İki Cami Arasında

Bir iki gün önce ihtida ederek Müslüman olan Hristiyan Vartan ani bir kalp krizi geçirerek vefat etmiş. Anacığı Hayganoş, başucunda ağlayıp sızlanırken şunları söylermiş: “Vah zavallı Vartan’ım, önce Hz. İsa’yı küstürdü artık ona sahip çıkmaz. Hz. Muhammet ise henüz onu tanımaz, bilmez. Şefaatçisiz ortada kaldı yavrucuğum.”
 
Ülkemizin içinde bulunduğu çalkantılar bize Vartan’ın durumunu çağrıştırıyor. Dış politikamızda yalpalamaların getirdiği sıkıntılar yaşıyoruz. Komşularla sıfır sorun politikasından onurlu yalnızlık günlerine savrulmuştuk. Dost ülkelerin sayısını artıracaktık, şimdi müttefiklerimizle bile ilişkilerimize hasmane tavırlar hakim oluyor. Ortadoğu’da bizi seven kaldı mı ki?
 
Avrupa Birliği’yle papaz olmuş durumdayız. Artık iyice zayıflayan aradaki bağları onlar mı koparacak biz mi koparacağız,  merak edilen o. Almanya ve Hollanda ile söz düellomuz şu sıralar dinmiş gibi görünse de ilişkilerde bir iyileşme emaresi yok. Fransa, Avusturya bize oldum olası karşı.
 
Norveç’teki tatbikatta NATO ile yaşanan son kriz, bizdeki NATO aleyhtarlığını ateşledi. NATO, bir savunma örgütü olmanın ötesinde aynı zamanda siyasî yönü, işlevi, ilkeleri olan bir organizasyon. Dolayısıyla NATO üyesi Almanya, Hollanda gibi ülkelerle aramızda mevcut ikili sorunlar, NATO ile ilişkilerimize de yansıyor. Sonuçta orayla da sorunlarımız var.
 
Aramız şeker renk olan ABD ile de ipler ha koptu ha kopacak noktaya geldik. FETÖ’nün iade edilmemesi, hakkında hiçbir işlem yapılmaması ve Suriye politikalarımızın uyuşmamasından kaynaklanan sorunlara Zarrap davası doping etkisi yaptı. ABD’yi Türkiye’ye hasım olmakla, kumpaslar kurmakla, mevcut iktidarı düşürmeye çalışmakla suçluyoruz. ABD’ye yönelik en ağır ithamlar en yetkili ağızlardan dile getiriliyor. ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı her şeyin üzerine tüy dikiyor. İlişkiler sür’atle daha da kötüye gidebilir. Trump’ın provokasyon kokan kararı, hem Filistin’de barış ihtimalini dinamitleyen hem terörü azdıracağı şüphesiz olan hem de Rusya’nın Ortadoğu’da etkinliğini artırabilecek çok yanlış bir adımdır.
 
Suriye’de Rusya ve İran ile iş birliğimiz ABD’nin bölgedeki etkinliğini kırıyor, onu masanın kenarına itiyor. Hem ABD hem Rusya, birbirine kaptırmamak için PYD/YPG (PKK)’yı destekliyor. ABD’nin silahlı gücü konumunu alan PYD/YPG (PKK) bu iki süper gücün bölgedeki hakimiyet mücadelesinden yararlanmayı bildi. Hem ABD hem Rusya Türkiye’nin PYD/YPG (PKK) konusundaki hassasiyetine kulaklarını tıkıyor.
 
Rusya ile uçak düşürmenin ardından bozulan ilişkilerimiz tamamiyle düzelmiş değil. Rusya, Türkiye’nin sıkıntılı durumunu, Batı bloğunda gelişen Türkiye’yi dışlayıcı tavırları, Suriye konusunda ABD ile uyuşmazlıklarımızı çok iyi değerlendirdi. Türkiye Batı’dan uzaklaşıyormuş görüntüsü verdikçe Rusya ellerini ovuşturuyor. Rusya’dan füze alımı gibi NATO ittifakı tarafından tartışmayla karşılanacak gelişmeler, Türkiye’yi alternatif ittifak arayışındaymış gibi gösteriyor.
 
ABD ve Rusya gibi büyük ülkelerin diplomatik hafızaları çok güçlüdür. Kendi politikaları açısından karşılaştıkları olumsuzlukları asla unutmazlar. ABD’nin 1 Mart Tezkeresini, Rusya ve İran’la yakınlaşmamızı, Suriye’de ABD politikaları yerine Rusya ve İran politikalarından yana olmamızı hiç unutmayacağını, her fırsatını bulduğunda önümüze bir fatura koyacağını iyi bilmek gerekir. Rusya da uçağını düşürmemizi unutmaz. NATO üyeliğimizi, 1960 öncesinde ülkemizi ABD nükleer füzeleriyle donatmış olmamızı, İncirlikten kalkan ABD U2 casus uçaklarının Rusya semalarında dolaştığını her fırsatta hatırlar ve bize de hatırlatır.
 
Dış politikada geçmişte yaşanmış bir olayın bir benzerinin tekrarlanması ihtimali, o güne kadar olmamış bir şeylerin olabileceği ihtimalinden her zaman daha yüksek olarak değerlendirilir. “Şu ülke şöyle yapmıştı yine yapabilir.” düşüncesi dış politika adımlarında ön plandadır.
 
Profesyonel kumarbazlarla onların işaretlemiş olduğu oyun kâğıtlarıyla poker oyununa hiç oturmayacaksınız. Bir şekilde masaya oturmak zorunda kaldıysanız asla blöf yapmayacaksınız. Adamlar elinizdeki kâğıtların ne olduğunu biliyor. Elinize gelen kâğıda göre mümkün olduğu kadar pas geçecek onların kurduğu tezgâhtan az çok kârla, hiç değilse zararsız çıkmanın yolunu bulacaksınız. Blöf yapmaya kalkar, hele rest çekerseniz neyiniz var neyiniz yok her şeyi kaybedersiniz.
 
Dış politika da böyle. Bakın Suriye’nin kuzeyinde sınırlıdan da sınırlı gücü olan bir PYD, oturduğu poker masasında rakip iki büyük, birkaç orta boy kumarbazın çekişmelerinden nasıl yararlanıyor? İki cami arasında beynamaz (bînamaz) durumunda kalmıyor, her iki caminin de gücünü arkasına almayı başarıyor. Ancak PYD’nin bilmediği, oyunun sonunun nasıl biteceği. ABD de Rusya da günü geldiğinde sırtlarını dönüverirler. Onlara güvenerek yola çıkan hüsrana uğrar. Bunu en iyi Barzaniler bilir.
 
Batılı dostlarımızla Rusya arasında yönünü şaşırmış bir ülke durumuna düşmeyiz inşallah.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.