Hukuk Guguk Olunca

Kişileri bir an bir yana bırakalım, ülke savunmamız zaafa uğratıldı. Kimseden hesap sorulmayacak mı? Hesap sorulmazsa hukuk guguk olmayı sürdürmez mi?

Türk destanı Ergenekon’un adının verilmesi bile kumpasın hangi amaçlarla düzenlendiği konusunda yeterli kesinlikte fikir veren on yıllık ünlü dava çöktü. Bu davanın tellallığını yapan, gözaltı ve tutuklama kararlarını daha alınmadan yayımlayan, kendince deliller düzenleyip ihbarlar yapan necip Türk medyası ve onun yazar çizerleri pek fazla üzülmüş olmalı.
 
Bazıları “Evet burada FETÖ’nün davayı sulandırması dolayısıyla yanlışlar var; ama davalar tamamen de temelsiz değildir.” tarzında iddialarla hâlâ kumpas davalarını desteklemeyi sürdürmekteydiler. Türk medya tarihinin en kara sayfalarını oluşturacak arşivler ortada. Sadece o günlerin gazete manşetleri bile durumun ne kadar utanç verici olduğunu göstermeye yeterlidir. Yine de vicdanların sızlamayacağından, yüzlerin biraz olsun kızarmayacağından eminim. Çünkü sızlamak için önce vicdanın olması gerekir. Vicdan sahibi hiç kimse bu dava sürecinde gördüğümüz insafsızca yalan ve iftiralara itibar etmez.
 
1 Mart tezkeresinin intikamı alınmalıydı. Bugün karşımıza çıkardıkları tablonun planlayıcıları Suriye’de, Irak’ta, Fırat’ın doğusunda, Doğu Akdeniz’de, Ege’de caydırıcı gücüyle hasımlarının yüz yıllık planlarına engel olan bir Türkiye istemiyorlardı. Dünyada alternatifsiz olmadığımızı, yönümüzün doğuya da çevrilebileceğini söyleyen generaller hizaya sokulmalıydı. TSK yıpratılmalıydı. FETÖ bu iş için çok elverişliydi. Yerli işbirlikçi bulmak kolaydı. Rahmetli Kâmran İnan’ın dediği gibi “Kahramanı kadar haini de bol bir millet”tik. FETÖ medyası yetmemiş; adamlar Amerika’dan gönderdikleri, malum biraderleri yanına alan ajanlarına kumpas davalarına delil taşımak, kamuoyu oluşturmak üzere gazete bile kurdurmuşlardı.


 
Ergenekon davasının çökmesiyle birlikte emperyalizmin planları bozuldu. Planları bozuldu; ama bugüne kadar aldıkları mesafe ve verdikleri zarar çok büyük. Ergenekon davasının bir başka zararlı sonucu da Türkiye’de hukukun, adalete olan inancın çökmesi olmuştur.
 
Hukuk, bu süreçte ülkemizde bilim olma vasfını yitirdi, yerlerde süründü. Bunca hukuk fakültesine, bunca yıllık çağdaş hukuk uygulamalarına rağmen gelinen nokta içler acısıydı.
Hukuk, deneysel bilimlerden sayılmaz.  Hüküm ve sonuçları deneysel bilimler gibi kesin değildir. Dolayısıyla her uygulamada hukukun ortaya koyduklarından “İki kere iki dört eder.” gibi bir kesinlik ve eşitlik sağlaması beklenemez. Ancak aynı davada iki ayrı heyetten biri idam karşılığı ağırlaştırılmış müebbet hapse hükmederken diğeri isnat edilen suçların kanıtı olmadığına ve yapılan yargılamanın tamamıyla yanlış olduğuna karar vererek davayı düşürüyorsa, orada hukuk guguk olmuştur.
 
Ergenekon davasının çökmesinin birtakım sonuçları olması gerekir, olacaktır da. Bu dava hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak, asırlar sonra bile örnek gösterilerek kınanacak niteliktedir.
 
Sanık avukatlarının her talebini reddeden, savunma hakkını kısıtlayan, iddianameye esas teşkil eden belge ve delillerin sahteliği defalarca kanıtlanmasına rağmen dikkate almayan, sanıkların lehine delilleri karartan, sahteliği apaçık belge ve delillere itibar eden savcılık ve mahkeme heyetleri, bu mahkemelerin kararlarını onayan Yargıtay heyetleri sadece “Pardon!” deyip sorumluluktan kurtulacak mı? Bu davaya ve diğer kumpas davalarına sahte delil üreten emniyet mensupları, sadece FETÖ mensubu ya da iltisaklı oldukları için mi soruşturulacaklar? Bütün bunlar görev ve yetkiyi kötüye kullanmak değil midir? İnsanlar yıllarca hapis yattı, mesleklerini, geleceklerini, onurlarını kaybettiler. Aile düzenleri bozuldu. Sağlığını hatta canını kaybedenler var. Kişileri bir an bir yana bırakalım, ülke savunmamız zaafa uğratıldı. Kimseden hesap sorulmayacak mı? Hesap sorulmazsa hukuk guguk olmayı sürdürmez mi?
 
Medyada çirkefe bulanmış kalemler “Pardon!” demeyi bile düşünmüyor. “Adam kurşuna kafa attı, nereye kaçıyorsunuz, daha karpuz kesecektik?” diyenler, başka konularda zehir kusmaya devam mı edecekler? Cezaî, maddî, manevî tazminatı olmayacak mı hıyanetlerinin? Yaptıkları yapanların yanına kâr kalmamalıdır.
 
Ergenekon davasının bütün sanıkları birleşerek heyetler oluşturmalıdır. Gönüllülerin, gönüllü ve görevli avukatların katılımlarıyla bütün medya arşivleri taranmalı. Yargısız infaz niteliği taşıyan, yalana dayanan, hakaret içeren, haklarında ceza ve tazminat davaları açılması uygun olan her haber, her köşe yazısı, her TV yayını, her TV söyleşisi mutlaka değerlendirilerek gereken davalar açılmalıdır.
 
Türkiye Cumhuriyetinin gerçekten de bir hukuk devleti olduğu, ülkemizde çağdaş hukuk normlarının geçerli olduğu; adalet sistemimizin, yargımızın bağımsız, tarafsız ve âdil olduğu; en gencinden en deneyimlisine varana kadar bütün savcılarımızın, hakimlerimizin görevlerini hakkıyla yerine getirebilecek çağdaş hukuk nosyonuna, bilgiye, kültüre sahip olduğu ancak böyle bir arınmayla ortaya konabilir.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.