“Lokasyon, Lansman..." Züppeliği

Tanzimat yıllarından bu yana biraz yabancı dil bilenlerde görülen, günümüzde gittikçe yaygınlaşan hatta özenti sonucunda eğitimsiz halkta bile görülebilen bir hastalığımız var: Türkçe konuşur ya da yazarken hiç gerekmediği halde araya o güne kadar bilinmeyen İngilizce, Fransızca sözcükler sokuşturmak.

Olduğundan daha aydın ve bilgili görünmek isteyenlerin de katılmasıyla bu yolda yürüyenlerin sayısı hızla artıyor. O güne kadar duymadığınız, gazete ve benzerlerinde görmediğiniz bir yabancı sözcük her yerde karşınıza çıkmaya başlıyor. Bunları kullanma özentisinde olanlar, İnsanlarınBreh, breh! Şundaki akla, bilgiye, kültür genişliğine bakın(!) Biz daha kullandığı sözcüklerin anlamını bile bilmiyoruz(!) Nerede kaldı ki ilmine, irfanına erişebilelim(?)” diyeceklerini sanıyorlar.
Anlamlarını bilmediklerini belli ederlerse cahil görüneceklerinden çekinen bazı insanlar da kullanılan bu sözcükleri biliyormuş gibi görünmeye çabalıyorlar. “Hee, bizim mutfağı da ankastre yapmayı düşünüyoruz, şimdi herkes öyle yaptırıyormuş(!)” (“Ankastre” sözcüğünün anlamını üniversite öğrencilerine sordum, bilen çıkmadı.)

Bir videoda izlemiştim. Birisine mikrofon uzatıp “popülizm” hakkında ne düşündüğünü soruyorlar. Garibim, “Bilmiyorum.” diyemiyor; “Eeee, hımmm, şeyyy! Herkesin kendine göre bir popisi vardır…” diye cevap vermeye çabalıyordu.
Reklamcılar ve pazarlamacılar; sıradan insanların, anlamını bilmedikleri yabancı sözcüklerin cazibesine kapılacakları yanlış varsayımıyla bu tür sözcükleri çok kullanıyorlar; toplumda bunların salgın halinde yaygınlaşmasında önemli rolleri var.
Bu çabaların sonucunda bu sözcüklerin bir kısmı dilimize yerleşiyor, bir kısmının modası geçip artık kullanılmıyorlar. Örnek olarak bir sabah kalktık, “nostalji” sözcüğüyle karşılaştık. Bir hafta geçmedi her yerde duyar, görür olduk. Ben bu sözcüğün içinde geçmediği konuşma duymaz, yazı okumaz olmuştum. Birkaç yıl sonra  modası geçti, bugünlerde hiç karşıma çıkmıyor.

Namık Kemal’in “İntibah yahut Sergüzeşt-i Âlî Bey” adlı romanının kahramanı Âlî Bey, Ahmet Mithat Efendi’nin “Felâtun Bey ve Râkım Efendi” adlı romanındaki Felâtun Bey, Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası” adlı eserinin kahramanı Bihruz Bey, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Şık” adlı romanınının kahramanı Şatırzade ile “Şıpsevdi” adlı romanının kahramanı Meftun Bey birer züppedir. Yayımlandıkları yıllarda çok okunan bu eserler “alafranga görünme” hastalığına pek güzel dikkat çekmişlerdir.
Bu eserlerin kahramanları, yarım yamalaktan da az Fransızca öğrenmiş; kılık kıyafetleri, yaşayışlarıyla modernleşmiş görünme çabasında züppelerdir. Bildikleri birkaç Fransızca sözcüğü olur olmadık yerde sözün arasına sokuşturarak kendilerini göstermeye çalışırken gülünç duruma düşerler.

Bu bağlamda son zamanlarda “lokasyon ve lansman” sözcükleri televizyonların ve reklam dünyasını vazgeçilmezleri oldu. Her an her yerde karşımıza çıkıyorlar. Yepyeni birer kavramı ya da nesneyi karşılıyor olsalar “Ne yapalım karşılıkları yok.” denerek teselli bulunabilir. Bunlar, bugüne kadar olmayan kavramları karşılamıyor. “Lansman” tanıtım, pazara sunma; “lokasyon” konum, yer anlamında kullanılıyor.

Şimdi böyle yabancı sözcükleri ısrarla gereksiz yere kullanan, dilimize yerleştirmeye çalışanlar için “zamanımızın Bihruz Beyleri” desek çok mu yanlış olur?

Bu sözcükleri kullananlara bir yerlerde rastlasanız da Divan Edebiyatı hakkındaki düşüncelerini sorsanız, size mutlaka “Dilimizi Arapça, Farsça sözcüklerle doldurmuşlar; yüksek zümre, saray edebiyatı oluşturmuşlar; halktan kopmuşlar...” filan derler.
Kendi yaptıklarının hiç de farklı olmadığını ne zaman kavrayacaklar?
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
izçetin5 ay önce
yazınız için sizi kutlarım. türkçe den haberi olmayanların yabancı kelime kompleksi.