Ümit Özdağ: 'Bu rejim yaşayabilecek bir rejim değil'

Ümit Özdağ: 'Bu rejim yaşayabilecek bir rejim değil'
İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ'ın 'Kaçınılmaz Çöküş' adlı kitabı raflardaki yerini aldı.

Özdağ, kitaba ve Türkiye gündemine ilişkin olarak Cumhuriyet'ten Leyla Kılıç'ın sorularını yanıtladı.

Kılıç'ın soruları ve Özdağ'ın bunlara verdiği yanıtlar şöyle:

- Kitabınızda yer alan yarı hegemonik yapıyı anlatır mısınız?

"17 yıldan bu yana Türkiye’nin getirildiği nokta bir tek parti üstüne kurulu ‘yarı hegemonik parti modeli’. Yarı hegemonik parti modeli, benim ürettiğim bir terim. Türkiye zaman içerisinde yarı hegemonik olarak nitelendirdiğim modele evrildi. Türkiye’de iktidar ve muhalefet partilerinin seçime girmesine izin verilirken muhalefetin iktidara gelmesine izin verilmiyor. Bunun önünde hukuki bir engel yok ama iktidar fiili engeller çıkarıyor."

"Çünkü seçimlere bir tarafta iktidar partisi öbür tarafta muhalefet partileri girmiyorlar. Bir tarafta iktidar bütün kaynakları ile devlet gücünü arkasına alarak seçimlere girerken, muhalefet partisine yasal olarak sahip olması gereken kaynaklar bile kullandırılmıyor. Buna rağmen siyasi partilerin sadece kendi teşkilatları ile değil, seçmenlerle sahaya çıktığında ve sandıklara sahip oldukları zaman diğer baskı ve olumsuzlukların yanı sıra, devlet kaynaklarının olanca vahşetle kullanıldığı bir ortamda bile başarı kazanmasının mümkün olduğunu bu seçimde gördük."

- Kaçınılmaz Çöküş aşama aşama AKP’nin ülke üzerindeki politikalarını dört ana başlıkta anlatıyor. Bu dört ana başlığı bize anlatır mısınız?

Yaşadığımız yerel seçimler Türkiye’nin içinde barındırdığı dört krizle eş zamanlı gerçekleşti. Bu krizlerden biri ‘Devlet Krizi.’ Binlerce senelik bir devlet geleneğine sahip Türk milleti geleneklerinden kopartılıyor ve bu gerçekleşirken tek adam rejimi ile hukuk devleti tasfiye ediliyor. Yasama, yürütme, yargı tek kişinin iradesine bağlı hale getiriliyor. Devletin taşıyıcı kolonları vardır. Bunların, AKP’nin FETÖ’nün önünü açması ve işbirliği yapması sayesinde en büyük casusluk operasyonuna maruz kaldığını biliyoruz. Bunun sonucunda da ağır bir yıpranma sürecine girildiğini görüyoruz. Devleti 15 Temmuz’a kadar taşıyıcı kolonları sarsılmış, kırılmış, yıpranmış bir yapı taşıyordu. 15 Temmuz’dan sonra AKP başka bir hata yaptı ve şimdi bu hata devlet krizini ağırlaştırarak devam ediyor. Bir FETÖ adlı cemaat yapılanması tasfiye edilirken devlet başka cemaatler arasında paylaştırılmaya devam ediliyor.

"BU REJİM, YAŞAYABİLECEK BİR REJİM DEĞİL"

Cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaşıyoruz. Bu hem finansal hem de reel sektör krizi. Finansal krizler kolay çözülebilen krizlerdir. Bunu ekonomik krizler için söylememiz mümkün değil. AKP’nin ekonomi politikası sürdürülebilir değil. Her siyasal rejim, ekonomi politiği üzerinde varlığını sürdürür. AKP’nin ekonomi politikası, Türkiye’yi üretimden, sanayileşmeden, tarım ve hayvancılıktan kopartma üzerine kurulu. 2002’den bu yana reel sektör Türkiye’de küçülüyor. İmalat sanayi, hayvancılık, tarım küçülüyor. İstihdamsız büyüme denen bir kavramla ilerliyorlar. AVM’ler yapıp fabrikaları satıyoruz ama borçla yapıyoruz. Artık sonuna geldik. Bunun sürdürülebilmesinin imkânı yok. Bu rejim yaşayabilecek bir rejim değil.

"BU ÇOK TEHLİKELİ BİR ŞEY"

- Milli birlik krizinde iktidarın söylemlerinin toplumda ayrışma yarattığını belirtiyorsunuz...

