloji, adli tıp, psikoloji gibi pek çok farklı perspektiften kadın haklarıyla ilgili sorunlar ele alındı. Sempozyumda, sivil toplum temsilcilerinin de katılımıyla konunun incelenmesi ve bu alandaki mücadeleye katkı sağlanması hedeflendi.


Türkiye’nin öncelikli sorunu önlemedir
Etkinliğin açılış konuşmalarında söz alan BİLGİ Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, “Yapılan bir araştırmaya göre; yurttaşlar davalar kendisinin aleyhine ya da lehine de sonuçlansa esas olarak süreç adaletini önemsiyor ve yargıya başvurdukları ilk andan itibaren adaletli bir sistem istiyorlar” dedi. Tarhanlı, “Ülkemizde bir yılda 450 kadının erkekler tarafından öldürülmüş olması, esas olarak önleme konusunda sorun yaşadığımızın bir göstergesi” sözleriyle konuşmasını tamamladı. Bir diğer açılış konuşmacısı Türk Ceza Hukuku Derneği Başkanı Avukat Mehmet İpek ise Dünya Ekonomik Forumu’nun 2018 Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre, 149 ülke arasında Türkiye’nin Katar ve Cezayir’in ardından 130.sırada yer aldığını belirtti. BİLGİ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türk Ceza Hukuku Derneği Yönetim Kurulu üyesi Dr. Buket Soygüt ise sempozyum başlığında yer alan “Erk” kavramına dikkat çekerek, kadını şiddete maruz bırakan tüm sosyal ve siyasal yapıları kavramak, teşhir etmek ve dönüştürmek gerektiğini belirtti.



Kadın hareketi uygarlaşma hareketidir
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türkan Yalçın “Türk Ceza Hukukunda Kadın” başlıklı konuşmasında, “Hukuk sistemleri uzun bir süre kadınları görmezden geldi. Bu süreçte kadınlar var olmakla ait olmak arasında kaldı. Özellikle cinsel suçlar söz konusu olduğunda kadın, iffeti üzerinden değerlendirildi” dedi. Kadını damgalayan ve aşağılayan dil kullanımının hukuk aracılığıyla değiştirilmesinin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Yalçın, “Türkiye otoriterleştikçe, demokratikleşmeden vazgeçtikçe, hukuk ve sosyal devlet kurumları oturmadıkça bizler bu şiddeti yaşamaya devam edeceğiz. Kadına şiddetle mücadelede konusunun sadece hukuk yoluyla çözümü mümkün değil. Öncelikle toplumsal algının dönüşümü gerekiyor” şeklinde konuştu. Yalçın konuşmasını, “Kadın hareketi sadece kadınların değil demokratikleşmenin, uygarlaşmanın da hareketidir ve bu hareketin erkeklerle birlikte yürütülmesi gerekir” ifadesiyle sonlandırdı.



Şiddet gören kadınların sadece yüzde 11’i hakkını arıyor
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan Uzm. Dr. Gülsüm Önal Kav, kadınların hak arayışlarının bir sonucu olarak öldürüldüklerine dikkat çekerek, “Türkiye’de şiddete uğrayan kadınların sayısı çok yüksek olsa da bu kadınların sadece yüzde 11’i hak arama yollarına başvuruyor. Bu nedenle şiddete maruz kalan kadınlara ulaşmak ve kadın hakları konusunda farkındalık yaratmak amacıyla ciddi bir emek sarfediyoruz” dedi. Kandiyoti’nin Türkiyeli kadınlar özgürleşmiş ancak doğmamıştır sözüne atıfta bulunan Kav, “Belki de bu süreç bir doğum ve başkaldırı evresidir. Kadınlar artık haklarının farkında ve daha güçlü” dedi.


Sadece fiziksel değil psikolojik şiddetin de izi de sürülmeli
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Kadınlar, sadece fiziksel değil hakaret ve aşağılama gibi psikolojik şiddete de maruz kalıyor. Ancak mahkemeler psikolojik değerlendirmeyi teorik olarak kabul ediyor gibi görülse de pratikte bunun bir yaptırımı olmuyor. Erk şiddet uygulamaya devam edebilir burada önemli olan bizim bu şiddeti nasıl görünür kılabileceğimiz ve şiddet görenleri nasıl koruyabileceğimizdir. Bu izlerin sürülmesi süreci ise ancak bir hastane ortamında mümkün olabilir.Ve bu iz sürülürken kimliğin hiçbir şekilde kayda girmeyeceği kodlama sistemleriyle bir mekanizma kurulması gerekmektedir” dedi.


