Atatürk (Sevenler Niçin Sever? Bazıları Niçin Düşmandır?)

Bütün bu yokluklar içinde mucize denebilecek bir silkiniş, yeni devletin hukukî yapısıyla çağa uyduruluşu… 1929 yılında patlayan dünya ekonomik krizine, yaklaşan II. Dünya Harbi’ne rağmen on beş yılda

Devlet adamları yaşadıkları dönemlerde sevilir ya da sevilmez. Çoğu ölümlerinden bir süre sonra unutulur giderler. Ne sevenleri kalır ne nefret edenleri. Ancak ölümü üzerinden seksen bir yıl geçmiş bir insanın hâlâ sevilmesinde de bazılarınca hâlâ ona düşmanlık edilmesinde de nedenler aramak gerekir. Kurtarıcı bir devlet kurucunun, milletinin büyük çoğunluğu tarafından sevilmesi elbette beklenir. Düşmanları da olacaktır sayıları az da olsa. Aslında ülkeyi kurtarmış olması bile yukarıdaki ilk soruyu cevaplamaya yeterlidir.
 
Osmanlı devletinin dağılması sonucu bir kısmı yapay biçimde oluşturulan devletlerin bugünkü rejimlerine, gelişmişliklerine, refahlarına, ulaştıkları demokratik ve insancıl değerlere, çağdaşlığa, kısaca genele bakıldığında ve ülkemizle kıyaslandığında akıl sahipleri için çok açık bir tablo ortaya çıkmaktadır.
 
Sevr paramparça edilerek kurtarılan vatanda kurulan Türkiye Cumhuriyeti; her yönüyle çağa ayak uydurmuş, gelişmiş, dostlarına güven veren, caydırıcı gücü yüksek, çevre ülkelerinden çok ileri  bir devlettir.


 
Kurtarılan; kapitülasyonlarla bağlanmış, ekonomisi çökmüş, borç batağında Duyun-u Umumiye’ye teslim olmuş, savaş yorgunu, harap bir ülkedir. Genç erkek nüfus, savaşlarda yitirilmiş, geri dönenler ya kolsuz ya bacaksız ya gözsüz. Ülke nüfusunun çoğunluğunu çocuklar, kadınlar ve yaşlı erkekler oluşturuyor. Verem, trahom, sıtma vb hastalıklar yaygın. Sanayi denebilecek bir şey olmadığı gibi tarım ve hayvancılık da bitik. Sermaye yok. Altyapı, yol, demiryolu yok denecek durumda. Eğitimli insan sayısı çok düşük. Okuma yazma oranı %4’lerde. Çağa uygun bir hukukî altyapı yok. Bütçe, imkânsızlık sınırında. Bunların üstüne bir de Osmanlı devletinden kalan borçların ödenmesi gerekiyor.
 
Bütün bu yokluklar içinde mucize denebilecek bir silkiniş, yeni devletin hukukî yapısıyla çağa uyduruluşu… 1929 yılında patlayan dünya ekonomik krizine, yaklaşan II. Dünya Harbi’ne rağmen on beş yılda gerçekleştirilen inanılmaz ilerleme
 
Ciltler dolduracak bu geniş konu için bu kadarı bile yeter. Bütün bunları gerçekleştiren bir insan elbette sevilir. Sevilmelidir; şükran, minnet, en azından saygı duyulmalıdır. Ülkenin kurtarıldığı yıllarda herkes yukarıda çizilen tabloyu bizzat yaşadığı için gerçekleri biliyor ve Atatürk’e sevgi besliyordu. Bugüne gelince, yine yukarıda çizilen tabloyu görebilecek, anlayabilecek düzeydeki insanlar aynı duygular içindedir. Eğitimli insanların Atatürk’ü daha anlayarak sevmeleri bu bilince dayalıdır.
 
Ancak 1919-1923-1938’den bu yana çok zaman geçmiştir. O günleri yaşayanlar artık aramızda değil. Bugünün ülke nüfusu, onun kurduğu çağdaş düzene açmıştır gözlerini. Bazıları, emeksiz nimete kavuşanların kıymet bilmezliğiyle Cumhuriyete ve kurucu değerlerine sahip çıkmada duyarsız kalmaktadırlar. Onlar, Osmanlı devletinin son yıllarını, savaşın yıkıcılığını, ülkenin işgalini, nereden nereye geldiğimizi değerlendirecek kültür ve yeterliliğe sahip değildirler. Bazıları eskiden çok daha iyi olduğumuza inandırılmışlardır.
 
Atatürk’e minnet borcu duyanların gerekçeleri belli. Belki ortada kalan insanlar da vardır. Ama Atatürk’e olan karşı duruşlarını düşmanlık düzeyine getirenler de var. Bunların gerekçelerinin de tam tersine olması gerekmez mi? Birileri Atatürk’ü niçin seviyorsa ötekiler de o yüzden sevmiyorlardır. Bu nefretin din maskesine büründürüldüğü görülmektedir.
 
Atatürk’e, dolayısıyla kurduğu devlet düzenine duyulan düşmanlığın bilenmesi, yaygınlaştırılması, eğitimli kesimin tersine bilgilerle donatılması için ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Son zamanlarda bu çalışmaların daha açık, daha saldırgan duruma geldiği gözlenmekte.
 
Bilinen tarihî gerçekler, “Onlar resmî tarih, devlet aldatmacası, gerçek bizim anlattığımız gibi.” iddialarıyla reddedilmekte. Geçek bilgi ve belgelere ulaşmak için okumak, araştırmak gerekir. Bazı insanlar böyle bir çabaya girmek yerine söylenen yalanlara inanma kolaylığına kaçıyor. “Keşke Yunan galip gelseydi.” diyenler kıymete biniyor. Ege’de Yunanlılarla savaş olmamıştır.” diyen tarih doçentlerine bile rastlanıyor.
 
Olmayan bir maden adı uydursanız ve “Erciyes dağında, dünyanın başka yerinde bulunmayan, 300 trilyon dolar değerinde zataportulist madeni çıkarılmak için 1923’ü, Lozan anlaşmasının geçersiz kalacağı 100. yılı bekliyor. Lozan’la madenin işletilmesi yasaklanmıştı. Zataportulist, sanayinin hemen her dalında devrim yaratacak özelliklere sahip.” diye bir yalan kıvırsanız hiç düşünmeden, araştırmadan, akıl yürütmeden hemen kabul edecek öyle çok insan var ki… Fesi takan, alternatif tarih diyerek uyduruyor. Nasıl olsa inananı var.
 
Çanakkale harbinde Atatürk’e yer vermeyenler sanırım bu çerçevede daha iyi anlaşılacaktır. Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, bütün şehitlerimizi rahmetle, saygıyla, minnetle anıyorum.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.