“Hırsız Bizim” Bir İtiraf mı?

AKP İlçe Başkanı: "Vatan hainlerinin yanında yer almaktansa, hırsız bizim hırsızımız, biz yanında yer alırız. Yarın burayı Allah korusun kaybetme durumunda, bunun hesabını veremeyiz.”

Yerel seçimlerle ilgili propaganda çalışmaları sırasında, AK parti yetkilisi, ittifak kurdukları partiden mevcut belediye başkanının yeniden seçilmesi için “Vatan hainlerinin yanında yer almaktansa, hırsız bizim hırsızımız, biz yanında yer alırız. Yarın burayı Allah korusun kaybetme durumunda, bunun hesabını veremeyiz.” demiş. Siyasi çılgınlığın hangi düzeye geldiğine bundan güzel örnek gösterilemez.
 
Yunan’ın kazanmasını tercih ettiğini söyleyen birisi, şimdi de tam ondan beklenebileceği biçimde “Şeriat gelsin de ülke batarsa batsın.” demiş. “Daha aşırısı olamaz.” demeyelim. Akıl sigortaları atmış, hiç aklımıza gelmeyen çok daha aşırı şeyler bulup söyleyeceklerine eminim artık.


 
İlk sözü neresinden tutup eleştireceğinizi şaşırıyorsunuz. Basit bir yerel seçimde kendilerine oy vermeyen herkesi - en azından milletin %50’sini - vatan hainliğiyle suçlamak nasıl bir vatan hainliği? Ülkeyi bölmek, milleti kardeş kavgasına sürüklemek birinci görev olmuş. Asıl vatan hainliği bu değil mi? Bu zavallı kendi iktidarına büyük zarar verdiğinin, ortaklarının belediye başkanına “Hırsız!” dediğinin bile farkında değil. Hırsız müttefik olunca destek mubah mıdır? Dinimizin Kur’ân-ı Kerîm ayetleriyle sabit “Nehy-i ani’l-münker, emr-i bi’l-maruf. (İyiliği emredip kötülüğü engelleme)” emri var. Peygamber Efendimiz (SAV), “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle müdahale etsin. Buna da gücü yetmezse, kalben buğz etsin. (gönülden reddetsin.) Bu ise imanın en zayıfıdır.” buyurmuyor mu? “Sütçünün şahidi yoğurtçu.” derler. Hırsızın destekçisi, hırsızlık cürmünün ortağı olmaz mı?
 
Sözün devamı adeta işlenmiş suçların itirafı. Belediye başkanlığını kaybetmeleri durumunda bunun hesabını veremeyeceklerini söylemiş. Geçmişi inceleyecek, yolsuzlukları belirleyecek, hesap soracak birilerinin seçimi kazanmasından endişeli. Demek verilemeyecek hesapları var.
 
Şeriat gelsin de ülke batarsa batsın.” hezeyanına gelince akıl fukarası ya da Osmanlı Türkçesiyle “Zihnî melekelerinde teşevvüş hâsıl olmuş.” denir. Böylelerine “Kafadan gayr-ı müsellah.” da diyorlar. “Batmış ülke” sözü, Sevr kâbusunu hatırlatıyor. Batmış, esir olmuş bir ülkede şeriat nasıl yaşanır? Batılı bir tarihçinin de dediği gibi Balkanlar’dan sürülüp çıkarılan Türklüğün Anadolu’dan da sürülüp çıkarılması ne kadar sürerdi? 
 


ŞU ÇEKİMSERLİK NASIL ŞEY?
 
Öteden beri Meclis oylamalarında “çekimserlik” seçeneğinin de olmasını utandırıcı bulurum. Tüzük mü, yasa mı değiştirilir; gereken yapılmalıdır. Çekimserlik oyları, eşi “Öğleye pilav mı yapayım, makarna mı?” diye sorunca, karar veremeyip çekimser kalmaya benzetilecek basitlikte değildir..
 
Siyasete atılmak; ülke yönetimine talip olmak, ben daha iyi yönetirim iddiasında bulunmaktır. Bir siyasi partinin ülkeyi ilgilendiren her konuda, en küçüğü dahil her sorun hakkında görüşü, tavrı, önerisi olmak zorundadır. Bunların bulunmaması, iktidara liyakatsizliğin, kapasitesizliğin ifadesidir. Bu yüzden çekimserlik oyu kullanmak, ya ülke sorunları hakkında ilgi ve bilginin olmadığını itiraftır ya da düşüncelerin ardında durmaktan korkulmaktadır. Bu durumda onların seçimlerde oy isteme hakkı da olamaz.
 
Aslında çekimserlik tarafsızlığı da yansıtmıyor. Oylamayı kaybeden taraf lehine oy verilmesi durumunda onları kazandıracakken çekimser kalınması, karşı taraf lehine sonuç doğurur. Dolaylı gibi görünen doğrudan destektir. Daha mertçe olan, kazanana dolaylı destek yerine onunla aynı yönde oy kullanmaktır. Çekimserlik oyu kullananlar kendi programlarına ve ideallerine aykırı bir konuya destek olmuşlarsa bu çekimserliğe ayrıca riya kokusu sinmiştir.
 
Bir örnek daha açıklayıcı olur: “Cellat hazırdı. Sultan, dokuz vezirine zanlı hakkındaki reylerini sordu. Dördü “Boynu vurulsun.” üçü “Serbest bırakılsın.” dedi. İkisi, adamın suçsuz olduğunu bildikleri halde çekimser kaldı. Üçe karşı dört oyla karar alındı ve masum adam katledildi. Hiçbir vicdani sorumlulukları olmadığına(!) inanan çekimser iki vezir, tam bir kalp huzuruyla(!) köşklerine döndü.” Çekimserlik işte böyle bir şey.
 
Seçim demokrasilerin vazgeçilmezidir. 1876’dan bu yana sayısız seçim yaşamış ülkemizde, bir kez daha yerel yönetimleri seçeceğiz. Birbirimizle savaşmayacağız. Filanın seçilmesi ya da seçilememesi, beka sorunu değildir. Kim seçilirse seçilsin, başarısının hepimiz için olacağına inanarak desteğinde olacağız.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.