1860’ın Hatta 1839’un Gerisinde Kalmak

Muhalefetin ve vatandaşın; yönetimi, icraatlarını, vergilerin nasıl ve nerelere harcandığını sorgulama hakkına gelince demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Hepimizin yüreğini dağlayan Elazığ depreminden sonra deprem vergilerinin ne olduğuyla ilgili bir tartışma başladı. Kimileri muhalefetin ve vatandaşların toplanan vergilerin nasıl harcandığını sormaya haklarının olduğunu, kimileri böyle bir hakkın olmadığını iddia ediyor. Hatta bazı siyasetçiler, köşe yazarları, vergilerin nasıl harcandığını soranlara ağır hakaretler ediyor.
 
17 Ağustos 1999 Maramaradepreminin ve 87 gün sonra ardından gelen 12 Kasım 1999 Düzce depreminin ağır kayıplarını karşılayabilmek, ekonomide meydana gelen sarsıntıyı giderebilmek amacıyla deprem vergisi adıyla geçici olmak üzere bir dizi yasal düzenleme yapılmıştı. Sonraki yıllarda bu geçici vergiler kalıcı hale getirildi.
 
Gönül bu vergilerin adları ve konuluş amaçlarına uygun olarak bir fonda toplanmasını, başka ihtiyaçlar ve amaçlar için kullanılmamasını arzu ederdi. Ancak ekonomimizin gerçeği başka şeyler söylüyor. Yönetimler icraat yapabilmek için kaynağa muhtaçtır. Bu kaynağın ana damarını vergiler oluşturur. Ne kadar çok vergi toplayabilir, ne kadar çok kaynağa sahip olursanız o kadar çok icraat yapmak, hizmet üretmek imkânınız vardır. Bu yüzden şu ya da bu adla konulan herhangi bir verginin sonradan kaldırıldığı görülmüş şey değildir. Hemen hemen her geçici vergi, bir süre sonra kalıcı hale gelir. Hele ki her zaman kaynak sıkıntısı çeken, dış ülkelerden kaynak teminine ihtiyaç duyan Türkiye’de bir vergiden vazgeçilmesi gerçeklere ters düşer. Merkez Bankası’nın ihtiyaç akçesini bile kullanmak zorunda kalan bir ekonomi, fon filan dinlemez; önüne ne gelirse kullanır. Sonuçta adı deprem vergisi de olsa biriktirilmemiş, her türlü ihtiyaç için kullanılmıştır.
 


Gelelim deprem vergilerinin ya da her türlü verginin nasıl kullanıldığının sorgulanmasına. Öncelikle deprem vergilerinin sorgulanmasında geç kalınmıştır. Arada yirmi yıldan fazla geçmiş, niçin kalıcı hale getirildiğini sorgulayan olmamış. Niçin bir fon oluşturulup bu vergilerin biriktirilmediği sorgulanmamış. Meclis’te bütçe çalışmalarında gündeme getirilmemiş. Peki, geç kalındı diye şimdi sorgulanamaz mı? Elbette sorgulanır da vatandaşı konuya duyarlı hale getirmekten başka yararı olmaz.
 
Muhalefetin ve vatandaşın; yönetimi, icraatlarını, vergilerin nasıl ve nerelere harcandığını sorgulama hakkına gelince demokrasinin olmazsa olmazıdır. Bakın Âgâh Efendi tarafından kurulan ilk özel Türk gazetesi olan Tercümân-ı Ahvâl'in  6 Rebîülâhir 1277 (22 Ekim 1860) tarihli ilk sayısında İbrahim Şinâsi, Mukaddime başlıklı yazısında neler diyor:
 
“Mâdem ki bir hey’et-i ictimaiyede (sosyal toplulukta) yaşayan halk bunca vezaif-i kanuniye ile mükelleftir (kanunî vazifelerle yükümlüdür), elbette kalen ve kalemen (sözle ve yazıyla) kendi vatanının menafiine (yararına) dair beyan-ı efkâr etmeği (fikirlerini açıklamayı) cümle-i hukuk-ı müktesebesinden addeyler (kazanılmış bütün hakları arasında sayar). Eğer şu müddeaya (iddiaya) bir sened-i müsbit (ispat belgesi) aranılacak olsa, maarif (eğitim) kuvveti ile zihni açılmış olan milel-i mütemeddinenin (medenî milletlerin) yalnız politika gazetelerini göstermek kifayet edebilir (yetebilir).
 
Bunun da öncesi 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu’dur. Şinasi de sözlerini “Tanzimat Fermanı” adıyla ünlenmiş bu belgeye dayanarak söylemektedir. Devlet bu belge ile Müslim ve gayrımüslim bütün vatandaşlarının sadece devlete karşı sorumluluklarının, görevlerinin olmadığını, bunlara karşılık haklarının da bulunduğunu resmen kabul etmiştir.
 
Bunca yıllık demokrasi geçmişimizden sonra elbette 1860’ların, 1839’ların gerisine düşecek değiliz. Bir yerde “Eleştiri ücretsiz danışmanlıktır.” diye bir söz okudum. Eğer yapılan eleştiriden bir pay çıkarabiliyor, işlerinizi daha yararlı hale getirebiliyorsanız pek doğru bir söz. Her eleştiri haklı, doğru olmayabilir. Demokrasi, onlara da tahammülü gerektiriyor. Gerekiyorsa cevap verir, işin doğrusunu açıklarsınız. Eleştiri hakaret boyutuna ulaşmışsa yargı yolu her zaman açık.
 
Depremde yaşamını yitiren kardeşlerimize rahmet, yaralılarımıza acil şifa, yakınlarına ve Türk milletine sabır diliyorum. Yurdun çeşitli yerlerinde günlerdir süren sarsıntıların dinmesini, başka felaketler yaşamamamızı Yüce Mevla’dan (CC) niyaz ediyorum.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.