Mübâdele Neden Olmaz?

Mübâdele Neden Olmaz?

Atılgan Ulutaş

 

Emekli Büyükelçi Ümit Pamir’in bir zaman önce ortaya attığı “referandum yapalım ve Kürtler referandumda isterlerse ayrılsınlar” şeklindeki görüşünü Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın “PKK yanlısı Kürtleri Kuzey Irak’a yollayalım, Türkmenleri alalım” şeklindeki görüşü izledi. Aslında Mümtaz Soysal’dan önce bu görüşe benzer bir görüşü emekli Büyükelçi Gündüz Aktan da ortaya atmıştı. Soysal da, Aktan da aslında yumuşak bir şekilde alıştıra alıştıra nüfus mübâdelesinden” bahsediyorlar.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından, bu cumhuriyetin kuruluş aşamasındaki sancılı olayların hâtırâları, Türkler’in ve Rumlar’ın bir arada yaşamalarına büyük bir engel teşkil ediyordu. İki milletin mensupları, artık bir arada yaşayamayacaklarını anladıklarındandır ki, Türk ordusu İzmir’e girdiğinde, büyük bir Rum nüfusu ülkeyi terk etmek için kendiliğinden harekete geçmişti. Cumhuriyetten sonraki mübâdele, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında kapitülasyonların yanı sıra en fazla uğraşmak zorunda kaldığı azınlık sorununa etkili bir çözümdü. Osmanlı Devleti’nden bakiye kalan her türlü sorunu, iki dünyâ savaşı arası kısa dönemde çözmek için büyük bir çaba harcayan cumhuriyet, kendisini bir ölüm – kalım savaşı içerisine sokan Yunanistan Rumları sorununu da, elbette, etkili bir şekilde çözmek zorundaydı.

 

Mübâdelenin büyük çoğunlukla başarıyla gerçekleştirilmesini kolaylaştıran etkenlerden biri, Türkiye’de yaşayan Rumlar’ın, kendilerine âit bulunan bir başka ülkeye sahip olmalarıydı (Yunanistan). Rum azınlığa her ne kadar Türkleşmiş gözüyle bakılsa da, kendi öz milletinin ülküsünü (Megalo İdea), azınlık olarak yaşadığı ülkenin sınırları içerisinde eritememiş bir azınlığa Türkleşmiş gözüyle bakılamayacağı âşikârdı. Türkiye’de yaşayan Rumlar, kendi ülkülerini unutmakta ve bunu Türkiye’nin bütünlüğü içerisinde eritmekte başarı sağlayamadıkları için, artık Türkler’le yaşamaları imkânsız hâle gelmişti.

 

Oysa Türkiye’de yaşayan Kürt kökenli vatandaşların, Kuzey Irak’taki Türkmen nüfusuyla karşılıklı bir mübâdeleye tâbi tutulması düşüncesi, Türkiye’nin yıllardan beri sürdürmeye çalıştığı “Irak’ın toprak bütünlüğü” siyâsetine tam bir tezat teşkil edecektir. Böyle bir fikrin gündeme gelmesi dâhi, Kürtler’in bağımsız bir ülkesi olduğunu kabûl etmek demektir ki, bu, Irak’ın bölünmüşlüğünü ve bağımsız bir Kürdistan’ın kurulduğunu, henüz kendi çıkarlarımızı masaya yatırmadan, çarçabuk benimsemek anlamına gelir. Ayrıca bu tür bir yaklaşım, Barzânî’nin, yakın bir gelecekte güdeceği düşünülen ve Türkiye, İran ve Suriye’yi kapsayacak irredentizm siyâsetine ivme kazandıracaktır.

 

Türkiye’nin tüm bu ‘açılım’  hamlelerine karşı duyduğu endişe, bu sürecin yeni bir azınlık yaratmakla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı konusuna odaklanmaktadır. Kürt vatandaşların, bu ülkede eşit haklara sahip ve aslî bir unsur olduğu konusunda Türkiye’nin ısrarda bulunmasının amacı, kimi çevrelerin mütemâdiyen propagandasını yaptığı üzere, bu vatandaşları asimile etmek değil; onları, bu ülkenin kurucu milletiyle (Türkler) eşit seviyede görmek demektir ki, demokrasi ve insan hakları da temelde bunu gerektirir. Türkiye’deki Kürt vatandaşları, bir mübâdeleye tâbi olabilecek nitelikteki azınlıklar olarak görmek ise, bugün Türkiye’de Lozan’la belirlenmiş gerçek azınlıkların (gayri – Müslimler) dâhil oldukları kimi hukukî kısıtlamaları, onlara da uygulamak anlamına gelir. Kürtler’in, bugün sahip oldukları özgürlüklerini, böyle bir statüye tercih edecekleri düşünülemez bile…

 

Mübâdele düşüncesiyle, Irak’ın kuzeyinin bir Kürt devleti olduğunu tasdik etmek, aynı zamanda, aynı coğrafyada yaşayan Türkmen nüfusunu da tehlikeye atacaktır. Binlerce yıllık Türk varlığının, Kuzey Irak’tan silinmesiyle sonuçlanacak bir mübâdele önerisi, Türkiye’nin bölge üzerinde hak sahibi olmasının başlıca unsurlarından olan Türkmen nüfusunun, çoktandır sistematik bir şekilde azaltılması tasarılarına büyük katkı sağlayacağı gibi; bahsedilen hak da Türkiye’nin elinden alınacaktır.

 

Bugün, Türkiye’nin hâkim kültürü olan Türk kültürüne, Irak’ta yaşayan Türkmenler kadar eklemlenmiş bulunan Türkiye Kürtleri’nin vatanları, geleceği belirsiz bir özerk bölge değil, binlerce yıllık devlet ve adalet geleneği olan Türkiye’dir. Tabiî ki, çok yakın bir geçmişte kafalarına sokulan sözde ülkülerini, Türkiye’nin gerçek ülküsü içerisinde eritmeleri şartıyla... Çünkü tüm dünyada geçerli olan durum budur. 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.