Yaşar Yazıcıoğlu ile “Kürt Açılımı” üzerine - 3

Yaşar Yazıcıoğlu ile “Kürt Açılımı” üzerine - 3

 

 

Başbakanlık eski Müsteşarı Yaşar Yazıcıoğlu, röportajımızın ilk iki bölümünde, yaklaşık yüz yıldır Türkiye’nin önüne Ermeni ve Kürt meselesinin çıkarıldığını söyleyerek günümüzde yaşadığımız Kürt meselesinin temelinin emperyal politikalar ve feodal yapı olduğuna dikkat çekmişti. Yazıcıoğlu, bu bölümde de Türkçe’nin, Türk kimliğinin bitirilme çalışmalarına dikkat çekti. Özellikle AB İlerleme Raporlarında, Kürt ve Ermeni meselelerinin ısrarla Türkiye’nin karşısına çıkarılmasına vurgu yaptı.

 

Şöyle yorumlar var. Türkiye’de etnik ve mezhepsel bir ayrıştırma süreci hayata geçirilmeye çalışılıyor. Ama bunun geçmişi de var…

 

Evet. Aynen katılıyorum. Osmanlı sürecinde denedi, cumhuriyet döneminde denediler. Bakın şimdi de önce Kürt açılımı olarak başlattılar, ardından Ermeni açılımı dediler. Avrupa Birliği ve ABD’nin burada ne işi var. Biraz önce Kıbrıs’tan bahsettik. Kıbrıs’ı resmen terk ettik. Bu AKP Hükümeti bu kadar destek vermesine rağmen, 2004 referandumunda Rumların karşı çıkması sonucu istedikleri sonucu vermedi. Ayrıca Türkiye’nin siyasi, idari yapısını değiştirmeye çalışıyorlar. Federasyon veya özerk bir yapı oluşturmaya çalışıyorlar. Kürtlere özerklik vermeye çalışıyorlar. Tabii ki bunun sonu ayrılmaktır. Üniter ve milli bir devlettir kavramını kaldırdılar. Anayasa’daki Türk kimliği kavramını kaldırmak istiyorlar. Alman Anayasası’nın 116’ncı maddesi bakın ne der: Alman vatandaşı olan kişi Alman’dır. Bizden daha sert. Rahmetli Atatürk bunu demiyor. Ne diyor: Ne mutlu Türküm diyene. Türk olana demiyor. Almanya’da 20 milyon etnik farklılık var. Bunlar gururla Alman’ım diyor. Niye buradaki adamın Türküm demesini istemiyorsun.

 

Hükümet yetkilileri zamanında Almanya’ya gittiklerinde “Almanya’yı özümseyin, bulunduğunuz topluma intibak sağlayın” demiyorlar mıydı?

 

Evet diyorlardı. Bu nedenle samimi değiller. Ayrıca Kemalizm düşmanlığı yapıyorlardı. Atatürk’ün resimlerinin kaldırılmasını istiyorlar. Bu ne demektir: Cumhuriyetin kuruluş felsefesinden, milli, demokratik, laik, sosyal hukuk devletinden vazgeçin. Abdullah Öcalan’ı affedin diyorlardı. Biraz  daha bu tarafa gelip olayı somutlaştıralım. Avrupa Birliği’nin, Kürtlerin ve Ermenilerin ayrışma noktasında verilmesine dair kararları vardır. 6.2.2004, 7.12.2004 tarihi AB nihai belgesi. Bu Sevr demektir. Türkiye’yi etnik ve kültürel ayrıştırma belgesidir. Onun 23. maddesi, Kürtlere özerklik, eğitim, öğretim hakkını veriyor. 15 Şubat 2000 tarihli Avrupa Parlamentosu’nun raporları vs. Bunları tarihe geçsin, kayıtlarda olsun diye söylüyorum. Tarih bu hainlikleri yazacaktır. Ne kadar çok kayda geçerse o kadar faydası var, çünkü kaybolup gitmemesi lazım. 3 Ekim 2005 müzakere çerçeve belgesi malum. 9 Kasım 2005 AB İlerleme Raporu, 27 Eylül 2006 Avrupa Parlamentosu Raporu, ki burada açıkça Ermenilerin soykırımını tanıyın, tazminat ödeyin, toprak taleplerini kabul edin diye yazıyor. Bunların içinden en ilginci Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 5 Ekim 2006 tarihli kararıdır. Bu karar net ve açık, Türkiye’nin bölünmesini istiyor, Ermeni soykırımının tanınmasını, toprakların iadesini, tazminat ödenmesini, net ve açık bir şekilde istiyor, ana dilde eğitim ve öğretim yapılmasını talep ediyor. Aksi halde Türkiye’ye çeşitli yollardan baskı yapılacağını değişik ifadelerle belirttiler. En çok üzerinde durdukları mesele de Türk kimliği. Türk kimliğinin Anayasa’da yeniden tanımlanması gerektiğini söylüyorlar hep.

 

Karen Fogg’un “Türk tarihinin hakkından nasıl geleceğiz” ifadesi geliyor akla….

 

Evet “Türk tarihinin hakkından gelmek” için çalıştılar. Yine bakıyoruz 1999 AB İlerleme raporu, 2000 AB İlerleme, 2001, 2002, 2004 vs. ilerleme raporlarının hepsi Türkiye’nin bugünkü üniter, milli devlet yapısının Türk kimliğinin ve resmi dili olan Türkçe’nin ortadan resmi mahiyette kaldırılması raporlarıdır.

