Özdağ: Suriye’den Gelen Göç Dalgaları Afrin ve Cerablus Bölgesine yönlendirilmelidir

 Özdağ: Suriye’den Gelen Göç Dalgaları  Afrin ve Cerablus Bölgesine yönlendirilmelidir
 TBMM’de basın toplantısı düzenleyen İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, İdlib’te Suriye birliklerinin gerçekleştirdiği saldırıya gereken cevabın verildiğini, bundan sonra izlenmesi gereken yaklaşımın olayların kontrol dışına çıkarak bir Türkiye-Suriye savaşına dönüşmesinin engellenmesi olduğunu açıkladı. Ümit Özdağ, Suriye ve Rusya ile İdlib’ten yeni göçü durduran, HTŞ’nin tasfiyesini diğer muhalif unsurlar ile Suriye arasında yeni anayasa  zemininde uzlaşma sağlanmasını hedefleyen bir anlaşma zemini oluşturulması gerektiğini açıkladı.
 
Ümit Özdağ’ın basın toplantısında yaptığı konuşma şöyle:  
 
“Değerli basın mensupları,
 
İdlib’te dün gece 4 şehit ve 6 yaralımız var. Allah  şehitlerimize rahmet eylesin. Türk Milleti’nin başı sağolsun. Gazilerimize  acil şifalar versin.  Günlerden buyana AK Parti’yi uyarıyoruz. İdlib’in büyük provakasyonlara gebe olduğunu, askeri gözlem noktalarımızın teker  teker kuşatıldığını, ikmalde dahi zorluklar yaşandığını,  Suriye ve  İdlib politikasının yeniden şekillenmek zorunda olduğunu  ifade ediyoruz. Ancak AK Parti yanlış Suriye ve İdlib politikasında ısrar ediyor.
 
AK Parti sadece yanlış Suriye ve İdlib politikasında ısrar etmekle kalmıyor, yanlış Suriyeli sığınmacılar politikasını da sürdürüyor. Türkiye yeni ve çok büyük bir göç dalgası tehdidi ile karşı karşıyadır. İdlib’te Mayıs 2019-Ocak 2020 arasında Birleşmiş Milletler kaynaklarınca da doğrulanan verilere göre 750 binden fazla insan İdlib vilayeti sınırları içinde göç etmiştir. Sadece son 1 ay içinde göç eden insan sayısı 350 bindir. Son bir ayda Suriye’de İdlib eksenli ve Türkiye’nin güvenliği açısından önemli  gelişmeler yaşanmıştır.
 
Suriye Ordusu, batı Halep ve güney İdlib cephelerinde taarruza geçerek muhalif örgütlere karşı açık bir üstünlük sağlamıştır. Böylece  Suriye birlikleri büyük bir ekonomik ve stratejik değeri olan M 4 ve M5 karayollarını şimdilik kesmiştir ve bir süre sonra denetime alacaktır.
 
Suriye Ordusu halen ele geçirdiği yerleri tahkim edip savunmaya odaklanıyor. Suriye Ordusu, kara operasyonlarının başarılı olabilmesi için büyük öneme sahip hava desteği ile ilerliyor. Kötü hava şartlarından dolayı hava kuvvetleri destek veremediği zaman durup kontrol ettiği yerleri tahkim ederken, havanın düzelmesini beklemeye ve bu esnada muhalefetin kontrolündeki sivil yerleşim yerlerini top ve füzeler ile vurmaya devam ediyor. 
 
Suriye Ordusu’nun sivil yerleşim yerlerine yönelik saldırıları zirveye çıkmış durumda. Uçak, helikopterler ve topçu ateşi dışında sivil yerleşim alanları taktik balistik füzeler ile de vuruluyor. Son 2 ayda 12 taktik balistik füze saldırısı gerçekleştirildi. Böylece hava uygun olmadığı için Suriye Hava Kuvvetleri uçamadığı günlerde de halk üzerinde baskı devam ettiriliyor.
 
