Tutuklama Koruma Tedbiri ve Uygulaması

İnsan; 5271 Sayılı CMK’NIN TUTUKLAMA nedenlerini düzenleyen 100. Maddesine “toplum baskısı” da eklenmeli.” diye düşünmeden kendini alamıyor.

2001 Tasarısı 112. maddede "adli kontrolü, ondan sonra ise 119. maddede "tutuklama nedenlerini düzenlemişti. Bunun nedeni ise şöyle açıklanmıştı: "Tasarı, adlî kontrol kurumunu kabul etmiş bulunması nedeniyle, tutuklama tedbirini bütünü yeniden ele almış ve konuya 119 ilâ 129 uncu maddeleri kapsayan bağımsız bir bölüm ayırmış, mevzuatımızda yeni hükümler getirmiştir. Tasarıya göre tutuklama, artık istisnaî niteliktedir ve önce düşünülmesi gerekli husus, adlî kontrolün uygulanmasının gerekip gerekmediğidir. Tutuklamanın neden ve koşullarını gösteren bu madde, birinci fıkrasında açık olarak "112 nci maddede gösterilen adlî kontrol altına alınma kararı verilmemiş ise..... "demek suretiyle önceliğin adlî kontrole verilmesi gerektiğini ve tutuklamanın istisna oluşturduğunu vurgulamaktadır. Buna karşılık 5271 sayılı yeni kanun, 100. maddede öncelikle tutuklama nedenlerini, ancak ondan sonra 109. maddede adli kontrolü düzenlemiş bulunmaktadır.
 
Tutuklama, ceza muhakemesindeki en ağır koruma tedbiri olarak, kesin bir hükümle mahkûm olmadan kişinin hürriyetinin kaldırılmasıdır. Bu kadar ağır bir tedbir olmak îtibarıyla tutuklama, gerek Anayasamızda düzenlenmiş ve gerekse sıkı şartlara tâbi kılınmıştır. Ayrıca İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi de bu konuya ilişkin hükümler içermektedir.
 
"İHAS madde 5/1 öncelikli olarak alıkonmanın "kanuni" olması gerektiğini belirtmektedir. Bu durum yasalar tarafından belirlenen işleyişe uygun olması durumunu da içermektedir. Sözleşme bu noktada zorunlu olarak ulusal kanuna atıfta bulunmuştur ve bunlarla ilgili yükümlülüklerin asli ve işleyiş kurallarıyla yerine getirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ancak, ek olarak, özgürlükten mahrum bırakma durumunun madde 5'in amacıyla uyumlu olması, yani şahsı keyfilikten koruması, gerekmektedir. Eğer bir mahkeme kararına uygun olarak yerine getirilecekse, tutukluluk süreci, ilke olarak, kanuni olmalıdır. Ayrıca, madde 5/1 ile güvence altına alınan özgürlük hakkı için oluşturulan istisnalar listesi oldukça ayrıntılı olmakla birlikte sadece bu istisnaların dar bir yorumu bu hükmün amacıyla uyumludur. Yani hiç kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasını sağlamak içindir. Ayrıca, alıkonma, madde 5/1 'in (b) alt paragrafı altında sadece yasaların belirlediği yükümlülüklerin "yerine getirilmesini sağlamak" üzere mümkündür ve en azından bahsi geçen kişi üzerinde yerine getirilmemiş bir yükümlülük olmalı ve tutuklama ve alıkonma bu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlama amacı taşımalı ve fakat öz olarak cezalandırıcı bir amacı olmamalıdır. İlgili yükümlülük yerine getirildiği an, madde 5/1 (b)'nin alıkonma sebebi terkedilir.


 
Hülâsa, demokratik toplumlardaki bahsi geçen yükümlülüklerin hemen yerine getirilmesini sağlamak ile özgürlük hakkının önemi arasında bir denge kurulmalıdır. Tutukluluk süreci böyle bir dengeyi sağlamakla alakalı bir faktördür.
 
Hukukumuzda, koruma tedbirleri bakımından hâkim kararı kural olarak aranmakta ve bu kurala istisnalar tanınmakta iken, tutuklama sonuçta bir kimsenin mahkûm olmasına benzer sonuçlar doğurduğundan ancak ve salt hâkim kararıyla mümkündür. Bu kuralın hiçbir istisnası yoktur.
 
Bir koruma tedbiri olarak tutuklamanın iki amacı vardır: Şüphelinin yargılamada ha­zır bulunmasının sağlanması ve bununla bağlantılı olarak bilahare verilecek kararın uygulanmasını garanti altına almak ve ikinci olarak da delillerin muhafazasıdır.
 