 

Dil üzerinde biraz duralım mı?

 

Kesinlikle çok önemli. Dil, millet oluşturmanın bir vasıtasıdır. Türkçe’nin üzerine çok fazla geliyorlar. Bir kültür emperyalizmi, bütün dünyayı sardığı gibi, Türkiye’yi de sardılar. Televizyonlarda, magazin basınında, gazetelerde ve devletin resmi kurumlarında, devletin neonları arasında Türkçe’ye karşı çok ciddi bir hareket var. Amaçları Türkçe’yi yozlaştırmak.

 

Neden yozlaştırmak istiyorlar?

 

O zaman Türk kimliğiyle bağı yitireceğiz. Türkçe, tarafsız olarak bakıldığında, dünyada bir kurucu dildir. Bir matematiktir, aritmetiktir. Ondan, diller üremiştir. Sümerce’nin kökünün Türkçe olduğu dile getiriliyor. Dünyada 300 milyon insan, değişik lehçelerle Türkçe konuşur. Şimdi siz öz Türkçenizi, öz kimliğinizi yani benliğinizi, aidiyetinizi ortadan kaldırmaya yönelik faaliyet içerisinde olanlara karşı nasıl müsamaha ile bakabilirsiniz. Bunun karşısına, insanın asla kabul edemeyeceği Kürtçe diye uydurma bir lisanı koymaya çalışıyorlar. Senelerce önce, tek bir lisan bulmak için çalışmalar yapıldı. Esperanto, Universal diye… Emin olun, bu Esperanto bu Kürtçe’den daha bilimsel, daha iyi. Vladimir Minorski diye Rusların büyük bir dil kuramcısı var. “50 yılımı Kürtçeye verdim. Kürtçe diye bir dil yok” diyor. 8 bin kelimelik bir lügat koydular. Bunun yaklaşık 300 kelimelik bölümüne Kürtçe kelimeler dendi, ki bunun nedeni de kökünü bulamadıkları için. Onun dışındakiler Türkçe, Farsça vs. türemiş kelimeler.

 

Kürtçe’nin bir dil olmaması, çok ciddi bir söylem…

 

Nereden anlıyoruz böyle bir dil olmadığını biliyor musunuz? TRT Şeş’e bakın. Kim anlıyor? Kürtler bile anlamıyor. Ne yaptılar şimdi, Zazaca’ya geçtiler. Zazalar da anlamadılar. Kırmançi .yaptılar, orda da anlaşılmadı. Şimdi de Soranice’ye geçtiler. Demek ki böyle bir dil yok. Televizyon kursunlar, itirazım yok. İzlesinler. Ama Türkçe gibi matematiksel, dünya diller kurucusu bir dilin karşısına Kürtçe diye bir dil koyarsanız, itiraz ederiz. Hele hele eğitim dili derseniz, çok ciddi bir muhalefetle karşılaşırsınız. Şimdi bu günlerde, Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan “Kürt açılımı” diye bir olayı birden gündeme getirdiler. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bir hızla ortaya çıktı, görüşmeler yaptı. Önce Kürt açılımı dediler, baktılar olmadı, tepkiler geldi ve dediler ki demokratikleşme. Sonra da milli birlik söylemine geldiler. Bir de baktık ki Sayın Beşir Atalay “Türkiye modeli” dedi. Diğer modelleri dikkate alacaklarını söylediler ayrıca. Türkiye’nin Atatürk modeline ne oldu peki. Türkiye’nin bu modeli vardı zaten. Atatürk de bir açılım yapmıştı. Bu model, Kürtlere bütün kültürel hakları veren, ancak merkez kültür altında, etnisiteye dayanmayan bütün haklara saygılı olan bir modeldir, Atatürk modeli. Etnisiteye dayanan siyaset, kültürel hak olmaz. Bir devletin üniter ve milli yapısını ortadan kaldıracak hak, hak değildir. Kimse de anlamadı. Katil, terörist, megalomanyak Öcalan federasyon, özerklik, ayrılmak istemiyoruz diyor. Peki sormazlar mı. O zaman bu kırk bin insanı niçin yok ettiniz. Ayrılmaya zemin hazırlayan Bu katliamları PKK’nın başında olarak niye yaptınız? Ne istiyorsunuz?

Diyor ki, “bizim güvenlik gücümüz olacak.” Oysa, devletlerin silahlı güvenlik güçleri olur. Dolayısıyla onlar da her şeyi birbirine karıştırıyor. Ahmet Türk “Biz PKK’nın silahlı kanadı değiliz” diyor. Ne zaman söylüyor bunu? Sayın İlker Başbuğ çıkıp Anayasa’nın 4 maddesini çıkıp açıkladıktan sonra.

 

Hükümet de vazgeçmiş görünmüyor mu?

 

Bunlar iki adım ileri, bir adım geri yapacak cinsten. Mutlaka önümüzdeki dönemde yeniden gündeme getirecekler. DTP’ye sormak gerek, sizin genel başkan yardımcılarınızın hepsi “Öcalan’ı muhatap alacaksınız” demediler mi? Bu durum da Kürtçülerin, temel bir politikasının olmadığını gösteriyor. Bunlara AB, ABD söylüyor, onlar da uyguluyor. Onlar geri çekilince geri çekiliyorlar. 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.