Güney Kafkasya'da istikrarın kilit noktası: Karabağ

Güney Kafkasya'da istikrarın kilit noktası: Karabağ

Türkiye ile Ermenistan arasında Ekim ayında imzalanan protokollerin ardından; sınırların açılması, onay süreci, Yukarı Karabağ meselesi ve Azerbaycan ile ilişkiler, 2009’un en çok tartışılan konuları arasında yer aldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Aralık ayının ilk yarısında gerçekleştirdiği ABD ziyareti, bu konular ile ilgili olarak Türkiye’nin hassasiyetlerinin ve resmi duruşunun bizzat aktarılması açısından çok önemliydi.

2010’da, Yukarı Karabağ meselesinin, protokollerde yer almaması nedeniyle, “önşart” olarak ortaya konulamayacağını ileri süren çevrelerin, protokollerin Türkiye tarafından bir an önce onaylaması yönündeki baskılarını artırması bekleniyor. Erdoğan’ın Obama ile görüşmesinin ardından gazetecilerden ardı ardında gelen sorular da, bunu doğruluyor. Ancak Erdoğan’ın cevapları, Türkiye’nin duruşunu gayet net ve açık şekilde ortaya koydu. İsviçre’de imzalanan protokollerde bir ön şart bulunmadığını belirten Erdoğan, protokollerin parlamento tarafından onaylanması gerektiğini vurguladı.

Başbakan, protokollerin onaylanması konusunda meclisin iradesine kimsenin hükmedemeyeceği, meclisin ise Azerbaycan’ı zor durumda bırakacak bir hareket tarzı benimsemeyeceği, dahası Yukarı Karabağ meselesi çözülmediği sürece Türk-Ermeni sınırının açılmasının bir anlamı olmayacağı mesajını etkili şekilde verdi.

Başbakan Erdoğan, Karabağ sorununu çözmek için samimi bir gayret içinde olduklarını, bu konuda “Minsk Üçlüsü”nün devrede bulunduğunu ve bu süreçte konuya daha etkin şekilde yaklaşmalarını beklediğini dile getirdi ve gerek “Azeri-Ermeni” gerekse “Türkiye-Ermeni” sorunlarının çözümünün de buna bağlı olduğuna bir kez daha dikkat çekti.

Başbakan Erdoğan, Amerikan PBS televizyonunda katıldığı “Charlie Rose Show” programında da bu konuda net konuştu. Yukarı Karabağ’ın işgal altında olduğunu üstüne basarak vurgulayan Erdoğan, bu sorunun çözülmesi gerektiğini ama “Minsk Üçlüsü”nün bunu bir türlü çözemediğini dile getirdi. “Burası işgal altında. Bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Minsk üçlüsü 20 yıldır bu işi neden çözemedi?” diye soran Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu sorun çözüldüğü anda, bölge bir huzur bölgesi haline gelecek. Neden? Çünkü, ikisi arasındaki sorun çözülünce, şu andaki kin, nefret ortadan kalkacak. BM Güvenlik Konseyi’nin bir kararı var. Bu karar uygulamaya konmuş olacak. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sıkıntı da kesinlikle çözülmüş olacak.

Erdoğan, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokollerin onayına ilişkin kararı TBMM’nin vereceğine dikkati çekerek, meclisin bu konuda hassas olduğunu ve beklenen gelişmelerin olmaması halinde, bu konuda parlamentodan olumlu netice çıkacağını zannetmediğini ifade etti.

Türkiye-Ermenistan sorununun çözümünde, taraflar arasında imzalanan protokolde, Yukarı Karabağ sorununun ön şart olmadığının hatırlatılması üzerine Erdoğan şunları söyledi:

Tabi anlaşmanın içerisinde herhangi bir ön şart söz konusu değil ama parlamentoya gitmesi tabi şart. Parlamentodan zaten geçmesi gerekiyor. Ama burada parlamento buna hangi şartlarda müsaade eder, etmez bunu kalkıp da siyasi irade olarak bizler belirleyemeyiz. Bu konu Türkiye için, Türkiye parlamentosu için çok hassas bir konu. Ve burada gizli oylamayla çıkacak olan bir neticede kalkıp da sizler orada neticeyi belirleyici olamazsınız. Bu işe müdahil de olamazsınız. Onun için komisyondan gelecek netice, genel kuruldan çıkacak olan netice bizim tasarrufumuzda değil. Bunun komisyonun gündemine almasını bile belirleyemeyiz. Aynı şekilde genel kurulda yine öyle. Ama biz samimiyetimizle hemen hükümet olarak verdiğimiz sözü tuttuk ve parlamentoya bunu gönderdik. Şimdi parlamentodaki süreci takip ediyoruz. Takip etmek durumundayız. Yani bu sözümüzün gereğidir, sözümüzün gereğini de böylece yerine getiriyoruz.

“Ermeni kararının gündeme gelmesi, Türkiye ile Ermenistan arasındaki uzlaşmayı hızlandırmayacak mı?” sorusunu da Erdoğan şöyle yanıtladı:

Bunun için Minsk Üçlüsü’nün üzerine düşen görevi yerine getirmesi lazım. Özellikle Minsk Üçlüsü’nün atacağı adım, Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ sorunun çözümüne yönelik bu işi hızlandıracak bir adım ki, ben çok büyük oranda problemlerin olduğunu görmüyorum. Bu süreci sıkıştırması lazım. Bir an önce burada bir neticeye varmamız lazım. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki liderlerin yaptığı görüşmelere bu üçlünün vereceği destek ve bu süreci hızlandırmak, orada bir an önce neticeye varmak… O zaman Azerbaycan-Ermenistan sorununu da çözer, Türkiye Ermenistan sürecini de kesinlikle hızlandırır. Ve bu işi de süratlice bitiririz.

Kaldı ki, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin vermiş olduğu karar var. Ve bütün bu karar çerçevesinde bu adımı attığınız anda Azerbaycan-Ermenistan sorununu çözdüğünüz gibi aynı zamanda Türkiye-Ermenistan sorununu da çözersiniz. Ama bunlar birbiriyle ilintili. Biri çözülmediği anda diğerinin çözülmesi de zor görünüyor.

Başbakan’ın sözlerinden de anlaşıldığı gibi; Yukarı Karabağ, Güney Kafkasya’da barış ve istikrarın kilit noktası. Bu nedenle Erdoğan’ın ABD ziyareti, Türkiye’ye “protokolleri onayla” şeklinde baskı yapan Washington’a, bu mesajın bizzat verilmesi bağlamında çok önemliydi. Erdoğan’ın da dediği gibi Karabağ protokollerin imzalanması için bir ön şart değil, ancak TBMM’nin Yukarı Karabağ’da bir ilerleme görmeden protokollere onay vermesi beklenemez. Azerbaycan’la ilişkiler Türkiye için hassas bir konu ve bu hassas konuda Azerbaycan’ın zararına olabilecek bir hususta Meclis, ABD’nin isteyeceği değil, kendi doğru bildiği seçimi yapar. Zaten 1 Mart tezkeresini çok iyi hatırlayan ABD de, bu durumun farkında.

(Global Yorum)

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.