Biyo Etik ve Biyo Hukuk

Bazen soybağını kendi hukukunuza yani genetik baba olmanıza rağmen kurmanız mümkün olsa da çocuğun menfaati farklı neticelere ulaşmanızı da sağlayabilir.

Bu konuyu yazarken, bir arkadaşımın: Avukatlık yaptığım çevre de aşağı da okuyacağınız konunun uygulamasının olmadığı, dolayısıyla da, okuyucu açısından çok ilginç bulunmayacağı yönünde beyanları oldu tarafıma. Ben de bunun üzerine, “avukat?” üzerine kafa yorma ihtiyacı hissettim. Uzun beyin jimnastiği sonucunda ise: Hiçbir meslek bize herhangi bir konunun uzmanından daha fazla araştırma, sözünün üstüne söz söyleme ödevi vermez. Oysa biz hâkim kadar hâkim, polis kadar polis, bilirkişi kadar bilirkişi olmadıkça, meramımızı bir şair kadar güzel anlatmadıkça muhtemel bir adaletsizliğe engel olamayacağızdır... Bu bağlam da, avukatlık yaptığım çevrenin en önemli özelliğinin okuma özrünün yanı sıra eylemsiz Doçentlik olduğunu bilen, bilgiye ve öğrenmeye aç bir Avukat olarak, kendimi mesleği icra ettiğim çevreyle sınırlı tutmayıp, her ne kadar uygulaması çok olmasa da, bu konuyu işlemeye karar verdim. Hani diyor ya Nazım:


 
Tavrınız olsun, tarzınız olsun, hedefiniz olsun, çizginiz olsun, prensipleriniz olsun, farkınız olsun, sınırlarınız olsun. Her şeyiniz şahsınıza münhasır olsun. Davranışlarınız taklit, düşünceleriniz satılık, değerleriniz emanet olmasın…”
 
Lahey’de uluslararası hukuk akademisi var.( The Hague Academy of International Law) Bu akademinin 2012 yılı konuları arasında biyo hukuk vardı. Bu konunun dokümanlarına ulaşmak sureti ile bu konuya ilişkin bir haftalık eğitimden faydalanma fırsatını yakaladık. Biyolojik araştırmalar neticesinde ortaya çıkan yeni gelişmeler biyo etik sorunları da beraberinde getirerek. Bu alanda iç hukuk normlarının gerekliliğini zorunlu kıldı. Dolayısıyla her devlet kendi iç hukukunda farklı düzenlemeler yapıyor.
 
Her devletin kendine özgü düzenleme yoluna gitmesi, sizin bu alandaki yasaklarınızı işlevsiz hale getiriyor. Bu alandaki biyolojik açıdan bazı teknikleri uygulamak bir nevi insanlara cazip geliyor. Siz de yasak olan bu yöntemlerden sizin insanınız yasak olmayan ülkelerde faydalanmak yöntemini seçiyor. Bu da konuyu iç hukuktan öte devletler özel hukuku boyutuna taşıyor. Ve doğrudan Türk hukukunda düzenlenen kuralları  (yabancılık unsuru) o hukuki ilişkiye uygulamak mümkün olmuyor. Öncelikle hangi yöntem uygulandıysa, hangi olay varsa karşınızda, buna hangi hukukun uygulanacağını bulmanız gerekiyor. Zira salt tarafların Türk olması yeterli değil, çünkü tedavinin yapıldığı ülke farklı. Birden fazla ülke ile ilişki var. O yüzden hukuki ilişki ile en sıkı bağlantısı olan ülkeyi tespit edip, o ülke hukukunu uygulamak gerekir. Bura da sorunlara çözüm ararken, asıl sorunun vasıflandırma da olduğu kanaatindeyim. Yani o sorun, o hayat ilişkisi hangi hukuki kategoriye giriyor?
 