Belirtelim ki, basın organlarında yer alan haberlere göre yeni CMK ile tutuklama tedbirinin sınırlanması amaçlanmışken, tam tersi bir sonuç ortaya çıkmıştır. 2005 yılında 31 bin olan tutuklu sayısı, 2006 da, 44 bine, 2007 de, 53 bine, 2008 de 58 bine, 2009 da 60 bine ve 2010 da 67 bine çıkmıştır. Bu dönemdeki nüfus artışı ise sadece, %1.3 tür. Tutuklu sayısı ise 5 yılda %100'den fazla artmıştır.
 
Teorik olarak Tutuklama Koruma Tedbirinin özü budur. Ancak meslek pratiği bize göstermiştir ki, realist bakış açısıyla uygulamaya bakıldığında tutuklama, ceza muhakemesi hukuku kapsamında ele alınması gereken bir tedbir değil, maddi ceza hukuku kapsamında incelenmesi gereken "süresi gayrimuayyen hapis cezası"türüdür.
 
Nitekim Ceza reformu stratejisi belgesindeki tutuklamayla ilgili ifadeler analiz edildiğinde, bu belgenin açıklandığı tarihe kadar hukukumuzda tutuklamanın bir cezalandırma aracı olarak kullanıldığının, tutuklamanın kural tutuksuz yargılanmanın istisna kabul edildiğinin, tutuklulukta geçen sürelerin makul olmadığının, tutuklamanın zorunlu olmayan hallerde de ölçüsüz olarak uygulandığının kabulüne dayandığını anlarız. Aksi halde belgede böyle başlık veya tutuklamayla ilgili böyle bir reform stratejisi yer almazdı. Görünen o ki, yargı reformu ile uygulamadaki bu durumun tersine çevrileceği taahhüt edilmektedir. Ancak yargı reformundaki mevzuat değişikliği taahhüdünü tam olarak anlayamadığımı itiraf etmeliyim. Tutuklamayla ilgili hükümleri okuduğumuzda bu reformun mevzuat düzleminde zaten çoktan yapılmış olduğunu görüyoruz. Acaba tutuklama tedbirinin tümden yasaklanması mı düşünülüyor?
 
Peki, yargı reformu, fiilen yürürlükte olan "tutuklama cezasını" bir koruma tedbirine" dönüştürebilecek midir?
 
Bu sorunun cevabını sosyal medyanın da soruşturma sürecine "fiili jüri sıfatıyla" etkin olarak katıldığı somut bir olay üzerinden inceleyelim. Twitter'e düşen bir videodan anlaşıldığı kadarıyla Rize'de genç bir adamla genç bir kadın önce tartışıyor. Adamla kadın arasında bir arbede yaşanıyor. Sonra adam kadına bir yumruk atıyor. Kadın yere düşüyor. Adam yere düşen kadına iki tekme daha atıyor. Sonra bir adam olaya müdahale ediyor, saldırgan olay mahallinden uzaklaşıyor. Videonun twittere düşmesiyle soruşturma açılıyor. Adam yakalanıp gözaltına alınıyor ve savcı tarafından tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk ediliyor. Hakimlik şüpheliyi adli kontrolle serbest bırakıyor. Sosyal medya bu aşamada soruşturmaya tekrar el koyuyor. Hâkim ve savcıyı eleştiren sayısız twit yayınlanıyor. Bu twitlerden paylaşımcıların sosyal konumu nedeniyle yarattıkları - yaratacakları  "sosyal etki"  bakımından önemli gördüğüm altı tanesi aynen şöyle:
 
Psikiyatr Prof. Dr. Nevzat Tarhan "Şiddeti çare gören insan tipi sözden anlamayan vahşilerdendir. Bu kişiler bedel ödemedikçe devam ederler. Serbest bırakan hâkim kendi kızının kafasına tekme atılsa aynı kararı mı verirdi?
 
Hüseyin (ahşap tasarım ve dekoratif ürünler pazarlamacısı) : "Acaba aynı durum kendi kızlarına yapılsaydı serbest bırakır mıydı?  Ya da bir milletvekili kızına bunu yapsaydı yine de serbest bırakılır mıydı?"
 
Nörolog Prof. Dr. Sultan Tarlacı da "Yarın başka birine ARTARAK OLUR beyni kanar ölür. Çünkü nasılsa serbest kalınıyor. Bu toplumsal ve kadına şiddetin önünü açmaya izin vermek değil mi? Twitle madde özendiriliyor diye 7 yıl hapis verilenle  bu özendirme ve sıradanlaştırma ne kadar farklı?"
 
