Kara Belki de Kahverengi Gömlekliler

Bu saldırılar takipsiz kalırsa, sorumluları kahraman haline getirilirse, ardındaki örgütler ortaya çıkarılmazsa aşama aşama 1930’ların İtalya’sında, Almanya’sında gördüğümüz sivil militanların sokakla

21. yüzyılda ileri demokrasinin yaşandığı iddia edilen bir ülkede asla görülmemesi gereken tablolarla karşı karşıyayız. Musolini İtalya’sında halka dehşet saçan, muhalefeti ve hedef aldığı kişileri susturan faşist Kara Gömleklileri ya da Hitler Almanya’sında onun karşılığı olan Kahverengi Gömleklileri örnek alan örgütlenmeler mi ortaya çıkmaya başladı endişesindeyiz.
 
Gizli, açık tehditler saldırgan eylemlere dönüşmeye başladı. Kamuoyunun dikkatini çekecek kadar ünlü kişilere yapılanları duyabiliyoruz ancak. Önce ana muhalefet partisi liderine linç girişiminde bulunulmuştu. Geçtiğimiz Cuma gecesi muhalif bir gazeteci, öldürme amaçlı bir saldırıya uğradı.
 
Kılıçdaroğlu’nun uğradığı saldırının sorumluları serbest. Olayın arka planını aydınlatıcı hiçbir çalışmaya tanık olmadık. Aksine neredeyse Kılıçdaroğlu suçlu çıkarılıp tutuklanacaktı. Başta siyasiler ve onlardan yana gazete ve televizyoncular suçu ana muhalefet partisi liderinde buldu. Daha da acısı saldırının sembol ismi haline gelen adam kahraman ilan edilerek elleri öpüldü.


 
Yazılarını beğenerek dikkatle okuduğum, hakkın ve haklının sesi olan, birçok kalemin yazmaktan çekindiği FETÖ yapılanmasının ipliğini ilk kez pazara çıkaran, Türk Silahlı kuvvetlerine düzenlenen kumpas davalarını izleyerek mazlum mağdurlarını yılmadan savunan, öğretmenlerinden olmakla iftihar ettiğim Yavuz Selim Demirağ’ın uğradığı ağır saldırıyı nefretle kınıyorum. Saldırganların yakalandığı söyleniyor. Umarım Kılıçdaroğlu’na saldıranlar kadar kolay kurtulamazlar.
 
Saldırganlar TV’de program yapan Demirağ’ı çalıntı ya da kiralık, plakası değiştirilmiş bir araçla TV binası önünde bekliyor ve çıkışta takip ediyorlar. Evinin önünde araçtan inince arkadan ellerindeki sopalarla saldırıyorlar. Demirağ’ı evine bırakan Program konuğu diğer gazetecinin aracının da başka bir araç tarafından sıkıştırılmaya çalışıldığı, kaçmayı başardığı haberleri var. Demek saldırganlar iki araçla eyleme girişmişler.
 
Bu saldırıların bireysel eylemler olduğu, kahvede okey oynarken, büfe önünde iki şişe bira içerken coşkunluğa kapılan birilerinin anlık gelişen eylemleri olduğu iddia edilemez. Bir yerlerde ciddi ciddi planlandığı, hedef kişilerin belli bir süre izlendiği, günlük yaşamlarındaki saldırıya uygun ritimlerin belirlendiği, en uygun zaman ve mekânın seçildiği, saldırıyı gerçekleştirecek örgüt elemanlarının seçilerek eğitildiği, hatta saldırı provalarının yapıldığı anlaşılıyor.  Saldırganların şurdan burdan toplama, ellerine üç beş kuruş sıkıştırılmış serseriler olmadığı da aşikâr.
 
Külhanbeyi dediğimiz, mahalle kabadayılarının, hatta serseri takımının bile itibar ettiği bir raconları, mertlikleri vardır. Orta yaşın üzerinde bir kişiye yedi kişi ellerinde sopalarla arkadan saldırmazlar. Hele evinin önünde çoluk çocuğunun da tanık olacağı bir saldırıdan kesinlikle uzak dururlar.
 
Bu kadar kişiyle ve hazırlıkla gerçekleştirilen eylemin gözdağı vermekten öteye doğrudan öldürme amaçlı olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Ateşli silah, kesici ve delici alet kullanılmaması bizi aldatmamalı. Sopalarla dövülüp kan revan içinde bırakılmış bir insanın görüntüsü ve uyandıracağı dehşet çok daha fazladır. Sopa kullanımı özellikle seçilmiştir.
 
Ülkede görülen yoğun kamplaşma, ötekileştirme, İstanbul seçiminin kısmen tekrarı sebebiyle daha da aşırı noktalara tırmanma eğiliminde. Bu saldırılar takipsiz kalırsa, sorumluları kahraman haline getirilirse, ardındaki örgütler ortaya çıkarılmazsa aşama aşama 1930’ların İtalya’sında, Almanya’sında gördüğümüz sivil militanların sokaklarda kol gezdiğini görürüz.
 
Saldırıları bir kere daha kınıyor ve öğrencim Yavuz Selim Demirağ’a “Geçmiş olsun” diyorum.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.