Mobing mağdurları 32- 55 yaş arası kadınlar
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülsevil Alpagut, “Mobing cinsiyet ayrımı gözetmeyen bir kavram ancak yapılan araştırmalarda mağdurların, yetkin, eğitimli, işini iyi yapan, yaratıcı, açık sözlü, 32 – 55 yaş arası kadınlar olduğu görülüyor” dedi.


6284 sayılı Kanun uygulanmıyor
Mor Çatı gönüllü avukatlarından Selin Nakıpoğlu, “6284 sayılı Kanun aslında pek çok imkanı barındırıyor ancak mülki amirler, muhtarlar bunları uygulamıyor, kağıt üzerinde kalıyor. Kimlik değiştirme imkanı da var, ancak kadın eski kimliğiyle elde ettiği haklarını kullanamıyor. Kadın tüm bunlar için uğraşırken ve yeniden mağdur oluyor” dedi.


İzlanda’da dahi kadına nafaka ödeniyor
İstanbul Barosu’ndan Av. Hülya Gülbahar, “Kadın erkek eşitliğini sağlamada dünyanın bir numaralı ülkesi İzlanda’da kadın işsizliği oranı yüzde 2.5, kadın okuma yazma oranı ise yüzde 100. İzlanda’yı Norveç ve İsveç izliyor. Buna rağmen bu ülkelerde nafakanın kaldırılması konusu tartışılmıyor bile. Almanya, Belçika gibi bazı ülkelerdeyse nafaka öldükten sonra bile devam ediyor” şeklinde konuştu.


Israrlı takip şiddete dönüşme potansiyeli taşıyor
BİLGİ Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Öğretim Üyesi ve Türk Ceza Hukuku Derneği Yönetim Kurulu üyesi Dr. Buket Soygüt, “Israrlı takip bizde ayrı bir suç olarak düzenlenmemiştir. Daha çok TCK m.123 ‘huzur ve sukunu bozma suçu’ kapsamında değerlendirilmektedir. Bu madde ve uygulamada kullanılan diğer ceza hükümleri yetersiz ve muğlak olup esasen cezasızlık yaratmaktadır. Eziyet suçu ise hiç değerlendirilmemektedir. Oysa, hem AİHM kararları hem İstanbul Sözleşmesi uyarınca Türkiye bu eylemleri cezalandırmakla yükümlüdür.Cezalandırma ihtiyacı, eylemlerin tekrar ederek belli bir yoğunluğa ulaşması ile mağdurun korku içinde yaşamasına ve hayat rutinini değiştirmesine neden olması ancak daha yakıcı olarak şiddete dönüşme potansiyeli taşımasıdır” dedi.


Eğitime ve çok kararlı bir devlet politikasına ihtiyaç var
Etkinlikte hem oturum başkanlığını yürüten hem de kapanış konuşmasını yapan, İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Nazan Moroğlu ise “2002 yılına kadar Türkiye’de Medeni Kanun Değişikliği yapılmadığı için toplumsal yapıyı düzenleyen Aile Hukuku, erkek ailenin reisidir diye başlardı. Kadın ise bir birey değil sadece ailenin bir üyesi olarak görülürdü. Bu yılların ardından kadına şiddetle mücadelede artık elimizde hukuksal bir dayanağımız var. İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 Sayılı Kanun’un kabulü kadın hakları konusunda bir zemin hazırlayabilir. Ancak tabii ki hukuk her sorunu çözemez bu alanda disiplinlerarası bir çalışmaya ihtiyaç var” dedi. Çözüm önerilerini katılımcılarla paylaşan Moroğlu, “Yine tek başına yeterli olmasa da en önemli çarelerden biri eğitim ve üniversitelerin yaptığı bilimsel toplantılardır. Özellikle öğretmenlerin eğitimi çok önemlidir. Bunun yanı sıra çok kararlı bir devlet politikasıyla birlikte koordine bir şekilde 6284 Sayılı Kanun’un ve İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması gerekir. Burada da farkındalık ve mevcut durumu görünür kılmak çok kritik” dedi.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.