Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Bağlamında Var Olma Savaşı

Hiyerarşik sistemdeki "kendini gerçekleştirme" olgusu bunlar için geçerli değildir. Zaten Maslow'da bu olguyu bir yerlerinden uydurmuştur.

Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki beş temel ihtiyacı bilmeyenimiz yoktur sanırım. Fizyolojik ihtiyaçlar,  güvenlik ihtiyacı, ait olma ve sevgi ihtiyacı, diğer ihtiyaçlar ve kendini gerçekleştirme. Âdemoğlunun hayata karşı var olma savaşını hangi düzeyde gerçekleştirebileceği ise kanımca tartışmalı. Hali hazırdaki duruma göre, bu savaş henüz ikinci aşamada iken, normal şartlarda ise irdeleyeceğimiz insan tipi için sanırım son aşamada. Çünkü bu profil için insanizm diye tanımladığımız olgu, bir var olma mücadelesinin içerisine girmişse zaten, bu var olmadan kastımız kendini gerçekleştirme boyutuna ulaşmıştır.
 
Kendini gerçekleştirmeden anladığımız nedir? Burada haddimizi aşıp “felsefe soru sormakla başlar” tafrasına girmeyeceğiz elbette ama irdelediğimiz husus hayatın içine katman katman yerleşmiş ve bizleri avuçlarının içine alıp sımsıkı saran manyak bir sarmaldan ibaret. Özellikle erdemli zengin diye tanımladığımız grupsal insanizm örnekleri bu aşamayı daha çok zorlayan bireyler sanırım. Diğer dört boyutu hızla seviye atlamış ve egosantrik bir biçimde son boyutu zorlamaya başlamıştır. İşte tam da irdelememiz ve incelememiz gereken profil budur.
 
  • Kimdir bu insanlar?
  • Toplumda nasıl bir yer edinmişlerdir?
  • Profilleri nasıl tanımlanabilir?
  • Ne yiyip ne içerler?
  • Hayata bakışları nasıl analiz edilebilir?
  • Aile yaşantıları ve fiziki özellikleri nelerdir?  gibi birçok soru ile meseleye başlayabiliriz.
 

Babadan zengin olma olasılıkları yüksektir. Hayat mücadelesine bir sıfır önde başlayan, bir eli yağda bir eli balda, rahatlığı hayat düsturu edinmiş, paraya pul muamelesi yapan, Allah'ın lütfettiği beyni temel ihtiyaçlardan ziyade zevk-ü sefa için bol keseden kullanan insanlardır. Dolayısıyla herhangi bir fiziksel ve güvenlik ihtiyacına gereksinim duymazlar. (Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisini belirlerken bu tipleri ilk iki kategoriye dahil etmemiştir zaten)
 
Toplum da kendilerine ait ve kendilerinin bizzat oluşturduğu bir yer ya da konum olmayıp, hazır olan her konumu sahiplenmeyi iyi becerebilen, toplumda önceden oluşturulmuş konumlara sahip çıkmayı iyi bilen tiplerdir. Konum stratejisini yapacak kadar ön görüleri vardır. Dilleri (pardon iletişim uzuvları) bu konuda kullanabildikleri en önemli uzuvlarıdır ve başarıları asla yadsınamaz. Mesela cuma namazının öneminden çok sık bahsederler ama kendileri cuma namazına gidecekken hep bir aksilik çıkar maalesef.(Ezan okunurken ağızları kıpır kıpırdır ama yürekleri kıpır kıpır hiç etmez!)
 