Öte yandan rejim muhalifi güçler ise büyük bir dağınıklık içinde. Görülen bir diğer husus gelinen noktada Ankara’nın Suriye ordusunun ilerlemesini durdurma konusunda artık diplomatik planda etkisiz olduğudur.  Bunun en somut göstergesi, Türkiye ve Rusya arasında görüşülen ve 12 Ocak’tan itibaren geçerli olacağı ilan edilen ateşkesin sadece 3.5 gün sürmesidir. Üstelik 3.5 gün süren ateşkes sırasında da Suriye ordusu sivil yerleşimler vurulmaya devam etmiştir. Suriye Ordusu 15 Ocak gecesi ateşkesi bozdu.
 
Suriye ordusunun ilerlemesi ile birlikte Türk Askeri Gözlem Noktaları, Suriye ordusu tarafından kuşatılıyorlar. Bu kuşatma her an dün gece 4  şehit 6 yaralı verdiğimiz provokasyondan da  büyük provokasyonlara neden olabilir. Bu büyük provokasyon büyük kayıplara yol açacak çok büyük çatışmaların çıkmasının önünü açabilir.  
 
Suriye Ordusu’nun İdlib’te ilerlemesinden rahatsız olanlar arasında hiç şüphesiz PKK-YPG terör örgütü de var. Bu rahatsızlığın nedeni Suriye Ordusu’nun İdlib Operasyonu’nu sona erdirmesi ve buradan başarıyla çıkması halinde Suriye ordusunun dikkatini PKK-YPG denetimindeki Fırat’ın doğusuna çevirecek olmasıdır. Suriye’nin başlayan yeniden inşa süreci için PKK-YPG’nin işgali altındaki petrol bölgelerini denetim altına alması gerekiyor.
 
Rusya ve İran destekli Suriye ordusu ile HTŞ ve Türkiye destekli muhalefet arasındaki çatışmaların neden olduğu büyük göç nedeni ile 700 binden fazla bir nüfus Türkiye-Suriye sınırına yaklaşmıştır. Bu nüfus Suriye tarafında  kamplarda barınmaktadır. Ancak AKP iktidarının “Daha fazla göç kabul edemeyiz”, “Tek başımıza üstesinden gelemeyiz” şeklindeki açıklamalarına rağmen bu nüfusu uzun süre bu bölgede tutamayacaklarını ve sonunda Türkiye’ye kabul edeceklerini İYİ Parti’ye yapılan açıklamalardan biliyoruz.
 
 
Sizler ve sizlerin aracılığı  ile Türk kamuoyu ile endişelerimi paylaşmamın iki nedeni var. Birinci neden, Saray rejimi 700 bin Suriyeli sığınmacıyı daha Türkiye’ye kabule hazırlanıyor. İkinci neden ise dün gece yaşanan üzüntü verici kayıpların da gösterdiği gibi askeri durumun her gün biraz daha kontrol dışına çıkma eğilimi içinde olmasıdır. 28 Ocak’tan buyana olaylar Türk Ordusu’nun da dahil olabileceği bir çatışma eksenine kaymaya başlamıştır.

28 Ocak’ta Maarat El Numan kasabasının ele geçirilmesinden sonra Suriye Ordusu bu kasabanın civarındaki kritik yerler ile kuzeybatı Halep cephelerinde saldırılarını sürdürdü. Birçok köyü ve M5 yolu için kritik sayılan yerleşimi ele geçirdi. Suriye birliklerinin ilerlemesi sırasında Türk ordusunun 5 nolu Askeri Gözlem Noktası ile El Hiş köyü civarına kurulan geçici konuşlanma bölgesi Suriye ordusunun kuşatması altına girdi. Çatışmalar şiddetlenince yaklaşık olarak 200 bin kişi daha sınır bölgelerine doğru gelmiştir.

Türk Ordusu da Suriye ordusunun ilerlemesine karşılık Fırat Kalkanı ve Afrin’den İdlib’e büyük yığınak yapmıştır. M 4 ve M 5 karayollarının kesişme noktası olan Serakib kasabasının 3 tarafı Türk ordusu tarafından kesildi ve yol kontrole alındı. Ayrıca 1 Şubat günü Halep’in batısındaki Zehra kasabasına HTŞ 3 bombalı araç saldırısı düzenledi. Ayrıca 1 Şubat’ta El Bab’tan hareket eden Özgür Suriye Ordusu unsurları Suriye ordusuna saldırıp bazı yerleri işgal etti. Fakat aynı gün Rus hava kuvvetlerinin bölgede uçmasıyla geri çekildi. Ruslar bununla yetinmediler ve El Bab’ı havadan vurdular. 

