Cahit Armağan Dilek: Türk Ordusu Siyasi Çözüme Kadar Suriye'de Kalacak

Cahit Armağan Dilek: Türk Ordusu Siyasi Çözüme Kadar Suriye'de Kalacak
Röportaj: Ay Can
 
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı, Cahit Armağan Dilek ile Soçi Mutabakatı hakkında konuştuk.

 
Sayın Dilek, Erdoğan ve Putin Soçi görüşmesinden sonra bir mutabakat gerçekleştirdiler ve YPG’nin bölgeden çekilmesi için 150 saatlik bir süre tanındı. Öte yandan MSB bugün ki açıklamasında “Mutabakat çerçevesinde yeni bir harekât icra edilmesine gerek kalmamıştır” açıklamasını yaptı. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 

Soçi mutabakatı”na baktığımız zaman aslında bütün aktörlerin kazandığı ve kaybettiği yönler var bunu söyleyebiliriz. Ama en kazançlının Rusya olduğunu görüyoruz. Sonuçta Suriye’nin genelindeki kontrol alanlarını genişletti. Daha önce Fırat’ın doğusunda hiç askeri unsur yokken, şimdi Fırat’ın doğusunda sınır boyunca Rus askerleri de gelmiş oldu. Önümüzdeki dönemde hava sahasının kontrolünü de belli bir alanda alması mümkün olacak. Esad yine, terör tehdidi nedeniyle terk ettiği yerlere, tek kurşun atmadan gelmiş oldu, Fırat’ın doğusuna geçti, oraları kurtararak genişletti. Türkiye yeni bir operasyon yapmadan, bazı bedeller ödemeden, şehitler vermeden YPG’nin uzaklaştırılması için sınırdan, bir ortam elde etti, fırsat elde etti. Bunu da Rusya ve Suriye aracılığıyla yapmak durumunda. Bu Türkiye açısından önemli bir avantaj. PKK/YPG’de tabi operasyonun engellenmesiyle birlikte, yani Türkiye’nin operasyonsuz geri çekilmesi ve fırsat tanımasıyla birlikte, teröristlerin öldürülmeden, silah teçhizatlarını kaybetmeden geri çekilme fırsatı oldu. Yani elindeki terör yapma gücünü muhafaza ediyor PKK/YPG. Evet, sınırımızdan uzaklaştı ama önümüzdeki günlerde bunu nasıl kullanacağını hep birlikte göreceğiz. Bu anlamda mutabakat bir şekilde taraflara belli ölçüde avantaj ve dezavantajlar yarattı. Tabi Türkiye açısından da, terör yapısı tam olarak ortadan kalkmadı, sadece biraz sınırdan 20-30 km daha güneye itelenmiş oldu terör yapısı. Sonuçta uzakta da olsa terör yapısı hala mevcut Türkiye için.
 
 
Yani 30 km çekilse bile Türkiye’nin milli güvenliği için bir tehlike unsuru olarak orada olacak değil mi?
 
“Evet, sonuçta bu terör yapısının bize karşı olduğunu düşünüyorsak ki öyle, orada bir terör varlığı var. Mesela Irak’ta da Kandil, sınırımızdan 80 km ötede ama oradan bize bir şekilde tehdit üretebiliyor. Bunu da aynı şekilde düşündüğümüz zaman 30 km ötedeki tehdidin bize dönmesi, sonuçta geri çekildiği bölgede oradan keskin bir çizgi yok, oradan sızması, kuzeye doğru çıkmaları her zaman mümkün olacaktır. Oradaki yapılar itibariyle terör örgütlerinin, oradaki oluşan aşiretlerin, yapının değişik yöntemlerle, tehditle, şantajla, rüşvetle terörist geçişlerine açık bir ortam var orada. IŞİD’liler de geçebilir, PKK’da geçebilir, El Kaide’de geçebilir, bu halde terör tehdidinin tam geçtiğini söyleyemeyiz.
 
 
Erdoğan dönüş yolunda uçakta, gazetecilere açıklama yaparken “Sayın Putin çok kararlı konuştu. ‘Biz bunları buradan kesinlikle atarız’ dedi. Şimdi Tabi bu sözü verdiğine göre atılmayınca bizim görev başlar” dedi.  Kremlin sözcüsü Peskov’un “Kürt güçlerin Barış Pınarı Harekatı alanından çekilmemeleri halinde Türk ordusunun hedefi olacaklar” demişti. Bu benzer açıklamaları, mutabakat uygulanmazsa biz Türkiye oparasyona devam edecek şeklinde yorumlayabilir miyiz?
 
