Sonunda bunu da yaptılar

Sonunda bunu da yaptılar

AKP iktidarının 7 yılda getirdiği nokta ürkütücü boyutlara ulaştı. İstanbul’un kurtuluşunun 86. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde tarihi camilere asılan Türk sözcüğünün yer aldığı mahyaların ışıkları söndürüldü. Mahyalarda yer alan ifadelerin sözde demokratik açılım tartışmalarını yaşandığı bir zamanda iyi olmayacağı gerekçe gösterilerek engelleme yoluna gidildi. Süleymaniye Camii’ne asılan ’Ne Mutlu Türküm Diyene’, Eyüp Sultan Camii’ne asılan ’Önce Vatan’, Sultanahmet Camii’ne asılan ’Ordumuza Şükran Borçluyuz’, Yeni Cami’ye asılan ’Milli Birlik Esastır’yazılı ibareler, dün geceye kadar ışıklandırıldı. Ancak, bu uzun sürmedi. Mahyaların ışıkları söndürülerek, bu yazılar engellendi.

 

Özrü kabahatinden büyük

Engelleme nedeni ise vatandaşların açılıma darbe vuracağı için gösterdiği tepkiler olarak gösterildi. Ancak, bunun siyaasi bir karar olduğu belirtiliyor. Konuyla ilgili açıklama yapan, İstanbul İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı ise bunların kaldırılmasını kendilerinin istediğini söyledi. Çağırıcı, ’vatandaşlardan mahyaların kaldırılması yönünde telefonlar aldıklarını, bu yüzden devreye girdiklerini’ ifade etti.  Bu arada, Diyanet İşleri Başkanlığından, konuya ilişkin açıklama geldi.  Tarihi camilere mahya kurdurmak görevinin Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olduğuna işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “İstanbul’un Kurtuluşu’nun 85. Yıldönümü Kutlamaları kapsamında, İl Kutlama Komitesi toplantısında alınan kararla, Vakıflar Bölge Müdürlüğüne ’İstanbul’un belli başlı camilerine 6 Ekim gününe mahsus olmak üzere günün anlam ve önemini belirtir şekilde mahyalar asılması’ görevi verilmiştir. Mahyaların içeriği, İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından İstanbul Müftülüğümüzle görüşülmeden belirlenmiş ve bilgi verilmeden minarelere asılmıştır. Bu nedenle de kaldırılmıştır. ”

 

İlk adımı hep o atıyor

Abdullah Gül’ün 1992’de “Ne mutlu Türküm” sözüne karşı çıkışıyla başlayan süreç ’maç diplomasisi’ ile doruğa ulaştı.

 

Camilerdeki mahyalarda yazan “Ne mutlu Türküm diyene” sözleri kaldırılarak, Türk sözüne karşı girişim başlatıldı. Bilindiği gibi Abdullah Gül de Atatürk’ü bu sözününün heryere asılmasından rahatsız olduğunu söylemişti. Abdullah Gül, 19 Aralık 1992’de Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri 3’üncü İstişare Toplantısı’nda konuşmuştu. Gül, “Türkiye’nin bu resmi ideolojisinin tabii karakterleri bu sistemi kuran tek partinin altı sloganı ile ortaya çıktı. Hepinizin bildiği gibi; Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik ve laiklik adı altında bunları özetleyebiliriz. Ama işin ilginç yanı şu ki bu milletin halkı bu millet bir araya gelipte; biz işte devletçi olalım, biz işte laik olalım, biz işte milliyetçi olalım, biz işte şöyle olalım, diye böyle bir karar vermemişler” demişti. Gül sözlerini şöyle sürdürmüştü:

 

Türkçülük ilkel bıraktı

Milliyetçilik aslında ırkçılık Türkçülük bizi ilkel bıraktı. Milliyetçilik; Türkçülük şeklinde alınmış ve bu ister istemez, aksini de bazı insanların aklına getirmiştir. Mesela, -bunları açık söylemek zorundayım- “Ne mutlu Türküm diyene” lafını tutup her yere yaza yaza ve bunu özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza, Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür. “Bir Türk dünyaya bedel” gibi, bu laflar aslında Türkiye’nin o bütünlüğünü, Türkiye’nin o geçmişteki bütün insanları İslam kardeşliği etrafında toplayan bu bütünlüğünü tehdit eder anlama gelmiştir. Şimdi ne gariptir ki, bu lafları; seyahat ederseniz, Doğu ve Orta Anadolu’ya, doğru geldikçe “Önce Vatan” yazdığını, batıya Ankara’ya İstanbul’a gittiğinizde ise hiç rastlamazsınız bunlara. Yani bunlar tek parti devrinden kalan ve zorla, halkın kendi inanç değerleriyle bütünleşmeyen, bir dünya sistemini halka zorla kabul ettirmektir.

