Bakan Soylu’nun Düşündürdükleri

Bakan sözlerine itina göstermediği için eleştirilse de uyuşturucuyla mücadele konusundaki kararlılığı takdir ve teşvik edilmelidir.

İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu, emniyet güçlerine “Okul önlerinde uyuşturucu satanların bacaklarını kırın, sorumluluğu bana atın.” deyince pek çok eleştiri aldı.
 
Bakan pek çok açıdan eleştirilebilir ve eleştirenler çok haklıdır. Tevili pek mümkün görünmeyen bu sözlerdeki vahameti görmeyerek sözleri iyi niyete bağlayıp bakanı savunanların açıklamaları yadırganmıştır. Bırakın bakan kendini savunsun, siz bakanın beyninde miydiniz de bu sözleri “iyi niyetle ve kararlılığını vurgulamak için mecazen söylediğini” iddia ediyorsunuz. Kaldı ki bakan daha önceki bazı sözleriyle de görev, sorumluluk ve haddini aşmakla eleştirilmişti. Bu ilk vukuat değil.
 
Gerçi ben de bakanın böyle kanunsuz bir emri gizli kapılar ardında bile vermeyeceğini, konuşmanın heyecanına kapıldığını varsayıyorum. Aksini düşünmek ülke asayişinin Allah’a emanet olduğunu; hukuk devleti olmayı geride bırakıp, artık kanun devleti olmaktan da çıkmakta olduğumuzu kabul etmek olur.
 
Benim üzerinde durmak istediğim konu, bakanın heyecanını tetikleyen bilinçaltı. Mevcut yasaları, kuralları, uygulamaları yetersiz; hatta engelleyici buluyor olmalı ki bütün bunları aşıp daha çabuk, daha etkili yöntemlerle sonuca ulaşmak istiyor. Eğer öyleyse çözümü daha etkili yasal düzenlemeler yapılmasında aramalı.


 
Hukuk devleti böyledir. Kurallar, bürokrasi, uyulması gereken prosedürler; gecikmelere, etkililiğin zayıflamasına, bazen istenen sonucun alınamamasına yol açar. Ancak bu mahzurlarının yanında yanlışların ve masumların zarar görmesinin engellenmesi gibi çok önemli işlevleri vardır. Otoriter rejimlere çok ters gelse de modern hukuktaBir masumun zarar görmesindense birçok suçlunun cezasız kalması tercih edilir.” ilkesi geçerlidir.
 
Ben de sık sık öfkelerime, duygularıma kapılırım. Zaman zaman bazı yasaları yetersiz bulur, gazete haberine konu olan kişinin masum da olabileceğini unutarak sorgusuz sualsiz şiddetle cezalandırılmasını isterim.
 
Dinî bir kurumda tecavüz edilen çocukları; şiddet gören, taciz edilen, katledilen kadınları; İslâmı bir tür sapıklık olarak anlatan sözde din adamlarını, devleti soyanları, Zarrapları duyduğumda itidalimi yitirir; “Bunları oracıkta asıvermeli.” filan derim. Bu ve benzeri eylemleri yaptığı iddia edilen kişilerin salıverildiğini duyduğumda cinlerim tepeme çıkar, mahkemelere, adalet sistemimize, hukuk normlarımıza demediğimi bırakmam. Ama ben bakan değilim, elimde ne bir yetki ne resmî bir sorumluluk ne de yaptırım gücü var.
 
Sonrasında durumu soğukkanlılıkla düşünmeye başladığımda eksiği gediği de olsa devletin bir düzeninin olduğu, her şeyin kurallar çerçevesinde yürüdüğü aklıma gelir. FETÖ lâneti gerçi emniyeti, istihbaratı, adaleti, yargıyı alt üst edip güveni sarstıysa da yasalara, Türk yargısına güvenmek gerektiğine inanırım.
 
Uyuşturucu ve alkol bağımlılığı; ülkeleri içten çökerten, çağımızın en büyük tehlikeleri. Uyuşturucu kullanım oranı çok düşüktü, hızla arttığını görüyoruz. Kullanım yaşı düşüyor, orta öğretim düzeyine indi. Bu durum uyuşturucuların çok ucuza temin edilebilecek bollukta olduğunu gösteriyor.
 
Haşhaş, Hint keneviri gibi doğal bitkilerden elde edilen uyuşturuculara sentetik olarak üretilenler de katıldı. Ülkemize giren Batı ülkelerinde üretilmiş sentetik uyuşturucu hap miktarı daha tehlikeli. Okul önlerinde satılan uyuşturucular daha çok bu sentetik haplar. Doğu ülkelerinden gelen uyuşturucunun büyük bölümü transit olarak Batı ülkelerine geçiriliyor, pek azı ülkemizde tüketiliyor. Batıdan gelen uyuşturucu haplar öyle değil, tamamına yakını Türkiye’de tüketiliyor.
 
Batı ülkeleri bu sorunu çok uzun zamandan beri yaşıyorlar. Pek çok mücadele yöntemi geliştirdiler. Ancak bütün bu yöntemlere rağmen kesin sonuç alamadıkları bilinmektedir. Mücadelede başarısızlık sonucunda bazı Batı ülkelerinde belli mekânlarda belli uyuşturucuların kullanımı serbest bırakılmak zorunda kalınmıştır. Bazılarında kullananlara bir yaptırım yoktur, sadece ticaretini yapanlara ceza uygulanmaktadır.
 
Hiç ihmale gelmeyecek bir konu. İpin ucu kaçmadan, iş işten geçmeden tedbir alınması gerekmektedir. Hatta uyuşturucuyla mücadele konusunda hayli geç ve yetersiz kalındığı bile söylenebilir. Batı ülkelerinin deneyimlerinden, uygulamalarından yararlanılmalı; dersler çıkarılmalıdır. Sadece İçişleri Bakanlığının sorumluluğu olmamalı. Başta Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı olmak üzere bütün bakanlıklar her türlü işbirliğini yapmalıdır. Bu konuda İçişleri Bakanlığının koordinatörlüğünde bakanlıklar arasında ortak çalışmalar yapılmalıdır.
 
Bakan Soylu’nun sözleri konuyu gündeme taşıyarak çok yararlı olmuştur. Bakan sözlerine itina göstermediği için eleştirilse de uyuşturucuyla mücadele konusundaki kararlılığı takdir ve teşvik edilmelidir. Ama bakan da bundan sonra olsun sözlerine dikkat etmeli, kanun dışı uygulamalara asla yönelmemelidir.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.