Profilleri her döneme göre değişiklik gösterir. Toplumdaki siyasi konjonktür ve algı pompalamasını iyi takip edip, duruma göre fiziksel görünümlerinde değişikliğe gitme olasılıkları yüksektir. Osmanlı'nın fazlasıyla ön planda olduğu dönemlerde parmaklarında Osmanlı tuğrası ya da "edeb ya hu"  yüzükleri, ofislerinde ise Abdülhamit tabloları hep hazırdır. Sakal, muktedir kişilerin profilleri baz alınarak bırakılır. Din algısı ön planda ise namaz kılınıp, islâmi literatürden bir kaç kelime öğrenilmeye çalışılır. İçlerindeki donlarından, çoraplarına kadar her şeyin marka olmasına dikkat edilir. Çünkü kış onları ısıtan ve yaz günü onları serinleten içlerindeki don değil, donun üzerindeki markalardır. Example; bir Lacoste mağazasına girdiklerinde pantolonun paçasını hafifçe sıvayıp şu çorabın aynısından var mı diyerek, ben zaten hep lacoste çorap giyerim algısı yaratmakta üstlerine yoktur. Onlara bir şeyler satmak çok kolaydır. Çünkü iyi bir satıcı iyi bir insan sarrafıdır. Ve bu tipler, sarrafın eline düştüklerinde mağazayı satın alabilecek gücü üzerlerinde görebilirler. İndirim kelimesi onlar için sadece mağaza camlarında koca punto ile yazılı, anlamını bilmedikleri "SALE" kelimesinden ibarettir.
 
Bu tipler genellikle herkesin yediğini yemezler. Herkesin yediği yerlerde de yemezler. (Herkesin giydiğini nah giyerler:) Daha doğrusu bu tipler hiçbir şey yemezler fakat çok şeylerin yenildiği nezih ve sükseli ortamlarda bulununca karınları tıka basa doyar. O uhrevi ortamın hazzını hepimiz anlayamayacağımız için bu kısmı çabuk geçiyorum. Kuru fasulye pilav yemek sanki beşinci sınıf insan muamelesi görmek gibidir ve tercih edilmez. Portakal sosuna yatırılmış ceylan etinin sadece ismi bilinir ama nasıl yenildiği saatlerce anlatılabilir. İçki içmek dönemseldir. Yine dönem muktedirlerinin durumuna göre ya ayran ya da rakı milli içkidir. Ama ayran içiliyorsa içkinin kesinlikle haram olduğu belirtilmeden geçilmez.
 
Hayata felsefi bir bakış açıları olamaz, zaten böyle bir şeyde beklenemez. Hayata karşı bir duruşu olmayanın bir bakışı da olamaz zaten. Hayata karşı duruş, geçmiş ile doğru orantılıdır. Varlığın içinde o duruşu tahayyül edecek bir zaman aralığı zaten olmamıştır. Kendilerine sorduğunuzda zaten bunun gereksiz olduğunu iddia ederler.
 
Aile yaşantılarında ön plana çıkmayı ve sürekli kendilerinden bahsedilmesini seven insanlardır. Topluluk içinde en çok söz sahibi kendileri olmak ve sadece kendilerinin dinlenilmesini isterler. Konuşurken mutlaka etraftaki herkesin kendilerini dinleyip dinlemediklerini göz ucuyla kontrol ederler. Bazen konuşurken kendilerini kaybedip bu kadar yalanı nasıl bir araya getirdiklerini kendileri bile anlayamazlar. Aile denen kavram onlar için sadece semboliktir çünkü bu çatıyı yönetebilecek ulvi kudrete hiçbir zaman sahip olamazlar. Halk tabiriyle "aile geçindirmek" onlara göre fakirler için söylenmiş bir sözdür. Bunlara göre aile kendi kendine geçinir, nasıl geçindiğinin önemi yoktur. Mesela pazara gitmek ezikliktir, ekmeğin kaç lira olduğu bilinmemekle beraber, elektrik, su ya da doğalgaz faturalarının da bir ehemmiyeti yoktur onlar için. Çünkü onlar banyo yaparlar, klima kullanırlar ve kış günü evin içinde şortla gezinirler ve otomatik ödemedeki robot o parayı bundan bir şekilde tahsil eder. İşin hazin tarafı tahsil edilen o paradan da haber yoktur çünkü hayat bu derece şuursuzca yaşanmaktadır. Hayatlarında hiç minibüse binmemişlerdir. Kazara binseler arkadan uzatılan parayı nereye uzatacaklarını da bilmezler. Belki minibüse binince para verileceğini bile bilmezler. Para verileceğini bilseler de minibüs ücretinin ne kadar olduğunu ise hiç bilmezler.
 
Kısacası vesselam hiyerarşik sistemdeki "kendini gerçekleştirme" olgusu bunlar için geçerli değildir. Zaten Maslow'da bu olguyu bir yerlerinden uydurmuştur.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.