 

Ermeni açılımı

Gül, 6 Eylül 2009’da da Ermenistan’a giderek Türkiye milli maçını izledi. Gül, Erivan‘da Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ile biraraya gelerek, Ermenistan açılımının ilk adımını attı. Gül, Sarkisyan’ı da Türkiye’ye davet etti. Bu gelişmelerin ışığında AKP, Ermenistan ile sınırların açılması konusunda çalışma başlattı. AKP iktidarı ’maç diplomasisi’nin sonucu olarak bu Cumartesi günü Ermenilerle anlaşma imzalayacak. Son olarak da Ermeni diasporasına seslenen Gül, anlaşmaya engel olmamalarını istedi.

 

İyi şeyler olacak

Gül, Mart 2009’da ise İran’a giderken gazetecilere ilk kez, Kürt sorunu ile ilgili iyi şeyler olacak demişti. Ve bunun ardından ülkede büyük bir tartışma başlamıştı. Gül, bu iyi şeylerin neler olacağını belirtmemişti. Ancak iktidar açılım için kolları sıvamıştı.

 

IŞIKLARIN SÖNDÜRÜLMESİNE BÜYÜK TEPKİ GELDİ...

Türk sözü silinmek isteniyor

S. Latif Yunusoğlu

Ülkeyi bölmek isteyenlerin işi

MHP Trabzon Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu da, mahyalardaki yazılardan rahatsızlık duyanların ülkeyi bölmek isteyen zihinler olduğunu belirterek, “Bu yazılar Türk milletinin hassasiyetlerini dile getiren ve önemli mesajlar veren yazılardır. Camiler toplumun bir parçası, toplum için hem ibadet hane hem eğitim yeri olarak düşündüğümüzde o yazılar da fevkalade yerinde olmuştur. O yazılara tepki gösterenlerin demokratik açılım münasebetiyle toplumu bölmeye, parçalamaya yönelik zihin özürlü kişilerin tepkileridir. Yazılan yazılar milli birlik ve beraberliğimizi geliştirecek şekildedir” diye konuştu.

 

Gürol Ergin

Sonsuza dek yazılacak

CHP Muğla Milletvekili Gürol Ergin, “Ne mutlu Türküm” sözlerinin kaldırılması ile ilgili AB raporlarında yer alan tavsiyeleri ve AKP’lilerin bu yöndeki söylemlerini hatırlatarak, “Türkiye ciddi bir dönemeçten geçiyor” dedi.  Ergin sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı makamında oturan zat daha önceki beyanlarında ‘dağa taşa ne mutlu Türküm diyene diye yazılmasının yanlış olduğunu’ söylemişti. Bugün Türkiye’ye ’şunu şöyle yapın’ diyen yabancılar da ilk önce Ne Mutlu Türküm diyene sözünün silinmesini istiyorlar. Buna karşı ise hükümet onları onaylarcasına sesini çıkarmıyor. Burada görev Türk milletine düşüyor. Millet iktidara ’ne yapıyorsunuz’ diyebilmeli. Bu millet sonsuza kadar ’Ne mutlu Türküm’diye yazacaktır. Türk olduğumuzla gurur duyduğumuzu her yerde söyleyebilmeliyiz.”

 

Prof. Dr. Yümni Sezen

Sakıncası değil faydası var

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Din Sosyolojisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yümni Sezen ise, caminin içinde yapılan vaaz ve hutbelerde milli kültürden vatan sevgisinden bahsedildiğini belirtip, “Bunun caminin dışında ilan edilmesinin hiç bir sakıncası olmadığını” söyledi. Üst makamları haberdar etmek kaydıyla bu içerikteki mahyaların elbette asılabileceğini vurgulayan sezen, “Camilerden ilan sadece dini konularla olmaz. Bazen milli konularda da olur. İçeride vaaz ederken, hutbelerde milli kültürden ve vatan sevgisinden bahsediliyor. Dinle ilgileri anlatılıyor. Toplum bu şekilde bilgilendiriliyor. Bunu dışarıda da mahyaya yazmanın ne sakıncası olacak. Salt siyasi bir şey olmadıktan sonra hiç bir mahsuru yok. Faydası var” açıklamasını yaptı.