Erdoğan, iktidara geldiğinden bu yana ayrıştırma ve ötekileştirme stratejisi ile yönetti. Önce Türk, Kürt, Laz, Çerkez diyerek bu ayrıştırmayı yaptı. Sonra Alevi, Sünni ekseninde sürdürdü. Şimdi de AKP ve taraftarına oy veren ‘millet’ ve vermeyen ‘zillet’ olarak net çizgilerle toplumu ayırdı. Bu politikası, yabancılaştırma ve düşmanlaştırma milli birliğimizi sarstı. Bunun sonucunda Türkiye dört göç sorunu yaşıyor. Birincisi, üst gelir gruplarından 200 binin üzerinde insan Türkiye’yi terk etti ve göç devam ediyor.

İkincisi, Türkiye içinden Ege’ye göç edenler var. Bu göçün bir bölümünü Alevi yurttaşların, bir bölümünü seküler yurttaşların oluşturduğunu biliyoruz. Bu çok tehlikeli bir şey. Doğduğunuz yerde kendinizi rahat hissetmiyor, baskıya maruz kaldığınız için o şehri terk ediyor ve daha önce hiç yaşamadığınız bir şehre göç ediyorsunuz. Üçüncü göç, yurtdışından gayrimenkul ve oturma izni alarak bir şey olduğunda oraya yerleşmeye hazır bulunanlar.

Şu anda 20 milyar doların üzerinde meblağ Türk vatandaşları tarafından gayrimenkule harcanmış. Türkler dünyada ev satın almada dördüncü sırada. Dördüncü göç de sermaye göçü. Türkiye’den sermaye kaçıyor. Çevremizde bulunan coğrafyaların jeopolitik çöküş yaşadığı, ayrıştığı, iç savaşların yaşandığı bir dönemde böyle bir ağır milli kimlik krizi yaşamamız büyük tehdit. Çünkü Türkiye’nin birliğini sağlayan en önemli şey, milli birliğimiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iç cephe dediği şey var ya, işte bu dönemde bizim iç cephemiz çöküyor.

"ERDOĞAN 37 MİLYAR DOLAR DİYOR, GERÇEK RAKAM 40 MİLYAR DOLAR"

- Suriyelilerin terörden uyuşturucuya, fuhuştan eğitim sistemine kadar etkileri olduğunu belirtiyorsunuz. Nedenleri nelerdir? 

2011’den bu yana Türkiye’ye 6 milyonun üzerinde yabancı girdi. İktidar, inatla 3.6 dese de gerçek rakamlarla bunların 3.8 milyonu Suriye kökenli. 1 buçuk milyon kayıtsız Suriyeli var. 900 bin de dünyanın değişik yerlerinden ülkemize sığınmacı gelmiş. 

Dünyada en fazla sığınmacının olduğu ülke durumundayız. 40 milyar dolarla gayrisafi milli hasılaya göre dünyada sığınmacılara en fazla yardım eden ülkeyiz. Erdoğan bu rakam için de 37 milyar dolar diyor. Ancak gerçek rakam 40 milyar dolar ve bu sığınmacıların yüzde 67’si Suriye’nin kuzeyinden geliyorlar. Onların boşalttığı bölgede bir Kürdistan kuruluyor. 

Orada Kürdistan’ı durduracak demografik bir etnik yapı tasfiye ediliyor Türkiye’ye getiriliyor. Amaç ne? Bu insanlar kullanılarak Türkiye’de çıkartılamayan Türk-Kürt, laik-anti laik çatışması, Arap ve Türkler üzerinden çıkarılmaya çalışılıyor. Sayıları hızla artıyor. Bugün 3.8 milyon olduklarını kabul ettiğimizde Türkiye’de her 20 kişiden biri Suriyeli. 2040 yılında nüfusları 7.2 milyon olacak. Böyle bir yapıyı entegre etmeniz mümkün mü?

- Bir de Suriyeli sığınmacıların kontrolsüz biçimde ülkeye yayılmasının sosyal etkilerinden bahsetmişsiniz. Bunları da açıklar mısınız?

1 milyona yakın Suriyeli böyle bir ekonomik durumda Türk iş piyasasına girdi. Bu yoksulun yoksulla savaşı. Asgari ücretle çalışan Türk işçinin elinden işinin alınması, asgari ücretten de azına çalışmaya razı olan Suriyelinin çalıştırılması. Sadece iş piyasası değil, Türkiye’de Suriyeli mafyası da oluştu. Kendi aralarında Arapçanın alt lehçelerini konuşuyorlar. Mafyaya karşı teknik istihbaratla önlem alırsınız. Arapçanın alt lehçelerini konuşan gruplara karşı hangi yöntemlerle mücadele edeceksiniz? Uyuşturucu alanında da geniş bir ağa sahipler. Türkiye uyuşturucu için geçiş ülkesiyken artık hedef haline geldi. Bütün bu gelişmeler Türkiye’nin demografik yapısını değiştirebilir. Bu süreç devam ederse Türkiye olacak ama Türkiye’nin bir Türk karakteri olmayacak.

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.