Bu hukuki kategoriyi Türk hukukuna uygun olarak söylediğimiz zaman, hangi bağlama kuralını uygulayacağımızı buluyor ve o bağlama kuralına göre hangi yabancı hukukun uygulanacağını tespit ediyoruz ve bir sonuca ulaşıyoruz. Buradan hareketle net olarak anlıyoruz ki; sorunun temeli vasıflandırma. Tabii ki vasıflandırmayla uyguladığımız yabancı hukuk sonucunda yine kendi Türk kanunlar ihtilafı kurallarımızı uyguluyoruz. Ama ortaya çıkan sonuç, bizim Türk hukukundaki iç hukuk düzenlemelerine tamamen aykırı oluyor. Bu kadar teknik ayrıntıdan sonra somutlaştıralım bunu: meselâ bir Türk; Amerika’nın Kaliforniya eyaletine taşıyıcı annelik için gidiyor ve çocuğu dünyaya getiriyor. Bu da bir soybağı sorununa vücut veriyor. Soy bağı olarak nitelendirdiğimiz bu soruna uygulanacak hukuk; annenin milli hukuku. Burada asıl sorun: Anne kim? Yani askıda olan bu. Şimdi burada vasıflandırmayı örneğin Türk mahkemesinde dava açıldığında Türk hâkimi kendi hukukuna göre yapar. Ve biz kendi hukukumuza göre vasıflandırınca diyeceğiz ki: çocuğu doğuran kadın anadır. O zaman taşıyıcı anne hukuken de anne oluyor. Yani biyolojik anne, annedir. Türk hukukuna göre. Şimdi buradan yola çıkacak, taşıyıcı annenin milli hukukunu uyguluyorum. Diyecek. Taşıyıcı annenin hukuku ise Kaliforniya eyaletinin hukuku. Kaliforniya eyaletinde taşıyıcı annelik serbest, taşıyıcı annelik sonucunda o sözleşmeye dayanarak hukuki anne ve baba gönüllü aile oluyor. Yumurtası – spermi kendisine ait, yani genetik anne – baba olsun, olmasın. Şu halde vasıflandırmayı Türk hukukuna göre yapınca Türk kanunlar ihtilafı kuralını uyguladık, ancak ortaya çıkan sonuç, anlaşılması zor, karmaşık bir çelişki. Ayrıca parantez olarak şunu da ifade etmeliyim ki, Türk kanunlar ihtilafı çok fazla liberal. İç hukuk düzenlemelerimiz gelişmelere göre çok yavaş kalıp, çok geri de olmasına rağmen, Türk kanunlar ihtilafı kurallarımız daha çok çocuğun menfaatine olarak ve birçok bağlama noktası düşünülerek özellikle soy bağında çok liberal kurallar getirmiş. Ve Türk hukukunun bu yönü Lahey uluslararası hukuk akademisinin biyo hukuk eğitiminde de ifade edilerek, Türk hukukundan örnekler verildi. Bu anlamda bizi farklılaştıran husus şu: bu durum salt bizim hukukumuzda var. Fransız hukukunda da aynı örneği ortaya koyduğumuzda yani Fransız bir kadın Kaliforniya’ya gittiğinde (Fransa’da da taşıyıcı annelik yasak) hâkim hukuki anne ve babanın yani hukuki annenin taşıyıcı anne değil, gönüllü annenin olduğu yönünde hüküm kurdu. Ve bunun kamu düzenine aykırı olduğunu söylemiyor.
 
Yabancı hukuku uygulayacaksınız, ortaya çıkan somut sonuç Türk kamu düzenini açıkça ihlal ediyorsa, işte o zaman yabancı hukukun uygulanmasını engelleyip, Türk hukukunun uygulanmasını meşru hale getireceksiniz. Şu aşama da Türk hukukundan bir örnek aklıma gelmedi ve bir örneğe de rastlamadım. Bu bakımdan örnek verme olanağım da yok. Ama yabancı bir hukuktan örnek verebilirim: Belçikalı bir çift, taşıyıcı annelik için internetten bulduğu bir ilân aracılığıyla başka bir taşıyıcı anneye başvuruyor. Kocanın spermi ile 10bin dolarlık taşıyıcı annelik sözleşmesi imzalıyorlar. Yani 10 bin dolar karşılığında çocuğu dünyaya getirip, aileye teslim edecek. Daha sonra kadın gebeliği sırasında 15 bin dolar teklif eden bir alman aile bulunca, çocuğu kaybettiğini söylüyor. “düşürdüm.” Vesaire. Ve tabii ki aile de buna inanıyor. Sonuçta çocuk alman aileye teslim ediliyor. Şimdi burada alman kanunlarına göre taşıyıcı annelik yasak. Ama mahkemeye intikal ettiğinde olay, evlât edinme statüsüne göre soybağı kuruluyor. Yani ortada bir taşıyıcı annelik sözleşmesi var.
 
Ve kadın çocuğu istemiyor, teslim ediyor, eğer taşıyıcı anne çocuğu teslim ederse, o zaman çocuğun menfaati dikkate alınarak, genetik anne ve baba olmadığı için evlât edinme statüsünde değerlendirerek, soybağını kuruyor alman mahkemesi. Bu sırada tabii ki evlat edinmeden dolayı mutlaka genetik anne ve babaya haber veriyor alman mahkemesi. Ve Belçikalı sperm sahibi babanın haberi oluyor taşıyıcı annenin çocuğu kaybetmediğinden. Bunun üzerine hemen alman mahkemesinde dava açıyor. Ve alman mahkemesi soybağını kurmuyor genetik babayla. (tabi ceza kovuşturması da başlıyor kadın hakkında)  çocuğun menfaatini esas alıyor çocuğu evlat edinen çifte bırakıp, genetik babaya sadece kişisel görüşme hakkı veriyor.
 
Yani gördüğümüz üzere bazen soybağını kendi hukukunuza yani genetik baba olmanıza rağmen kurmanız mümkün olsa da çocuğun menfaati farklı neticelere ulaşmanızı da sağlayabilir.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.