Hubb’ül- Vatan Min’el –İman

Dinin siyasete alet edilme örnekleri sıkça yaşadığımız seçim ortamları yüzünden çoğalmıştır. Siyasetçilerin işine gelen bu iki ağızlı bıçak bir gün gelir onu tutan eli de keser.

Milletçe Ramazan ayını ibadetlerle, taatlarla geçirdik; bereketinden yararlanmaya çalıştık. Huzurlu bir bayrama hazırlanıyorduk ki ajan provokatör, vatan haini; Atatürk, cumhuriyet ve TSK düşmanlarında ani bir patlamayla afalladık. Bu tür insanların her geçen gün biraz daha azgınlaştığı, özellikle ülke zor günlerden geçerken cüretlerini artırdıkları görülüyor.
 
TSK düşmanlığı, onun yıpratılması, onurunun ve savaş gücünün kırılması çabaları çok eskilere dayanır. Ancak FETÖ kumpaslarıyla 2007’den sonra büyük yoğunluk kazanmıştır. Bu çabaların bir kısmı hasım devletler (meşhur dış güçler) tarafından tezgâhlanır. Çok önemli bir kısmı ise kime ve neye hizmet ettiğinin bilincinde olmayan yerli gafillerdir. Yerli gafillerin düşmanlığı, ta İttihat Terakki’ye, Kuva-yı Milliye’ye ve Milli Mücadele’ye düşmanlığa dayanır. Cumhuriyetin güvencesinin TSK olması, düşmanları için en önemli gerekçedir.
 
Şu hiç unutulmamalıdır: Kendi onurunu koruyamayan bir ordu, savaş gücü çok yüksek görünse bile millî onuru koruyamaz. TSK’nin onuruyla oynayanlar eğer maksatlı değil de sadece bilinçsiz gafillerse aslında millî varlığımızı tehlikeye attıklarını bilmelidirler.
 
TSK’ye yöneltilen son ağır hakaret; devletin, yargının, TSK’nin ve milletin çok sert tepkisiyle karşılanmalı; müsebbibi, emsal hainleri hizaya sokacak şiddetle cezalandırılmalı; kimse bir daha buna cesaret edememelidir. Kınama mesajları yayımlamak, sosyal medyada ayıplamak çok yetersizdir. Henüz savcılarda bir tepki yok.
 
Bir aylık yoğun ibadetlerin verdiği manevi doygunlukla yürekleri hassaslaşmış, güzelliklere daha açık hale gelmiş müminlere, görevli imamın bayram sabahında vaazda neler anlatması uygundur? Cevaba gerek var mı? Kardeşlik, yardımlaşma, iyilik… İmam(!) ağzını bir açıyor, pir açıyor. Fotoğrafı yayımlandı. İslam’ın nurundan nasipsiz, meymenetsiz, IŞİD canilerinde gördüklerimize benzer abus bir çehre… Millî Mücadele zaferlerinin yalan olduğunu, Yunan’ın kazanmasını tercih ettiğini filan söylüyor. Vatan hainliğini yalanlarla destekliyor. Üstelik pek de salak. Hem “Zafer yok.” hem “Yunan kazansaydı.” diyor. Zafer yoksa zaten Yunan kazanmış olmaz mı, a mantık yoksulu yobaz?


 
“Hubb’ül-vatan min’el-iman.” yani “Vatan sevgisi imandandır.” Hadis-i Şerif’i herkesçe bilinir.  Vatan hainliğini kendi itiraf eden bu adamın imanı (Allah bilir) şüpheli hale gelmiştir. Bu durumda kabulü şüpheli olduğu için ardında namaz kılmak caiz midir? Cemaatin itirazı, başka birini imamete geçirmesi ya da orayı terk edip başka bir camiye yetişmesi uygun olmaz mı? Benim bir iki kez itiraz imkânı bulamadığım Cuma namazında çıkıp yakındaki başka bir camide farza yetişmişliğim vardır.
 
Antep, Gaziantep; Millî Mücadelede yarıya yakın nüfusunu şehit veren, Şahin Bey’in yiğit hemşerilerinin aziz şehri Gaziantep; nasıl olmuş da bu ihanet karşısında sessiz kalabilmiş, bir cevap bulamıyorum. O muhteşem ruhun yitirilmiş olduğunu düşünmek istemiyorum. O duygular Gaziantep'te ölmüşse yurdun başka yerinde zor bulunur artık.
 
Bu tarz din adamları en büyük zararı dine vermektedirler. Onların melanetleri bütün din adamlarına teşmil edilmekte, yeni yetişen nesiller ve sorgulayarak inanma arzusundakiler, dine daha soğuk yaklaşmaktadırlar.
 
Dinin siyasete alet edilme örnekleri sıkça yaşadığımız seçim ortamları yüzünden çoğalmıştır. Siyasetçilerin işine gelen bu iki ağızlı bıçak bir gün gelir onu tutan eli de keser. FETÖ, bu konuda her siyasetçinin ders alması gereken bir musibettir. Bir musibetin de bin nasihatten yeğ olması gerekir.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.