Karakuş’a Rahmet Okuttular

Karakuş’a rahmet okuyoruz. Ne de olsa onun kararları kişilerle ilgiliydi, toplumun tamamını etkilemiyordu. Hukuk fakültelerinden birine olsun “KARAKUŞ HUKUK FAKÜLTESİ” adı verilse yeridir.

Türkçemiz deyimler bakımından çok zengin bir dildir. Deyimler, az sözle çok şeyleri çok renkli ve kolay anlaşılır biçimde anlatmaya yararlar. “Rahmet okutma” deyimi, “bir kötülüğü o güne kadar görülmemiş derecelere yükselterek daha önce o kötülüğü işlemiş olanların bile iyiymişler gibi görünmelerine yol açma durumunu anlatmak için kullanılır. Bunun hoş bir öyküsü de vardır:
 
Mezar soyarak geçimini sağlayan adam ölmüş. Oğlu, büyüyüp kahvehaneye gider olmuş. Sohbet eden ihtiyarlar ölmüş birilerinden söz ederken hep rahmet okurlar; ama sıra mezar soyucuya gelinde bela okurlarmış. Kulak misafiri olan delikanlı, annesine sebebini sormuş. “Baban, mezarlardan kefen, altın diş çalardı; ondandır.” cevabını alınca: “Ben babama rahmet okutmasını bilirim.” demiş. Hemen ilk cenazenin ardından gece mezarı açmış, kefeni almış, getirdiği kazığı naşın gerisine saplamış, mezarı açık bırakıp gitmiş. Ertesi gün kahvehaneye gittiğinde oradakilerin “Allah rahmet eylesin… Ağa mezar soyardı; ama hem mezarı tekrar kapardı hem de böyle naşın gerisine kazık filan saplamazdı.” demeye başladıklarını duymuş.


 
Gelelim kendisine rahmet okutulan Karakuş’a.
 
Bir zamanlar bir ülkenin hükümdarı olan ve akıl almaz hukukî kararlarıyla bilinen Karakuş’un pek çok öyküsü anlatılır. İlhamını Karakuş’tan alan “Karakuşî hüküm” deyimi, dilimizde hukuk, mantık dışı hükümleri ifade etmek için kullanılır. Karakuş’a ait öykülerden ikisini hatırlatalım:
 
Karakuş’un yakınlarından biri gece hırsızlığa çıkar. Bir Yahudi’nin dükkânına girer. Karanlıkta bir yerlere takılıp sendeler ve bir şeyler asılmak üzere duvara çakılmış uzun bir çiviye çarpınca bir gözü çıkar. Ertesi gün şikâyet için Karakuş’un huzuruna çıkar. Karakuş, Yahudi’yi divana getirtir, öfkeyle: “Bre mel’un çıfıt, ne demeye duvara çivi çakar, insanların gözünü çıkarırsın? Kısas gerek, tez yıkın bu kefereyi ve hemen bir gözünü çıkarın.” emrini verir. Muhafızlar, cellatlar davranır, Yahudi’yi yere yatırırlar. Yahudi, bir yandan debelenir, bir yandan da “Haşmetlim, ben hem gözün bedeli olarak yüz altın hem mahkeme masrafları için yüz altın veririm hem de gözünü vermeye birini vekil ederim.” diye feryat eder. Karakuş: “Durun hele bir dinleyelim.” deyince serbest bırakılan Yahudi: “Haşmetlim, ben kuyumcuyum, ince işler yaparım, göz bana pek lâzımdır. Benim kavgalı olduğum bir komşum var, avcılıkla geçinir. Avda nişan alıp ok atarken bir gözünü kapatıyor, benim yerime onun hiç kullanmadığı gözünü çıkarsanız, ben de sabah akşam zatınıza, devletinize dua etsem. Kerem buyurun, altınları da hanımım hemen şimdi koşup getirir.” der. Bunun üzerine Karakuş, hiçbir şeyden haberi olmayan avcıyı getirtir ve bir gözünü çıkarttırır. Ardından altınları sayarken: “İşte şimdi adalet yerini buldu.” der.
 
Bir öyküsünde de adamın biri kendisini aldattığı gerekçesiyle karısından boşanmak ister. Karakuş, delilinin ne olduğunu sorar. Adam, hiçbir şey olmamışsa bile bir şeyler olduğundan kuşkulandığını; karısının üç oğlan bir kız, dördüz doğurduğunu; erkek adamın erkek çocuğu olacağından üç oğlanın kendisinden olduğuna emin olduğunu; kızın ise başkasından olabileceğini söyler. Kadın ve çocuklar getirtilir. Oğlanların adama değil, analarına benzediği, kızın ise hık demiş adamın burnundan düşmüş gibi olduğu görülür. Karakuş bakar, bakar: “Üçü analarına benzemiş, kız da anasına benzeseydi o da sendendir, diye hükmederdim; ama tıpkı sana benzediğine göre senden değildir.” deyip kadını adamdan boşamış.
 
Karakuş’a rahmet okuyoruz. Ne de olsa onun kararları kişilerle ilgiliydi, toplumun tamamını etkilemiyordu. Hukuk fakültelerinden birine olsun “KARAKUŞ HUKUK FAKÜLTESİ” adı verilse yeridir.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.