Yapılan onca yığınak ve bölgeye silah mühimmat takviyesine rağmen Suriye ordusu ilerlemeye devam ediyor. Bu gidişle iki ülke orduları karşı karşıya gelip çatışmaya sürüklenecek. Esasen böyle bir çatışmanın ilk adımı  3 Şubat sabaha karşı gerçekleşen Suriye birliklerinin  saldırısı ile başladı. Türk birlikleri de bu saldırıya gereken cevabı vermişlerdir. Ancak bu çatışmanın tırmanmasının ve bölgesel bir savaşa dönüşmesinin ne Türkiye’ye ne Suriye’ye bir faydası yoktur. Böyle bir savaştan fayda sağlayacak tek unsur PKK-YPG olacaktır.    
 
İzledikleri maceracı  Suriye politikası ile 5.3 milyon Suriyelinin Türkiye’ye gelmesinin önünü açan, Türk ekonomisini 80 milyar Dolar zarara sokan AKP’nin şimdi de 700 bin sığınmacıyı Türkiye’ye kabul etmesi, Türk milletinin omuzlarına ayda 2.1  milyar Dolar daha fazla yük bindirecektir. Bu taşınabilir, kaldırılabilir bir yük değildir. Türkiye’nin değil 700 bin 1 sığınmacı daha kabul edecek gücü kalmamıştır.
 
Yapılması gereken öncelikle Türkiye’nin bundan sonra hiçbir şart altında yeni sığınmacı kabul etmeyeceğini bütün dünyaya resmi olarak duyurmasıdır.
 
Türkiye, Suriye sınırında yaşananlar için Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşları göreve davet etmelidir. Türkiye’yi Avrupa kalesinin önündeki hendek olarak gören Avrupa Birliği bugün olduğundan çok daha fazla ekonomik sorumluluk üstlenmesini istemelidir.
 
Ayrıca İdlib’den kaydırılmak zorunda olan nüfus Türkiye’ye alınmamalı, Afrin ve Cerablus bölgesine yönlendirilmelidir. Sahadan gelen bilgiler son haftalarda İdlib’den 45 bin kişinin Afrin’e geçtiğini göstermektedir. Bu süreç devam etmelidir. Ancak asıl çözümde bu değildir.
 
Türkiye, Rusya ve Suriye ile İdlib konusunda HTŞ terör örgütünün İdlib’den tasfiyesi ve diğer muhalefet güçleri ile Şam arasında yeni Anayasa zemininde uzlaşmayı hedefleyen, Türkiye’ye yeni göç dalgalarını durduran bir anlaşma yapmak zorundadır. Bugün AKP Hükümeti Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği El Kaide kökenli HTŞ’yi karşına almamak için Türkiye’yi Suriye’de çok daha büyük bir maceranın içine sürüklemenin eşiğine gelmiştir."

Özdağ, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

"Dün akşam yaşanan gelişmeleri provokasyon olarak değerlendirdiniz. Bu provokasyon ifadesini hem de büyük çatışmaların önünü açar ifadenizi biraz daha açabilir misiniz?" sorusu üzerine Özdağ, " Türkiye'de Türk ve Suriye ordularının dahil olacağı ve tabi Türk ve Suriye orduları karşı karşıya kalırlarsa Rusların nerede ve nereye kadar ne yapacaklarını bilmemiz mümkün değil.  Bölgesel bir çatışmayla karşı karşıya gelebiliriz. Tabi sadece bu an için söylemiyorum uzun süreden beri altını çizerek söylüyorum. İdlib'te Türk gözlem noktalarının kuşatma altına girmesi, ikmallerde dahi sıkıntı yaşanması provokasyona açık bir ortamı beraberinde getirmiştir. Mesela bugün gözlem noktalarından birisine saldırı yapıldı, gözlem noktası ona cevap verdi. Her an olaylar kontrol dışına çıkabilir. bu şekildeki saldırıları 'mış' gibi görünen başkaları da yapabilir" yanıtını verdi. 