Haluk Levent (Sanatçı): "Niye Savcım niye? /Bu ölümüne tekme değil mi?/O tür tekme ile kaç insan öldü?/  bu kadar kolay mı sayın savcım. Kolay mı)?'
 
Faruk Sayan (Edebiyat öğretmeni/özel eğitim öğretmeni) : Sanırım Türk Anayasaları Afrikanın en gelişmemiş ülkelerinden alınmış. Madem anayasa gereğini yapmıyor kızın akrabaları yapmalı. Ölümüne dövün nasılsa ölmezse serbest kalırsınız" örneği var delilli şekilde."
 
Stajyer Avukat Bedrana Kambur: "Ben de stajyerim, içindeyim ancak ne yazık ki kamuoyu oluşmadan bu işler yeterli ciddiyetle ele alınmıyor.
 
Seçtiğimiz bu altı twit toplumun genel olarak hukuka ve hukuk uygulamasına bakışını yansıtıyor.  Özellikle uzmanlık alanıma girmemekle birlikte birkaç adli psikiyatri ve psikoloji kitabı okumuş bir hukukçu olarak,  okuduğum eserlerde rastlamadığım yerel bir kişilik taksonomisini  (sözden anlamayan vahşiler) tanınmış bir psikiyatrdan işitmiş oldum. 
 
Sosyal medyadaki bu eleştirilerin akabinde Şüpheli,  Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine tekrar gözaltına alınıp tutuklanıyor.  Bu kararda sosyal medya etkisinin olup olmadığını bilemiyoruz. Ama  tutuklama kararının duyulmasından sonra, tutuklamanın sosyal medyada oluşturulan kamuoyu baskısıyla  başarıldığını,  sosyal medya baskısı olmasaydı   tutuklamanın gerçekleşmeyeceğini, adaletin sağlanamayacağını, şüphelinin cezasız kalacağını  ifade eden   sayısız twit yayınlandı.
 
Pekiyi, şüpheliyi adli kontrol şartıyla serbest bırakan ve sosyal medyada  ağır eleştirilere, hatta hakaretlere maruz kalan hâkim niçin adli kontrol şartıyla tahliye  kararı vermiştir?
 
Dosyayı görmediğimiz için bilemiyoruz. Ancak tecrübelerimize dayanarak tahminde bulunabiliriz.  Öncelikle mağdurenin alınan yarım sayfalık adli tıp raporunda mağdureyi muayene eden hekim  "muhtemelen"  mağdurenin baş ve yüz bölgesinde basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte ekimoz ve sıyrıklar tesbit ettiğini, hayati tehlikesinin olmadığını beyan etmiş olabilir. Hâkim, bu adli tıp raporunu,  müşteki ve mağdurenin ifadelerini, tanıkların ifadelerini vs. incelemiştir. Video kaydının dışında  şüpheli ve mağdure ile ilgili birçok veriye ulaşmıştır.   Tüm bu incelemelerden sonra adli kontrol tedbirinin yeterli olacağı kanaatiyle bu kararı vermiştir. Kararın gerekçesi ve dosya elimizde olmadığından derinlemesine bir değerlendirme yapamayız. Ancak hâkimin kararını,  tutuklama tedbirinin düzenlendiği CMK 100 ve devamı maddeleri kapsamında ve Yargı reformu strateji belgesinde yer alan taahhütler çerçevesinde değerlendirdiğimizde  açık bir hukuka aykırılık gözükmemektedir.
 
Ne var ki mesele bu kadar basit de değil. Aralarında profesörlerin de bulunduğu kamuoyu, şüphelinin serbest bırakılmasının ve tutuksuz yargılanmasının eyleminin cezasız kaldığı/ kalacağı veya yargılama sonunda caydırıcı bir ceza verilmeyeceği şeklinde değerlendiriliyor ve bundan kaygı duyuyor. Bu nedenle kamuoyu da tutuklamayı yaygın olarak uygulanması gereken bir cezalandırma aracı olarak görüyor. Cezanın, yargılama yapılmadan ve en ağır şekilde derhal uygulandığını görmek istiyor. Tutuklama sürelerini yeterli görmüyor.  Yapılacak bir yargılamaya ve sonucuna güveni sabrı yok. Halk arasında tahliye, beraat olarak algılanıyor. Bu bağlamda İnsan; 5271 Sayılı CMK’NIN TUTUKLAMA nedenlerini düzenleyen 100. Maddesine “toplum baskısı” da eklenmeli.” Diye düşünmeden kendini alamıyor.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.