Durmak Yok Sansüre Devam!

Durmak Yok Sansüre Devam!

Bugüne kadar millete izlettirilen filmlerin; buna 'Çağrı' gibi çok tanınmış filmler de dahil olmak üzere nasıl değiştirilerek yayınlanmasına izin verildiğini ve nasıl bir kafanın Türkiye'yi kangren gibi kemirdiğini çok özel belgelerle ilk kez bu kitapta okuyacaksınız'
 
Kitabın 5. 6. ve 7. sayfalarından tanıtım amaçlı alıntı yapılmıştır.


AKP SANSÜRDE OSMANLIYI TAKİP EDİYOR

Türkiye'de basın sansürünün tarihine bakıldığında, AKP'nin daha Osmanlı döneminde uygulanan birtakım baskı yöntemlerinin dahi devamcısı olduğu görülüyor. Baskıcı karakterini giderek daha fazla sergileyen AKP, önceki iktidarların sansür pratiklerini kendine örnek alıyor.
Kitle iletişim araçlarının tarih sahnesine çıkması kadar eski, sansürün tarihi. Klasik anlayışta sansür, "İktidarda bulunanların, korunmasını zorunlu gördükleri toplumsal, ahlaki düzeni baltalayan ya da baltalayacaklarına inandıkları düşünce, kam ve eğilimlerin ortaya atılışını sınırlama politikası" olarak tarif ediliyordu.
Bugün ise geniş anlamıyla "Özgürlüklerin kullanılmasının denetlenmesi", sansür kapsamına giriyor. Basılı yayınların basımdan önce denetlenmesi doğrudan sansür ise, bir de yasalar yoluyla yayınlanabilecekleri kısıtlamak, yani dolaylı sansür var. Günümüzde bu ikinci yöntem iktidarlar tarafından daha çok kullanılıyor.
Bir de oto-sansür var. Sansürün her türlüsü, siyasi baskılar, kati ahlaki yapılar, toplumsal sınırlayıcı tepkiler yazarların kendilerini yazarken sınırlamalarına, bazı şeyleri yazmamayı tercih etmemelerine yol açıyor.
Ülkemizde doğrudan sansür, yani basılacak yayınların matbaaya gitmeden önce denetimden geçmesi uygulaması, 24 Temmuz 1908'de, yani İkinci Meşrutiyetin ertesi günü kaldırıldı. Ancak öyle dönemler geldi ki, gazeteciler Abdülhamit döneminin doğrudan sansür yöntemlerini arar oldu.


Zorla Kurulan İlk Matbaa Sansürle Başladı

Osmanlı'da başlarda matbaalarda yalnızca azınlıklar tarafından, Arap alfabesi kullanılmayan kitapların basılmasına izin veriliyordu. Türkçe basım yapan ilk matbaa ise 1727'de açıldı. Bu dönemde din adamlarının ve hattatların tepkisinden çekinildiği ve padişahların matbaaya pek hayırhah bakmadıkları bilindiği için, matbaayı kuran ibrahim Müteferrika, dilekçesinde "fıkıh, tefsir, hadis-i şerif ve kelâm kitapları dışında" kalan kitapları basmak istediğini belirtti. III. Ahmet de fermanında bunların dışındaki kitaplara izin verdi. İlk dini kitap 1803'te basıldı.
Osmanlı'da ilk süreli yayın, 1785'te Fransa Elçiliğinde kurulan matbaada basılan Bulletin de Nouvelles idi. Bir süre İstanbul ve İzmir'de başka Fransızca yayınlar da çıktı.
Mısır hükümdarı Mehmet Ali Paşa, birçok bakımdan bağlı bulunduğu Osmanlı'dan daha hızlı bir şekilde batılı ilerlemeye ayak uyduruyordu. 1828'de Mısır'da yan Türkçe yarı Arapça Vakay-i Mısriye yayımlandı. "İlk Türk gazetesi" denilen Takvim-i Vakayi ise 11 Kasım 1831'de yayın hayatına başladı.


Yolsuzlukları yazmak suç!

Basınla ekonomi ilişkisi, o zamanlar bugünkü kadar gelişkin var karmaşık olmasa da, sansür uygulamalarına yol açıyordu. İbret'te, ünlü banker Zarifî'nin ve şirketinin üstlendiği İstanbul tütün tekeline yönelik eleştiriler yer almıştı. Şirket bu işi yürütemeyeceğini anlayınca sözleşmeyi tek taraflı olarak bozmuş ve devlete ödemesi gereken tazminatı vermemişti. Gazete bu konuda yolsuzluk yapılmış olabileceğim ima eden bir yazı yayımlayınca hükümet harekete geçti, komisyon kuruldu. Sonradan gazete tümüyle kapatıldı.
Bu dönemde kitap ve gazete bastırmak için hem devletten ruhsat almak, hem de basılacak yayının kontrolden geçmesi gerekiyordu. 1845 tarihli Polis Nizamı'yla bu kontrol yetkisi polise verildi.
1860'ta Terctiman-ı Ahvâl çıkarıldı, Osmanlı'da gerçek anlamda gazetecilik başladı. 1864 yılında da ilk basın yasası, Matbuat Nizamnamesi yürürlüğe girdi. Yasa, Fransa'dan alınmıştı. Yasayla gazeteler geçici ve kalıcı kapatılabiliyor, gazeteciler hapse atılıp sürgüne gönderilebiliyordu.
Günümüzde halen yaygın olan mizah yayıncılığı, daha o zamanlar başlamıştı. Namık Kemal'in taşlamalar kaleme aldığı ilk mizah dergisi Diyojen, yine daha sonra çıkan İbret dergisi, AKP hükümetinin mizaha karşı takındığı tavrı andırırcasına iktidarın hışmına uğradı.


İlk kitap sansürü

İlk kitap sansürü de 1870'li yıllarda yaşandı. Ahmet Midhat Efendi'nin Dağarcık adıyla çıkardığı süreli antoloji ve Namık Kemal'in Evrak-ı Perişan kitapları, Basmahane Nizamnamesi gereği yasaklandılar.
Gazeteciler olaya tepki gösterdiler. Kısa süre sonra Namık Kemal'in Vatan yahut Silistre oyununun Güllü Agop Tiyatrosu'nda sahnelenmesinin ardından Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik, Ahmet Midhat Efendi, Bereketzade İsmail Hakkı ve Nuri Beyler sürgüne gönderildiler.
Ancak ilk sansür ve baskı denemeleri altında geçen bu dönemde basının gelişimi durmadı. 1831-1876 arasında gazete, dergi ve kitap sayısı hızla arttı. 1876'da İstanbul'da 47 gazete çıkıyordu. Bunların 13'ü Türkçe, 1'i Arapça, 9'u Rumca, 9'u Ermenice, 3'ü Bulgarca, 2'si İbranice, 7'si Fransızca, 2'si İngilizce ve l'i Almanca'ydı.

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.