Gazetecilerden gelen, 'Bu provokasyon Rusya'nın provokasyonu olabilir mi?' sorusunu, Özdağ, "Bölge o kadar karışık ki, herkes her şeyi yapabilir. Bölgenin bu karışıklık içerisinde Türkiye'yi içine çeken bir girdaba dönüşmesinde politik adımlarla izin verilmemeli" diye cevapladı. 

Ümit Özdağ, "Sayın Cumhurbaşkanı, 30-35 civarında Suriyeli askerin karşı saldırılarda öldürüldüğünü söyledi. Siz bölgeden çok detay verdiniz. Size ulaşan bilgiler var mı karşı taarruzuyla ilgili olarak? soruna yanıt olarak, " Uzun zamandan beri, son bir haftadan beri bölgeye zırhlı birliklerin sevk edildiğini biliyoruz ve Suriye ordusunun kuzeye doğru çıkışını engellemek M4 M 5 karayolunun kuzeyinde Türkiye'ye güvenli bölge oluşturmak için çalışma yaptığı çok açık gözüküyor. Akılla, sükunetle ve diplomasiyle Türkiye'nin ve Suriye'nin toprak bütünlüğü muhafaza edecek bir stratejik zekayla yönetmek zorunda. Tabii ki Türk ordusuna yapılan her saldırıya karşı cevap verilir, verilmelidir. Bu cevap misliyle verilmelidir. Bunu izaha bile gerek yok. Ancak mesele taktik veya operasyonel başarı değil, mesele stratejik planda Türkiye'nin zarar görmemesi üzerine kurgulanan bir oyun çerçevesinde şekillendirilmelidir" dedi.

Bir gazetecinin, " Sayın Cumhurbaşkanının bu konudaki tavrı belli, rejime yönelik, Esad'a yönelik tavrı belli. Nasıl stratejik adım atılacak bu noktada?" sorusuna ise Özdağ, "Eğer bu tavır devam ederse, nasıl 2011'den bu yana bundan Türkiye zarar görüyor ise  daha büyük zararlar görmeye devam edecek. Bunun altını net bir şekilde çizelim. 2011 yılından bu yana Türkiye Suriye'de koymuş olduğu hiçbir hedefi gerçekleştiremediği gibi büyük bir ekonomik maliyeti omuzlanmış her şey dahil 80 milyar dolara yakın bir maliyetten bahsediyoruz. Bu ekonomik maliyet bugün yaşamakta olduğumuz derin ekonomik krizin tek başına sebebi olmasa bile tetikleyicisi olmuş. Kucağımızda 5.3 milyon kayıtlı kayıtsız Suriyeli sığınmacı bulmuş durumdayız ve Şam'da Emevi Camii'ni Erdoğan değil Putin ziyaret etmiştir. Hem de Ankara'ya gelmeden önce. Özetle, Türkiye'nin artık buradan sonra daha fazla zarar görmemesi üzerine bir politikanın izlenmesi şarttır" ifadelerini kullandı.

Özdağ, "Önce yapılması gereken, diplomatik kanalların açılması, saldırıların durdurulması, çatışmanın yayılmasının engellenmesi ve soğukkanlı bir şekilde konunun bir bölgesel çatışmaya dönüşmeden denetim altına alınmasıdır" dedi. 

Gazeticelerden gelen, "Mit Başkanı gitmişti geçtiğimiz günlerde, TSK'nın bu taktiksel hamlesi nedir ya da Ukrayna ile yaptığımız bu askeri yardım anlaşmasıyla bu provokasyonun bir bağlantısı olabilir mi?" sorusuna ise Özdağ, " Tek başına şu şu değil, hamleler bütünü olarak görmek gerekiyor. Rusya'nın atmış olduğu Ankara'yı rahatsız eden adımlara Ankara'nın Ukrayna'da attığı adımlarla 200 milyon tl'lik bir kredi açarak karşılık veriyor. Ama bunlar Türkiye'yi bir yere götürmüyor. Daha kapsamlı, daha diplomatik merkezli Suriye'deb Türkiye'ye yeni göçlerin engellenmesi için ve orta ve uzun vadede Suriyelilerin Suriye'ye dönmesinin önünü açıcı ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü hedefleyen bir yaklaşımın artık hayata geçmesi gerekiyor" yanıtını verdi.  

 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.