Baba’nın Adaleti

Türk Milliyetçiliği fikriyatının yılmaz ve bükülmez savunucusu değerli Dava Adamı Prof. Dr. İbrahim Dülger’in anısına…

Hepimizin bildiği adalet heykeli, bir elinde terazi, bir elinde de kılıç taşır. Bunun anlamı şudur: Tek başına güç, tek başına adalet, adaleti gerçekleştiremez.
 
Kılıç güçlü olursa; despotizm, baskı, zorbanın hukuku egemen olur. Bunun sonucunda yargı güçlülerin delip geçtiği, zayıfların da ta­kıldığı bir örümcek ağına dönüşür.
 
Adaletin dağılımında, yasalar önündeki eşitlik ilkesi zedelenmemelidir. Bu ilke zedelendi mi yargıya olan güven azalır. Eğer ülkede trilyonluk vurgunlarıyla bankaları hortumlayanlar ve baklava çalanlara verilen cezalar kamuoyunda tartışılıyorsa, çürüme başlamış demektir. Sistem şişeyi kırıp, köşeyi dönenleri kolluyorsa, yargının önüne başka güçler geçmiş demektir. Ceza adaleti bu boyuta varıp, yasalar önünde eşitlik ilkesi zedelendiğinde, en ilkel biçimdeki “kendiliğinden hak alma” duygusu meşrulaşır, buna soyunan yasadışı kişiler çoğalır. Ge­ciken adalet hep bu dönemlerin ürünüdür.
 
Öte yandan, adalet yasal düzenlemeler yönünden güçlü olur, an­cak, maddi olanak ve fiziki donanım açısından zayıf olursa adalet etkisizleşir. Etkinliği duyulmaz olur. Zaman zaman yargıçlar için “Cüz­danı ile vicdanı arasında sıkışan” türde söylemlere karşın, etiksel de­ğerlerle donanımlı yargıçlar için söylenen “Berlin'de yargıçlar var” sözü de gündeme gelir.
 
Sonuç olarak, Pascal'ın deyişiyle “Kuvvetsiz adalet aciz, adalet­siz kuvvet de zalimdir”.
 
Ülkemize baktığımızda bugün ne görüyoruz?.. Geçen yıllarda ölen yazar Mario Puzzo'nun, “Baba” adlı romanını okumayanımız, filmini görmeyenimiz yok gibi. “Baba” adlı film, zavallı bir adamın, kızını kaçırıp ırzına geçen ve güzel yüzünü kırık şişe ile parçalayıp bakılamaz duruma getiren meşin ceketlileri, mafya lideri “Baba”ya yakınması ile başlar. Ellerini önünde kavuşturan adam “Baba”nın önünde konuşuyor: “Kızımı o hale getiren gençlere yargıç üçer yıl ha­pis cezası verdi, sonra da cezalarını tecil etti. Alaycı bakışlarını görmeliydiniz...” “Baba”nın “Benden ne istiyorsun?” sorusuna, mahke­menin verdiği ceza ile tatmin olamayan adamın yanıtı şudur: “Senden adalet istemeye geldim, öldürt onları!”  Mafya lideri biraz daha adil olacak ki, ilginç bir yanıt verir: “Senin kızın yaşıyor”. Adamın yanıtı ise daha ilginçtir. Sanki yaşadığı toplumun isteğini yansıtıyor: “Öyley­se onları da o hale getirt, sen bizim babamızsın”... “Baba” sözünü tu­tar ve meşin ceketlilerin bacaklarını kırdırır.
 
Sinemaya uyarlanan ve “Baba” rolündeki Marlon Brando'nun oynadığı filmin bu bölümünde geçen konuşmalar, ülkemizdeki gerçeği sergiliyor sanki.
 
Devletin adaleti gerçekleştiremediği yerde onun yerine “Baba”nın adaleti geçiyor. Türkiye 'nin en büyük açmazı sanırım burada ya­tıyor.
 
Elias Canetti'nin “Kitle ve İktidar” adlı yapıtında, “İktidarı bütü­nüyle kavramak istiyorsak, emirle açıkça ve yüreklice yüz yüze gel­meli ve onu sızıdan yoksun bırakmanın araçlarını aramalıyız “ diyor. Bundan şu sonuç çıkarılabilir: Demokrasi bilinci içinde anayasamızda yer alan “ laik” ,” demokratik”, “insan haklarına saygılı” , “sosyal hukuk devleti” ilkelerini savunan, “hukukun üstünlüğü”ne inanan, ka­tılımcı, sivil örgütlülüğü öne çıkaran, yurttaşlık bilincine sahip çıkma­lıyız önce...”


 
Yazı seçkin hukukçu Yargıtay Onur­sal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk'un şu sözleri ile bitsin diyorum.
 
“...Nesnel mantıkla davranan bir yargıç, hem yansızdır ve hem de kişisellikten arınmış bir yargıçtır. Her yargıcın da böyle olması zo­runludur. Düşünsel ve psikolojik olarak bunu beceremeyenlerin yar­gıçlık yapmaya hakları yoktur. Çünkü onlar, daha işin başında önyargıyla doldurdukları bir beyne ve vicdana sahiptirler. Böyle bir beyin ve vicdan ise, yargıçlık yapmak için çok yaşlı ve çok hastadır.
 
Diyesim şudur: Türk hukukçusu ve özellikle yargıcı, yargılama­nın ve yargı kararlarının kişisel ideolojilere, kaygılara, görüşlere, inançlara araç kılınmasına engel olmalıdır. Yüzeysel değil, derin hu­kukun yürek vuruşlarını karar ve içtihatlarının her sözcüğünde duyumsamalıdır. Çağın değerleri ve ruhuyla ancak böylelikle denk düşü­lebilir.
 
“Hukuk ve adalet sevdası her meslektaşın içinde yer alması gere­ken soylu bir kavgadır bu. 'ne korkunçtur düşmek kavganın haricine' -Nâzım Hikmet-...”
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
rerdemir4 ay önce
değerli hukukçu prof. dr. ibrahim dülger anısına yazdığınız yazının her satırına ibrahim arkadaşımızın da katıldığından şüpheniz bulunmasın. değerli insan aramızdan çok erken ayrıldı, allah rahmet eylesin, ışıklar içinde yatsın. değerli ailesinin, sevenlerinin ve türkiye’nin başı sağolsun