“ İŞÇİSİN SEN İŞÇİ KAL” TEAMÜLÜ KANUNLAŞTI

Gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar
Ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar
 
Elleri ak yumuk yumuk ojeli tırnakları
Nerelere gizlesin şu avucum nasırları
Otomobili tamire geldi dün bizim tamirhaneye
Görür görmez vurularak başladım ben sevmeye
Ayağında uzun etek dalga saçları
Ustam seslendi uzaktan: “oğlum al takımları.”
 
Bir romanda okumuştum buna benzer bir şeyi
Cildi parlak kağıt kaplı pahalı bir romandı
 
Ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız
Yine böyle bir durumda tamirci çırağına
Ustama dedim ki: “bugün giymeyim tulumları,”
Arkası puslu aynamda taradım saçlarımı
Gelecekti bugün geri arabayı almaya
 
O romandaki hayali belki gerçek yapmaya
Durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan
Öylece bakakaldım gözümü ayırmadan
Arabanın kapısını (açtım) açtım girsin içeri
 
Kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri
Çekti gitti arabayla egzozuna boğuldum
Gözümde tonurcuk yaşlar ağır ağır doğruldum
Ustam geldi sırtıma vurdu: “unut!” dedi romanları
İşçisin sen işçi kal giy dedi tulumları…
İşçinin toplum nazarındaki “zayıf” statüsü; bazen bir hüzünlü şaire ilhamdı, bazen efkârlı kulaklara tını, bazen de anlayana hoş bir sada…
Evet, işçi mahzun, işçi mazlum ve işçi masumdu. Yarım kalan sevdalar, temiz bir düşten başka anlamı olmayan aşklar en büyük ve en gerçek sermayesiydi işçinin. Ve ne acıdır ki; son düzenlemeyle hukukta böyle benimsemişti işçiyi:

 çokça itiraz edilen İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı Meclis’e geldi.(25.10.2018 Tarihli Resmi Gazete de yayımlanarak 7036 Sayılı Kanunla)   yürürlüğe girdi. Bu ara itiraz edilen birçok şey gibi bunun da önüne geçilemedi.

Bu tasarıya neden itiraz ediliyor, kısaca özetleyelim:
En çok itiraz edilen yenilik; iş davalarında “Zorunlu Arabuluculuk” un getiriliyor olması. Şöyle ki; artık işçi, işçilik alacaklarına ilişkin yahut işe iade talebiyle bir dava açmak istediğinde, dava açmadan evvel arabuluculuğa başvurmak zorunda. Bu hükmü okurken dahi bir tuhaf oluyor insan. Düşünsenize, haksız şekilde işten çıkarılmışsınız ya da haklı bir sebeple siz işi bırakmışsınız (bu taciz, darp, hakaret, mobbing yahut herhangi çirkin bir sebeple de olabilir), tazminatlarınızı alamamışsınız, dava açacaksınız; fakat arabulucuya gitmek zorundasınız. Sizce de burada son derece rahatsız edici bir şey yok mu?

Aslında bu durum; 6325 Sayılı Arabuluculuk Kanunu’nun kendisine de aykırı. Zira, söz konusu Kanun’un “İradi olma ve eşitlik” başlıklı 3. Maddesi şöyle diyor: “Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler”. Yani, açıkça arabuluculuğa başvurmanın tamamen iradi olduğu, kimsenin buna zorlanamayacağını söylüyor. Fakat bu yeni tasarı işçileri buna zorluyor.

Peki arabuluculuğa başvurmadan dava açarsa ne olacak? Davası reddedilecek.

Bir de yetmezmiş gibi, dava masraflarını dahi verirken ciddi sıkıntılar yaşayan işçi, istemeye istemeye başvurduğu arabulucu masrafının yarısını da vermek zorunda. Anlaşamadıkları zaman arabulucuda kaybetmiş olduğu zaman da cabası.

Hepimiz biliriz ki; İş Hukuku işçi lehine yorumlanan ve yorumlanması gereken bir sistem geliştirmiştir. Çünkü işçi işverenin karşısında güçsüz olan konumundadır ve bu şekilde bir eşitlik sağlanmaya çalışılır. Oysa bu tasarı hükümleri aksine işveren lehine bir yorum getiriyor. İşçiyi hakkından daha azına razı olmaya zorluyor.

Şunu da hesaba katmak lazım; bu ülkede artık her şey yasaların dışında ilerliyor malum. Bu işverenlerin arabulucularla hukuk dışı bir anlaşma içerisine girip –ya da arabulucular üzerinde baskı kurup- meseleyi kendi lehine yöneltmesi işten bile değil. Velhasıl olan yine mazluma olacak.

Bir bu kadar işçiyi mağdur edecek diğer yenilik; zamanaşımı hükmü. Mevcut durumda işçinin kıdem tazminatı için dava açma süresi 10 yıl. Fakat tasarı ile bu süre 2 yıla düşürüldü. Bu iki yıllık süre sadece kıdem tazminat için değil ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti için de geçerli.

Ayrıca, iş davalarında temyiz yolu kapatılıyor. Tasarı ile yalnızca istinaf yolu açık tutuluyor ve istinafa başvuru neticesinde Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği kararlar kesin. Bunun olumsuz tarafı şu; Bölge Adliye Mahkemesi davayı tıpkı Yerel Mahkeme gibi esasına girerek inceler. Yargıtay gibi içtihat oluşturamaz. Bu da hem zaman kaybı hem de yine incelemeyi dar bir alana hapsetmek demek.

Ve son olarak değinmek istediğim önemli bir değişiklik; işe iade davalarında mevcut durumda iş akdinin feshinden sonra kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı boşta geçen süre için, işçiye 4 aylık “ücret”i ve diğer hakları (sigorta primleri vs.) ödenmekteydi. Tasarı ile bu “ücret” ibaresi yerine “tazminat” ibaresi geldi ve “diğer hakları” ibaresi kaldırıldı. Yani, işveren artık işçinin boşta geçen süresi boyunca sigorta primini ve diğer haklarını ödemek durumunda değil.

Görüldüğü üzere, işçi için son derece ağır değişiklikler sözkonusu.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.