İktidar Paylaşılmaz

15 Temmuzlar öyle kolayına kendiliğinden gelişmez. İhmallerin, gafletlerin, aldanmaların, uyarılara kulak asmamaların sonucunda ortaya çıkarlar.

Devletlerin siyasi tarihlerini incelendiğimizde, tarih boyunca iç kavgaların iktidarı elde etme ihtirası yüzünden çıktığını görürüz. Yine tarih boyunca hiçbir devlette iktidarı ele geçiren hiçbir güç, iktidarını bir başka güçle paylaşmaya razı olmamıştır. Gaflete düşüp başkalarıyla bir biçimde paylaşanlar iktidarlarını yitirmişler ya da en azından yitirme tehlikesine düşmüşlerdir.
 
Tarihte bütün devletlerde taht kavgaları görülür. Kardeş katli, evlat katli sanıldığı gibi yalnızca Osmanlı devletine özgü değildir. “Bilge Kağan, Kültiğin; Tuğrul Bey, Çağrı Bey, Sultan Orhan, Alaattin Bey örnekleri pek az görülür. “Canım şurada iki - üç kardeşsiniz, devleti birlikte idare etseniz, sırt sırta verseniz daha iyi olmaz mı?” anlayışı insan hırsı karşısında boş sözden ibaret kalır. Kaldı ki iktidar mücadelesine giren kardeşlerin kardeşliği bizimkine benzemez. Ayrı analardan doğmuş, ayrı ortamlarda yaşamış, iktidar için hazırlanmış, belki de birbirini hiç tanımamış kardeşler söz konusudur.

Demokrasinin ilerlemesiyle ortaya çıkan parlamenter yapı, bu iktidar mücadelesini kansız, halkın iradesiyle el değiştiren uygar bir biçime sokmuştur. Yine parlamenter yapılar, iktidarın mutlaklığının elde edeni mutlaka bozacağı düşüncesiyle bu mutlaklığa sınırlar koymuş ve kuvvetler ayrılığı ilkesini getirmiştir. Parlamenter yapılarda kuvvetler ayrılığı dolayısıyla iktidar “yürütme, yasama, yargı” arasında dağıtılmıştır. Bu biçim bir paylaşım, iktidar kavgalarına son veren; o kavgayı halkın iradesine başvurulan “Ben daha iyi hizmet ederim” yarışmasına dönüştüren en geçerli çözüm olmuştur.


 
Demokrasiden yana herkesin nefretle kınadığı, kınaması gereken hain 15 Temmuz kalkışmasının üçüncü yıldönümündeyiz. Siyasetçilerin, yargının, medyanın ve herkesin “Paralel Devlet Yapılanması (PDY)” adını verdiği bir oluşumun kanlı darbe girişimi atlatıldı. Verilen addan da anlaşıldığı üzere iktidarın - parlamenter yapıya aykırı biçimde - bir başka güçle belli bir oranda paylaşılmasının getirdiği sonuçtur. İktidar paylaşılamaz. Paylaşmasına izin verilen, bir gün ortağını bertaraf etmeye çalışacaktır. Bu, kaçınılmaz sonuçtur.
 
Ayrıntılarını örneklemeye gerek yok. Herkes bizzat yaşadı. Siyasette, bürokraside, iş hayatında hatta sporda bile yükselmek bir yana var olabilmek, neredeyse “Cemaat” denen FETÖ’ye yakınlığa bağlıydı. Bütün sınav soruları çalınıyor,  sorulara ulaşarak okullara girmek “Cemaat” mensubu olmayı gerektiriyordu. Devlet bürokrasisinin üst kademeleri böyle ele geçirildi, darbe yapacak kadrolar böyle oluştu. Bugün FETÖ eleştirilerinde en önde görülen pek çok siyasetçi, medyanın ve sanatın tanınmış isimleri F.Gülen güzellemeleri yapıyordu. FETÖ tehlikesini işaret edenler kınanıyordu. 1980’lerden itibaren F.Gülen, devlet protokolünde aşama aşama en üst düzeye yükseltildi. F.Gülen’in protokolün en önünde yer almadığı bir toplantı, bir, tören, bir açılış yoktu. O, hiçbir resmi sıfatı olmadan, Hrıstiyan devlet başkanlarının bile görüşemediği Papa ile görüştü. Dinler Arası Diyalog” diye, görünüşte olumlu bir ucube yarattı. Ünlü Abant toplantılarıyla adeta devletin yönetimine yön verir hale geldi. Bu toplantılara kimler katılmadı ki?
 
15 Temmuz kalkışması akılları başa getirmiş gibi görünüyor. Gerçekten getirdiğini FETÖ ile mücadeleni doğru ve etkin biçimde yapılma düzeyi belirleyecek. Ders alındığı, bugün benzer yapılarla benzer iktidar paylaşımlarına girişilmediği görülerek anlaşılacak. Benzer nedenler benzer sonuçları doğurur.
 
Halkta 15 Temmuz ve FETÖ ile mücadele konusunda, asıl büyük başların bir biçimde kendilerini kurtardığı, masum insanların çok ağır cezalar aldığı duygusu yaygınlaşmaktadır. Ağır mahkûmiyet almış askeri öğrenciler, Mehmetçikler vardır. Askerlik yapan herkes bilir. İnsan öldürmek, halka şiddet uygulamak gibi çok aşırı bir konuda olmadıkça Mehmetçiklerin kendilerine emir veren bir subayı, astsubayı sorgulamaları, emrin yasallığını tartışmaları, itiraz etmeleri imkânsız gibidir. Askerliğin, disiplinin gereğidir bu. Savaşta, verilen emirlerle ölüme yürüyecek insanlara mutlak itaat duygusu aşılanır. Bu duygu barışta kazandırılmak zorundadır. Umarım sorgulamalarda ve yargılamalarda bu durum dikkate alınıyordur.
 
Bugün 15 Temmuz resmi tatil olan bir bayram halini aldı. İronik olan, FETÖ hainleri (Allah korusun.) başarılı olsalardı onlarında bayram ilan edeceklerdi. 15 Temmuzlar öyle kolayına kendiliğinden gelişmez. İhmallerin, gafletlerin, aldanmaların, uyarılara kulak asmamaların sonucunda ortaya çıkarlar. Aynı nedenlerin aynı sonuçları doğuracağı gerçeğinin hiç unutulmaması ve bundan sonrasında benzer ihanetlerin yaşanmaması dileğiyle 15 Temmuz 2016 Direnişi kutlu olsun.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.