Devleti mi Vatanı mı Kurtarmak?

Atatürk’ün Sultan Vahidettin tarafından bizzat Milli Mücadeleyi başlatma göreviyle 9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu’ya gönderildiğini iddia etmek hiç gerçekçi değildir.

Milli Mücadeleye, Cumhuriyetimizin kuruluşuna ilk adımın atıldığı kutlu 19 Mayıs’ın 100. Yıl dönümü, padişahın Atatürk’ü 40.000(!) altın vererek bu mücadeleyi başlatması için Anadolu’ya gönderdiği safsatalarının yeniden ortalıkta gezinmesine vesile oldu.
 
Sultan Vahidettin’in Milli Mücadeleye karşıymış gibi görünmesinin işgalci düşmana karşı bir aldatma olduğu iddia ediliyor. Öne sürülen en önemli kanıt, Falih Rıfkı Atay’ın bizzat Atatürk’ten dinlediği anılara dayanıyor. Atatürk, sarayın küçük bir odasında padişahla diz dize oturduklarını; pencereden topları saraya çevrili olarak demir atmış düşman zırhlılarının göründüğünü, Sultan Vahidettin’in “Devleti kurtarabilirsin Paşa.” dediğini anlatıyor.
 
Buradaki “devlet” sözcüğünün kapsamı tartışmalıdır. Vatanın büyük bölümü yitirildikten sonra bile, küçük bir bölümünde devlet varlığını sürdürebilir. Küçük de olsa bir devletin ve hanedanın güvenceye alınması mı yoksa Misak-ı Milli ile sınırları çizilmiş vatanın kurtarılması mı kastedilmiştir?
 
Konunun ayrıntıları akademik kariyerli tarihçilerin işi. Ancak Mondoros ve Sevr anlaşmaları, Yunan işgalinin Trakya, Batı Anadolu ve Güney Marmara’da yayılması karşısında takınılan tutum incelendiğinde İstanbul’un vatan diye güçlü bir kaygısının olmadığı da anlaşılıyor. 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali sonucunda tutsaklığı daha da ağırlaşan bir saraydan ve hükümetinden Anadolu’ya açık ve güçlü destek beklenemezdi belki; ama Anzavur Ahmet’e Kuva-yı İnzibatiye kurdurup Milli Kuvvetler üzerine yürümek, Anadolu’da isyanlar başlatmak, Atatürk ve arkadaşları için idam fermanları düzenlemek gayretkeşliği de gösterilmemeliydi. Padişahın, her yönüyle Milli Mücadelenin azılı düşmanı Damat Ferit Paşa’yı sadrazamlıkta tutmakta ısrarlı olması da dikkat çekicidir.  


 
Hangi amaçla söylendiği açıkça belli olmayan tek bir kısa cümleye bakarak ve Bandırma vapurunun yola çıktığı 16Mayıs 1919’dan Sultan Vahidettin’in İngiliz Malaga zırhlısı ile İstanbul’dan ayrıldığı 17 Kasım 1922’ye kadar yaşanan tarihi olayları göz ardı ederek Atatürk’ün Sultan Vahidettin tarafından bizzat Milli Mücadeleyi başlatma göreviyle 9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu’ya gönderildiğini iddia etmek hiç gerçekçi değildir.
 
Atatürk’ün emrine tahsis edilen 40.000(!) altına gelince bu iddiaya sadece gülünür. Savaş öncesinde bile maliyesi iflas etmiş, Duyun-u Umumiyeye teslim olmuş devleti savaş, tümüyle bitirmişti. Böyle bir kaynak bulmak mümkün değildi. O yıllarda maaşların kuruş olarak ifade edildiğini düşünürsek 40.000 altının ne kadar büyük bir meblağ olduğu anlaşılır. Milli Mücadelenin başlangıç döneminde de TBMM döneminde de böyle büyük bir para kaynağının kullanılmadığı görülmektedir.
 
Sultan Vahidettin, taht için üçüncü sıradayken kaderin sürüklemesiyle padişah olmuş; köhnemiş, bitmiş, ayakta durmaya takati kalmamış, savaşan bir devletin başında bulmuştur kendini. O, 4 Temmuz 1918’de hasbelkader tahta çıktıktan dört ay sonra Mondoros Mütarekesi imzalanarak savaşa son verilmiştir. Bu yönüyle en talihsiz padişahtır. Fatih’ten, Yavuz’dan, Kanuni’den sonra gelseydi çok daha başka olabilirdi belki.
 
Sultan Vahidettin’i ve yaşamının son günlerini ele alırken üzülmemek mümkün değildir. Ancak ondan Milli Mücadeyi başlatan, destekleyen bir kahraman çıkarmaya çalışmak da tarihin gerçeklerini inkâr olur.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.