Müteferrik

“Bir kimsenin haksız yere bir gün bile tutuklu kalmasının bedelini hiçbir devlet hazinesi ödeyemez”

Kısa kısa yazacağım. Eskiden buna müteferrik denilirdi. Yani farklı konular ve konu başlıkları bir yazıda bir seferde söylenirdi. Ancak bu yazımın bir ortak tarafı var. Bu ortak nokta da, Fersah Fersah sindirilen, Çoğaltılarak eksiltilen, Ülkenin en üstün, en önde ve en saygın bir mesleği iken adım adım geri plâna itilen, uzlaştırma – arabuluculuk gibi kavram ve kurumların kullanılması sureti ile, altın tabakta sunulan bal gibi tüm hücrelerine panzehri enjekte edilen insan misali yok edilen, emeği hiçe sayılıp göze görünmeyen ve “İnsan haklarıyla İnsandır” deyişini şiar edinen kutsaliyeti tartışılmayıp, kıymeti bilinemeyen mesleğimi yazacağım.
 
Davaların karanlık ve şüpheli noktalarını çözümleyen, savunmadaki ustalıkları ve güçleriyle gerek ceza, gerekse hukuk davalarında çiğnenmiş hakları koruyan, kaybolmaya yüz tutmuş haklara destek olan Avukatların gördükleri iş çok önemlidir. Bu iş, savaşlara katılıp, yaralar alarak ana babalarını ve öz yurtlarını kurtarmak için yapabilecekleri hizmetten daha az yararlı değildir, imparatorluğumuz için savaşanların yalnızca zırhlı gömlek giyen ve kalkan kullananlardan ibaret olmadığını biliyoruz. Bu işi Avukatlar da yapıyorlar. Çünkü ıstırap çe¬kenlerin umutlarını yaşamlarını ve çocuklarını savunan, görev yaparken yalnızca vicdanlarının sesini dinleyen bu kürsü üstatlarının savaşçılar kadar önemli ve değerli bir iş gördükleri gözden kaçırılmamalıdır.


 
imparator Leon ve Anthenuis zamanında Illirya illerine gönderilmiş bir Justus Kararnamesine göre, bir suçlunun cezasız kalmasının, bir suçsuzun mahkûm olmasına tercih edilmesi ve suçluluğu sabit oluncaya kadar masum sayılması anlamına gelen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi, masumiyet karinesinin doğal bir sonucudur.
 
Bir kimsenin haksız yere bir gün bile tutuklu kalmasının bedelini hiçbir devlet hazinesi ödeyemez” özdeyişi de bunu ifade ediyor.


 
Yine kişi suçlama karşısında, karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
 
Geciken adalet adalet değildir, daha da gecikirse zulümdür” sözü, bunun anlamını yeterince açıklamaktadır.
 
Bunun yanında, birkaç yüz yıl önce söylenen “Savunmayı kaldırınız, arkasından Engizisyon gelir” sözünü, bugün, çağdaş hukuk sistemleri artık terk etmiştir.
 
İnsanlık, tarih boyunca, ilk çağın adalet tanrıçalarının gözlerindeki bağın gizemini çözmeye çalışmıştır. Gözleri niçin bağlanmıştır adalet tanrıçalarının? Adaletsizlik yapmasın diye mi? Yoksa o gözleri bağlı adalet tanrıçalarının, yapılan haksızlıklar karşısında utanmasını önlemek için mi gözlerini bağlamışlardır? Bunun yanıtı bugün bile verilememiş, çözümü de yapılamamıştır.
 
Geçmiş yüzyıllarda haksız yargılamaların varlığı bilinmektedir. Yargının her kararda doğru olduğu savı, tartışmasız kabul görecek olsaydı, bugün Sokrat hâlâ güncelliğini koruyabilir miydi?
 
Günümüzde savunulması gereken, hiçbir zaman yasa tanımamazlık olmamalıdır. Yasaların eşit bir şekilde uygulanmasıdır önemli olan. Ancak, yasaları uygulayanların, yasanın insan için yapıldığının, adalet gibi yüce bir kavramın sancılı dönemlerde, siyasal oluşumlardan etkilenmemesi, hukuku uygulayanların, özellikle ceza adaletinin alet edilmemesi olgusu, hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Aksi takdirde adalet, adalet olmaktan çıkar, “Gösteri Adaleti”ne dönüşür. “Berlin'de yargıçlar var” sözü bu bağlamda yargıçların dürüstlüğü ve tarafsızlığını belirlemede büyük bir anlam taşımaktadır.
 
Ceza hukukunun temeli insandır. Yasal düzenlemeler hiçbir zaman "korku toplumu" yaratmak isteyenlerin düşüncelerine alet edilmemelidir.
 
Hukuk hayatına bu pencereden bakıldığında "Savunma"nın yargı fonksiyonu içindeki yerinin ne denli önemli olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. Avukatlar hayatın her alanını kucaklamalıdır. Bu bakımdan da donanımlı olması gerekir. Bunu sağlayan ise bilgidir, güvenilirliktir, çalışkanlıktır, dürüstlüktür. Bu değerlerle donanmış avukat, aynı zamanda saygın bir hukukçudur.
 
Yüzyıllar önce Molıerac'ın söylediği şu düşünceleri, avukatlık mesleğinin gelecek yüzyıllarda da değişmez ilkesi olacaktır.
 
"Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hâkime, hele ne iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin, en kıdemliden veya isim yapmış olanlarından farkı yoktur. Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı..."
 
İnsan, insanla çoğalır ve bir o kadar da insan, insanla eksilir. Jean Paul Sarte'ın "insan insanın cehennemidir, aynı zamanda da cennetidir" sözü bunu ifade eder. Özellikle ceza avukatı, görevini yaparken adliye koridorlarında koşturup, duruşmaları birbirine ekleye¬rek yoğun bir yarışma içine girip, olayları yargı önünde çözüme ulaştırmak için dilekçelerini hazırlayıp mahkemeye sunduktan sonra da yargıçların önünde sırasını bekleyen dosyalar içinde, sırası geldiğin¬de sözlü savunmalarını da kısıtlı bir zamana sığdırıp, yine kendi açmazlarını, kendi mesleki sıkıntılarını içine gömüp, cezaevlerindeki müvekkillerinin çaresizliklerine çözüm üretmeye çalışmasından sonra da uğraşısı bitmez. Neden bitmez? Bunun yanıtını hukukçu Prof. Dr. Faruk Erem versin... "Bir tuhaftır avukatlık... Ayıplamayacaksınız, kızmayacaksınız, ağlayamayacaksınız da...
Bunlar olmaz mı?
Olur...
Ama hep içinizde olmalı...
Bakışlarınızda kaçak bulunmasın...
Karşınızdakinin gözlerinin içine bakın, dostça...
Orada derdini dökmek isteyen İNSANI göreceksiniz...
Bundan sonrası kolaylaşır...
"İNSAN İNSANIN ZEHRİNİ ALIR" derler, halk dilinde...
Avukatlığın yarısı bu 'dur..."
 
Avukatlar yargı süreci içinde görevlerini yaparken, araştırarak elde ettiklerini yargıcı yormayacak şekilde, hukuk dilini yetkinlikle kullanıp bilgiyi sunmalıdırlar. Sözlü savunma şüphesiz asıl olandır.
 
 Ancak: “usul vusule götürür” ilkesinden vareste iseniz, savınızın yazılı ya da sözlü olmasının herhangi bir manası olmayacaktır.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.