Mutabakat metninde yok bu yaptırım gücü ama YPG’ye karşı çekilmesini sağlamak için en büyük yaptırım gücü, hem Peskov’un söylediği, Putin’in de söylediği tehdit cümlesi “Eğer çekilmezseniz biz aradan çıkarız ve Türk Ordusu gelir operasyon yapar, sizi de ezer geçer” diyor. Böyle bir ortam var. Yani çekilmezseniz Türk operasyonuna izin veririz ifadesi var. Bunun tabi sahaya nasıl yansıyacağını göreceğiz. Putin yani Rus tarafı eğer çok emin olsaydı bu işi yaptırabileceğinden, bunu mutabakat metnine de bu kadar net yazdırabilirlerdi. Kesin olarak çekilmesini sağlayacağız ifadesini koyabilirlerdi. Orada öyle bir yükümlülük almamışlar. Sadece YPG’ye verilen bir süreden bahsediliyor mutabakat metninde. Bu haliyle kişisel sözlerin ne kadar geçerli olduğunu 150 saat sonra göreceğiz.
 
 
Mutabakatta 10 km’lik derinlikten bahsediliyor. Bu bölgedeki devriyeyi Türkiye ve Rusya ortak yapacaklar. Bu derinliğin amacı ne?
 
Fırat’ın doğusunda tam orta bölgede, biliyorsunuz Barış Pınarı harekât bölgesi var 120 km genişliğinde, bunun dışında kalan sınır hattında, yani Kobani bölgesi diyelim ve diğer tarafta da Kamışlı bölgesi sınır hattı boyunca 10 km derinlikte bir devriye yapılacak 150 saat sonra. Bunun maksadı, Rus tarafı Türk tarafına diyecek ki ‘bakın YPG’lilere süre verdik 150 saat, çekildiler gelin sınırı beraber izleyelim, görelim bak burada sınırda herhangi bir tahkimat kalmadı. Burada mevzileri vardı onlar yıkıldı. Sizde gözünüzle gördünüz. Artık YPG tehdidi burada yok’ konusunu Türkiye’ye göstermek için bu devriyeler yapılıyor. Tabi bu devriyelerde Kamışlı Bölgesi devre dışı. Çünkü Kamışlı, Kürt yoğunluklu bir şehir. Ve aynı zamanda orada, yani bu IŞİD tehdidinin olduğu, yani bu güne kadar orada hep hem Rus askeri az sayıda hem de belli sayılarda Suriye askeri zaten var idi. Şimdi bu son durumdan sonra ilave Suriye askerleri de gelecektir. Türkiye ile Suriye’nin orada karşı karşıya gelmemesi, İstenmeyen bir durum yaşanmasını önleme adı altında orada Kamışlı Bölgesi bu devriyelerin dışında tutulmuş gözüküyor. Sonuçta teorik olarak mutabakata bakarsanız, oradaki PKK/YPG’lilerin de oradan güneye doğru çekilmeleri gerekecek.
 
 
Bu mutabakattan sonra Barış Pınarı Harekâtı önemini yitirir mi?
 
Bu görüşmeden sonra, aslında orada mutabakatta bir metin var, bir madde var. Diyor ki “Barış Pınarı harekat alanındaki statüko muhafaza edilecektir.” Tabi statüko kelimesi kullanılıyor. Yani geçici bir durumdan bahsediliyor aslında. Belli bir süre artık, orada Türk askerleri de kalabilir anlamında bir ifade çıkıyor buradan. Evet doğrudan Türk ordusuna bir atıf yok ama, mevcut statüko dediği zaman mevcut statükonun içinde Türk varlığı da var. Dolayısıyla Türk askeri orada kalacak. Çavuşoğlu’nun açıklamasına bakarsanız da, ‘siyasi süreç tamamlanıncaya kadar biz oradayız, çıkmayacağız’ diyor. Anlaşılan o ki, geçici bir statü ama, yeni anayasa yapılıp siyasi süreç tamamlanıncaya kadar Türk askeri orada kalacak gibi gözüküyor. Aynı Afrin’de olduğu gibi, Fırat Kalkanı’nda olduğu gibi.
 
 
Biliyorsunuz, ABD ile görüşmek dolaylı olarak YPG ile görüşmektir dendiğinde hükumet “hayır” demişti. Fakat Rusya ile görüşmenin dolaylı yoldan Esad ile görüşmek olduğunu kabul ediyor. Putin ile görüşmek aslında dolaylı yoldan Esad ile görüşmek anlamına geliyor mu? Sizce iki durum birbirinden faklı mı?
 