 

Zeki Sergi

Irkçılık gibi yaklaşımlar, haysiyetsizlik  kimliksizlik ve kişiliksizliktir

Türk Diyanet Vakıf -Sen Genel Başkanı Hazım Zeki Sergi, Mahyalarda yer alan yazıların söndürülmesine sert tepki göstererek, bu ifadeleri “Irkçılık” olarak değerlendirenlerin toplumun milli ve dini değerlerini zayıflatmak istediklerini belirtti. Sergi, şunları söyledi; “Hazreti Muhammed’in övgüsüne mazhar olmuş bir milletin ahvaliyiz. Peygamber tarafından övülmüş bir milletiz. Anadolu Kapılarından girerken sultan Alparslan ‘Yarabbi bu ordu senin ordun, bu asker senin askerin’ diye Allah yolunda yola çıkmış bir milletin ahvaliyiz. Bu millet Anadolu’ya girdikten sonra Haçlı seferlerine yıllarca kalkan olmuş, set olmuş bir millete din adına ’ırkçılıktır’ gibi yaklaşımlar haysiyetsizlik, kimliksizlik, kişiliksizliktir. Allahı ordu olmayı şeref bilmiş bir millete bu düşmanlığın din adına yapılmasını şiddetle kınıyorum. Bu millet hiçbir zaman, zalim, ırkçı olmamıştır. Bu millet hiç kimseyi ezmemiştir, fakat bu tür engellemelerle bu ülkenin milli manevi değerlerini birbirinden ayırmaya çalışan ve bunları din adına yapan zavallıların kimlerin adamı olduğunu herkes biliyor. Bu insanlar toplumun milli ve dini değerlerinin gevşemesine sebep oluyorlar. Bunları Allah Islah etsin.”

 

Mustafa Erdem

Milletin motive edilmesi için camiler önemli bir misyon üstlenir

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Erdem, Cami ve mahyaların tarih boyunca milli değerleri halka duyurma misyonu üstlendiğini belirterek, “Bu milleti millet yapan birtakım değerler vardır. Bu değerler olduğu sürece bu millet ayakta kalmayı başarmış ve başaracaktır. Milli ve dini değerlerimiz bu manada en önemlileridir” dedi. Erdem, “Camilerimiz milli ve dini değerlerin içtima ettiği birleştiği yerlerdir. Daima milletin geleceği ile ilgili olarak öncü misyonunu üstlenmiştir. Bundan sonra da üstlenmemesi durumunda milletin hali endişe verici noktalara gelecektir. Camiler bu milletin kültürünün merkezindedir. Bu millet de kendi kültürü ile ayakta kalma şansını elde etmiştir. Milletimizi ayakta tutabilecek siyasi, sosyal kurumlar ve askeri kurumlar... Bunları zayıflatmamız halinde ayakta kalmamız mümkün değildir. Bu kurumların ayakta kalması ve milletin motive edilmesi adına camiler önemli bir misyon üstlenir. Mahyalar da bunların bir parçasıdır. Biz geçmişten günümüze milli ve dini sembollerimizi camilerimiz kanalıyla insanlara ulaştırmışızdır. Ve cephede başarılı olmuşuzdur, devlet kuruluşunda başarılı olmuşuzdur. Halkımızı bir araya getirme ve gelecek hedeflere yönlendirmede de başarılı olmuşuzdur” şeklinde konuştu.

 

Camilerimize bayrak asılması dinen caizdir

Emin Çölaşan,  24.10.2006 yılında köşe yazısında, camilere bayrak asılması ile ilgili bir yazı yazmış ve Türkiye’de ulusal bayramlarımızda neden camilere bayrak asılmadığını sormuş ve gelen cevabı yayımlamıştı. Çölaşan yazısında şunlara yer vermişti: Yazımın çıktığı pazar günü, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Fikret Karaman aradı ve şunları söyledi: “Hocamız Ankara dışında olduğu için sizi başkanvekili sıfatımla ben arıyorum. Camilerimize bayrak asılmasında dinimiz açısından hiçbir sakınca yoktur. Sizin yazınızdan sonra Sayın Başkanımız zaten sizi arayıp olumlu görüşlerini bildirmişti.”

 

İlker Başbuğ: Güçlü ordu güçlü Türkiye

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Zafer Haftası nedeniyle yayınladığı mesajında güçlü ordunun güçlü Türkiye demek olduğunu ve Türkiye’nin üniter-devlet olmasında TSK’nın taraf olduğunu söylemişti. Başbuğ, mesajında şu görüşlere yer vermişti: “Ülkelerin ve milletlerin bütünlüğünün korunmasının bir bedeli vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri; bu bedelde kendisine düşen tarihi görev ve sorumlulukların bilinci içerisindedir.” Başbuğ, Nusaybin’de de halkın arasına karışarak benzer sözleri söylemişti.

 

(Macit Soydan-Yeniçağ)

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.