Demiri Soğutmaktan Umut Kesmeli miyiz?

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “kızgın demiri soğutma” uyarısı, “TÜRKİYE İTTİFAKI” temennisi gönüllere su serpmişken, o sözleri etkisiz bırakmaya, tersi söylenmiş gibi davranmaya çabalayanlar var.

Demiri daha da kızdırmaya çabalayanların çokluğuna bakınca umudum azalıyor. Piyon durumundaki kitleler bir yana sorumlu olmaları gerekenlerin sözleri basiretlerin bağlandığını gösteriyor. Ülkenin en zor günlerinde yuvarlanabileceği yıkım ateşine gözü kapalı yakıt atanlar akl-ı selimlerini yitirmiş gibi. Amok koşucusu misali felakete, kanlı kavgalara doğru koşuyoruz.
 
Sayın Cumhurbaşkanı’nın “kızgın demiri soğutma” uyarısı, “TÜRKİYE İTTİFAKI” temennisi gönüllere su serpmişken, o sözleri etkisiz bırakmaya, tersi söylenmiş gibi davranmaya çabalayanlar var. Medya zaten çoktan çığırından çıktı, terör destekçiliğinden terör amigoluğuna yükselmiş durumda.


 
4Ağızlardan çıkanı kulaklar duymuyor. Adam: “CHP gereken dersi almamış.” diyor. Belki öyle değil; ama bu sözüyle olayların arkasında olduklarını itiraf ettiğinin farkında değil. “Bana sorsalardı gitmeyin, derdim.” diyen, aslında “Kimse benden izin almadan bir yere gidemez.” demeye getirdiğini bilmiyor. O bir yere giderken izin alma işi Stalin Rusya’sındaydı. Sosyal medyada saldırganlara sahip çıkmanın, haklı bulmanın ötesinde destek ve küfür hezeyanlarını, bir dolu avukatın linççileri savunmaya gönüllü olmasını, akıl alacak gibi değil. “Akl-ı selim, basiret, feraset, itidal, teenni, müsamaha, uhuvvet, muhabbet, usulet, suhulet, adalet” kelimeleri söz dağarcığımızdan çıkmakla kalmamış, artık kavram olarak da çoğumuzun hayatında yok.
 
“Yumruk attıracak kadar ne yaptın?” sözü ile tecavüze uğrayan kıza “Tecavüz ettirene kadar ne yaptın? Açık giyinmeseydin, kahkaha atmasaydın, o saatte sokağa çıkmasaydın.” deme arasında mantık farkı yoktur. İkisi de yapılanın hak edildiğini, suçun mağdurda olduğunu belirtir. Bir iki gün önce 5 yaşında bir yavrumuza tecavüz edildi, yoğun bakıma alındı; ama kurtarılamayarak şehit oldu. Hepimizin yüreği yandı. “Yeter, artık kıyamet kopsun, hayat dursun.” hıçkırıkları yükseldi hançerelerden. Suçu bu masuma ve ailesine yükleyip “Ne işi var çocuğun sokakta? Tecavüz ettirecek ne yaptı?” deyip tecavüzcüleri aklamak akla ve insafa sığar mı?
 
Sözün nereye gittiğini düşünmeden konuşmak yetkililerin alışkanlığı olmuş. Oysa siyaset ve diplomasi ince dil gerektirir. MSB Akar’ın olayları yatıştırmak için iyi niyetle söylediğine inandığım sözler bile bakın ne kadar dikkatsizce söylenmiş, linççileri onaylıyormuş izlenimi uyandırıyor? Orada linççileri okşayarak yatıştıran bir konuşma yerine, akıllarını başlarına getirecek; kameralarla belirlendiklerini, yargıda hesap vereceklerini ikaz eden sert ve kararlı sözler daha yerinde olurdu.

Tutuklu kimse yok, yumruk atan da serbest bırakılmış. Birtakım kopukların ellerini öpüp kutladıkları, onun da gururla sırıttığı fotoğraflar paylaşılıyor. “Yiğidimizi yedirmeyiz.” diyen siyasetçiler var. Hukuk, adalet, yasalar ne derse desin, vahim bir durum. Sıradan bir darp olayı değil. Ülkede kanlı olayların fitilini ateşleyebilecek toplu bir eylem;basit, ferdi bir darp gibi ele alınabilir mi? Yaşananların nelere yol açabileceğini idrak edebilmiş değiliz. Bizde olmayacağını sandığımız iç harbe işte adım adım böyle gidilir.
 
Umudumuzu kıran bütün bu yanlışlara rağmen, pes etmemeliyiz. Bizim Suriyeliler gibi gidebileceğimiz bir yer yok. Ölürsek de kalırsak da bu topraklardayız. Çocuklarımızı, torunlarımızı, ülkenin geleceğini düşünüyorsak; ülkemizi ve milletimizi seviyorsak, hâlâ aklımız başımızdaysa; biz de bir Mısır, bir Irak, bir Libya, bir Suriye olmak istemiyorsak Cumhurbaşkanı’nın sözlerine sarılmalıyız. “TÜRKİYE İTTİFAKI” için, bekamız için kızgın demiri soğutmalıyız.
 
NOT: Stefan Zweig’in “Amok Koşucusu” adlı eserinde geçer. Güneydoğu Asya’da “amok” denen hastalığa yakalananlar çıldırır, önlerine çıkan her şeyi yıkarak, parçalayarak, öldürerek belirsiz bir yere doğru çatlayıp ölene ya da öldürülene kadar koşar. Bu koşuya “amok koşusu” denir.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.