“Aslında format olarak birbirinden çok farkı yok. Amerika ile imzalanan mutabakatla Rusya ile imzalanan mutabakat formatında bir farklılık yok. ABD ile imzalanan mutabakatta aslında Türk tarafı kabul etmese de Amerikalılar YPG’nin isteklerini, taleplerini karşılamak üzere buraya geldiler. Çünkü o talep, onlara mektup göndermişlerdi, telefon görüşmeleri yapmışlardı ‘ateşkesi sağlayın, Türk operasyonunu durdurun’ diye gitmişlerdi Amerikalılara. Amerikalılar da o talepleri karşılamak üzere buraya geldiler. Dolaysıyla Türk tarafı kabul etmese de, biz Amerika ile anlaştık deseler de, bu format olarak veya Avrupa’nın, Amerika’nın veya PKK’nın kabulü şudur ki; Türkiye dolaylı da olsa onlarla görüştü diyor.
 
Yine biz Ruslarla imzaladık ama biz bu sefer Rusya’nın Suriye’yi temsil ettiğini kabul ediyoruz. Her seferinde bizim taleplerimizi Rusya Suriye’ye iletiyor deniliyor. Yani orada o geçerli ise burada da bunun geçerli olduğunu söyleyebiliriz.
 
 
Esad’ın bu mutabakata tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
 “Esad’ın bu mutabakata ilk tepkisi aslında olumlu oldu. Putin’e teşekkür etti. Sonuçta Suriye Qrdusu’nun, Suriye güçlerinin Fırat’ın doğusuna geçmesinin önünü açan, ABD’nin işgal ettiği, PKK’nın işgal ettiği bazı yerleri tekrar kontrol altına almasına yol açan bir mütabakat. Aslında Esad’ın Ruslarla farkı düşündüğü bir yer var. Esad diyor ki ‘Suriye’nin kuzeyinde olup biten her şeyin sebebi oradaki ayrılıkçı güçler’ Yani PKK/YPG’yi suçlayan bir tavrı var. Bu tabi sahaya nasıl yansıyacak? Yani onlara karşı sert tavır alması, onları sınırdan uzaklaştırması anlamında bir harekete girerse bizim için iyi olur tabi. Esad böyle bir şeye girişirse, yani PKK/YPG’ye karşı daha sert davranırsa, onları etkisiz hale getirmek için tedbir almaya çalışırsa bizim için iyi olur.Ama anlaşılan o ki Rusya Şam yönetimi ile PKK/YPG’nin diyalog kurmasını, anlaşmasını istiyor. Zaten dün Putin’in açıklamasında da ilk cümlelerden biri bu idi. “Suriye yönetimi ile Kürtler kapsamlı diyalog yapmalı, başka türlü Kürtlerin hakları korunamaz” şeklinde bir ifade vardı. Bu da herhalde Esad’ı frenleyecek bir yaklaşım. Bunu tabi, geleceğe yansıması nasıl olur? Muhtemelen daha önce Lavrov’un açıklamalarını da dikkate alırsak, Kürtlerin yeni Suriye anayasasında belli bir statü almasının önü açılıyor. Ama bunun derecesi ne olacak onu hep birlikte göreceğiz. Aslında kritik nokta bu. PKK/YPG bir şekilde orada konsüle edilebilir ama orada Kürtler dediğimiz gruba nasıl bir statü verilecek, hangi seviyede özerklik verilecek bundan sonraki en önemli konu. Esad’ın Kürtlere sert yaklaşımını biliyoruz. Türkiye’nin bunu fırsata çevirmesi lazım. Dolaysıyla Esad ile iş birliği yapması lazım.
 
 
Son olarak, bundan sonra Adana Mutabakatının rolü nedir?
 
Suriye’deki sorun kapsamında, daha doğrusu Türkiye ile Suriye arasındaki sıkıntılar nedeniyle, Rusya bunun çözümünü Adana Mutabakatında gördü.Çünkü bu sınır güvenliği konusunda iş birliğini öngören bir mutabakat. Ama Türkiye, Erdoğan yönetimi bundan ısrarla kaçınıyor. Çünkü Adana Mutabakatını uygulamak demek Esad’ı muhatap almak demek. Onun haricinde orada şu anda bulunduğu yerlerden çıkmak demek. Bir de tabi şu anda orada kullandığımız ÖSO ve Suriye Geçici Hükumeti gibi yapıların da bir şekilde tasfiye edilmesi demek. Muhtemelen Erdoğan yönetimi, kendince aklında tuttuğu bazı konularda garantiler sağlama almadan Adana Mutabakatını hayata geçirmeye, o konuda bir işbirliği yapmaya pek yanaşmayacaklar.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.