Güç Sarhoşu ABD

Umarım ABD devlet adamları içinden aklı başında birileri, Türkiye’yi karşılarına alarak bölgede var olamayacaklarını eninde sonunda anlayacaktır.

ABD’nin dış politikasında ve dünyaya nizam verme iddiasında her zaman körkütük bir sarhoşun yalpalamasına, sonra yıkılıp bir köşede sızmasına benzer akıl ve mantık dışı garabetler görülür. Fincancı dükkânına girmiş fil misali ortalığı yakıp yıktığının, çok büyük zararlar verdiğinin örnekleriyle doludur yakın tarih.
 
ABD ana karasının okyanuslar ötesinde olması dolayısıyla kendi ülkesinde değil adım attığı yerlerde yaşanır felâketlerin büyüğü. Vahşi kapitalizm ile emperyalizmin yönlendirdiği ABD, bütün yanlışlarına rağmen yine de kârlı çıkar dünyayı karıştırmaktan. Büyük çoğunluğu Yahudi kökenlilerin elinde olan ABD bankacılık, finans, sanayi, özellikle savaş sanayi sektörleri alır aslan payını savaşların.
 
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kendisinin dünyayı yöneten tek güç olduğu zehabına kapılan ABD, yetersiz politikacılarının elinde iyice zıvanadan çıkmıştır.ABD, Ortadoğu’ya, dolayısıyla petrol bölgesine hakimiyetini İsrail devletinin varlığına ve güvenliğine bağlamıştır. Bütün bölgesel politikaları sonuçta İsrail’in çıkarlarını gözetmeye dayalıdır.
 
Kurulduğu 1948’deki Ortadoğu’ya, bölgedeki Arap ülkelerine baktığınızda, İsrail devletinin yaşamasının mümkün olmadığı kanaatine varırsınız. Her biri Haganah vb. örgütlerin militanlığından gelme İsrail devlet adamları da bu gerçeği görmekteydiler. Devletlerinin yaşaması, kurulmasına müzahir olan emperyalist batı ülkeleriyle iş birliğine  bağlıydı. İsrail, Ortadoğu’ya ve petrole hâkim olmak isteyen ABD’nin ileri karakolu olmakla, çıkarlarını ortak kılmakla varlığını koruma yoluna gitti.


 
İsrail’in yaşaması için vaat edilmiş topraklarda yer alanlar başta bütün hasım ülkeler, en azından ekonomik anlamda sömürge olmayı sonsuza kadar sürdürmeliydiler. Bunun için bu ülkelere asla demokrasi gelmemeliydi. Bu ülkeler kulaklarından tutulup kolayca yönlendirilebilecek şeyhlerin, prenslerin, emirlerin, kralcıkların yönetiminde kalmalıydılar. Bu ülkelerde eğitimin çağdaşlaşmasını; aklın, bilimin, teknolojinin öne çıkmasını engellemek gerekirdi. Bunun için çağdaş her uygulamaya, her düşünceye karşı çıkan her türlü yobazlık desteklenmeli; gelişmelerinin önü kesilmeliydi.
 
Bunlar yetmezdi. Dahası bu ülkelerin bir araya gelmeleri engellenmeliydi. Arap Birliği, İslam Ülkeleri Birliği gibi oluşumlar engellenemese bile işlevsiz hale getirilmeliydi. Böyle oluşumlar şekilden, görüntüden ibaret kalmalı; asla etkin olmamalıydılar. Bu örgütlerde ortak kararlar allınamamalı, toplantıları kör dövüşüne dönmeli, aldıkları kararlar sözde kalmalıydı.
 
Bu ülkeler mümkünse biribirleriyle savaştırılmalı, birbirine zıt çıkarlara sahip olmalarına çalışılmalıydı. Bunlarda iç savaşlar çıkarılmalı, her iki taraf da el altından desteklenerek fitnenin sürekliliği sağlanmalıydı. Sınırları cetvelle çizilmiş Arap ülkeleri bir kere daha parçalanmalı, her birinden birbirine düşman iki üç küçük devletçik yaratılmalıydı.
 
Bunlar, yaşama güçlüğü çeken prematüre bir devletin kolayca becerebileceği şeyler değildi. Ancak özellikle ABD sermaye ve sanayi sektörlerine hakim olan Yahudi diyasporasının desteğiyle sağlanabilirdi. Dünyanın en güçlü istihbarat örgütlerinden biri olan MOSSAT’a da çok iş düşüyordu.
 
Bu bilgilerin ışığında Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) hangi amaçları taşıdığını anlamak daha kolaylaşmaktadır. Mısır’da, Irak’ta Libya’da, Lübnan’da ve Suriye’de yaşananlar bu gözle incelenirse gerçek anlamını bulmuş olur.
 
Ortadoğu’da bugün gelinen noktaya baktığımızda İsrail’in büyük kazanç sağladığı görülmektedir. ABD açısından ise durum hiç iç açıcı değildir. ABD’nin Irak ve Suriye politikaları iyi sonuç vermemiştir. ABD’nin hedefine kilitlediği İran kazanmış, Irak ve Suriye’de etkin, bölgesel oyun kurucu bir güç haline gelmiştir. Etkinliğini Körfez ülkelerinde, Yemen’de, Suudî Arabistan’da artırmaya çalışmaktadır.
 
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla sarsılan, Ortadoğu’da esamesi okunmaz hale gelen Rusya, ABD’nin yanlış Suriye politikası sonucunda bölgenin en önemli aktörü olarak yeniden masaya oturmuştur. Artık Doğu Akdeniz’de çıkmamak üzere yerleşmiş zorlu bir Rusya vardır.
 
ABD, doğumuna sebep olduğu IŞİD’e karşı mücadele argümanına sığınarak ve sonu belirsiz bir maceraya atıldığı hiç şüphesiz olan terör örgütü PKK/YPG/PYD’ye dayanarak bölgede var olmaya çabalamaktadır. Üstelik bölgedeki en büyük müttefiki Türkiye’yi karşısına alma gafletindedir.
 
ABD Türkiye’yi büyük oranda kaybetmiştir. Türk kamuoyunda ABD karşıtlığı artmıştır. Bunun politik sonuçları olacaktır. Bozulan ilişkilerin onarılması güçtür. Güç sarhoşluğuna kapılmış ABD’nin hoyratlıkları, bundan sonrası için kendisine güven duyulmasını imkânsız hale getirmektedir.
 
ABD dış politikası yalpalamaktadır. Verdiği sözlere güvenilemez durumdadır. Her bir yetkilisinin ağzından farklı sözler çıkmaktadır. Yetkili, yetkisiz demeç veren ABD’liden geçilmiyor. Dış politika alanında çok üst düzey yetkililer yerine Suriye’de görevli düşük rütbeli subayların yaptıkları çelişkilerle dolu açıklamalar, durumu daha da karmaşıklaştırmaktadır.
 
Zor oyunu bozar. Türkiye giriştiği Zeytin Dalı Harekâtıyla doğru bir adım atmıştır. Umarım ABD devlet adamları içinden aklı başında birileri, Türkiye’yi karşılarına alarak bölgede var olamayacaklarını eninde sonunda anlayacaktır.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.