Lozan’ı Belki Anlayabilirler Artık

Lozan’ı eleştirenler, eleştirmeyi düşünenler konuyu derinliğine araştırmak zorundadırlar. Lozan’da sanki bizden hiçbir şey istemeyen, buna karşılık en uçuk kaçık isteklerimizi bile vermek için can ata

Fesli divane ve aynı yolda yürüyen, tarihçilikleri kendilerinden menkul zevat, Milli Mücadele’yi küçümsemek, Cumhuriyet’i ve kurucularını karalamak için ellerine geçen her fırsatı kullanırlar. Bu bağlamda Lozan Barış Anlaşması’nı da bir hezimet olarak görür, insafa sığmaz çarpıtmalarla eleştirirler. Milli Mücadele’ye karşı olduklarını, kazanılan zaferi küçümsediklerini, “Keşke Yunan galip gelseydi.” dediklerini unutup, zaferin masada kaybedildiğini iddia ederler. Sevr ile onun yerini alan Lozan’ı karşılaştırmaktan da acizdirler.
 
Parış Pınarı Harekâtı’nın dördüncü gününde ABD ile sonrasında Rusya ile mutabakat adı verilen anlaşmalar yapıldı. Barış Pınarı Harekâtı’nı yapmaktaki amacımız neydi? Fırat’ın doğusunda, Suriye’nin kuzeyinde terörün kökü kazınacak, tek bir terörist bırakılmayacaktı. 444 km boyunca 32 km derinliğinde bir güvenli bölge tesis edilecek ve bizim kontrolümüzde olacaktı.
 
ABD ve Rusya’yla varılan mutabakatlar sonucunda sadece 120 km boyunca ve 32 km derinlikte bir bölgenin kontrolünü başarabiliyoruz. Geri kalan bölgede 10 km derinliğe kadar Rusya’yla müştereken devriye görevi yapacağız. YPG’nin ABD tarafından donatılmış, eğitilmiş 60.000 teröristi vardı. Bunların ancak 800 kadarı etkisiz hale getirildi. Geri kalanlar 32 km derinlikteki alanın dışına çıkacaklar.
 
İstediğimiz her şeyi alabildik mi? Hayır. Alabildiklerimiz istediklerimizden daha mı az? Evet. Peki, sonuç olarak başarısız mıyız? Hayır. TSK’nin başarısını masada heba mı ettik? Hayır. Daha fazlası elde edilseydi elbette daha iyi olurdu; ama sınırımızda teröristlerin bir garnizon devleti kurmaları artık imkânsız. ABD ve İsrail’in bu konudaki büyük çabalarına rağmen artık imkânsız. Dahası geri çekildikleri bölgede Irak’ın kuzeyindekine benzer bir yapı oluşturmaları da artık imkânsız. Sadece bu bile hem harekâtın hem anlaşmaların başarıya ulaştığını göstermeye yeterlidir.
 
Müzakere ve anlaşmalar hiçbir durumda tek taraflı isteklerin dikte ettirilmesi biçiminde gerçekleşmez. İki tarafın da isteklerinin bir kısmı elde edilemez. Taraflar nereye kadar direnebileceklerini; ellerindeki güç ve imkânları, karşı tarafın zaaflarını tartarak kararlaştırmaya çalışırlar. Bazen bir şeyi alabilmek için bir şeyi vermek gerekir. Asla verilemeyecek bir şeyin pazarlığının yapılamayacağı, zorlanırsa masadan kalkılacağı açıkça ortaya konur.
 
Bu durum devletler bir yana, en basit alış verişlerde bile böyledir. Kurban satışlarında görürsünüz. Satıcı hayvanını 2000 liraya satmak ister, alıcı 1000 liradan kuruş fazla vermeyi düşünmez. Sonuçta ikisinin de istediği olmaz. Pazarlık 1500 lira olarak noktalanır.


 
Barış Pınarı Harekâtı’na kimler karşıydı? Türk Cumhuriyetleri, Macaristan, Katar hariç bütün dünya. Hatta öyle ki birbirinin can düşmanı, hiçbir konuda bir araya gelemeyen ülkeler, karşımızdaki ittifakta birleşiverdiler. Filistin ile İsrail, İran ile Suudi Arabistan, İran ile BAE, Yemen ile Suudi Arabistan Türk düşmanlığında kucaklaşıverdiler. Bir Arap ülkesini bölmek için terör estiren haydutları korumak için alel acele toplanan Arap Ülkeleri Birliği… Bütün dünya, özellikle NATO müttefiklerimiz, AB üyeleri takındıkları tutumu asla unutmayacağımızı bilmelidirler. Hesapların döneceği bir gün elbet gelecektir. O güne hazır olmalı, kinimizi biriktirmeliyiz. Özellikle ABD’nin artık azılı düşmanımız olduğunu iyi anlamalıyız. ABD’nin ve Batı’nın bu düşmanlığı Trump’ın zıpırlıkları, Macron’un budalalıkları vb olarak açıklanamaz. Onlar gidince dostluklar canlanır, denemez. Bu düşmanlık genetiktir. Lozan’da da karşımızdaydı.
 
Böyle bir ortamda Barış Pınarı Harekâtı’nın ve varılan mutabakatların büyük başarı olduğunu kabul etmek gerekir...
 
Lozan’ı eleştirenler, eleştirmeyi düşünenler konuyu derinliğine araştırmak zorundadırlar. Lozan’da sanki bizden hiçbir şey istemeyen, buna karşılık en uçuk kaçık isteklerimizi bile vermek için can atan devletler varmış da biz bazı şeyleri istemeyi bilememişiz, onların akıllarına getirip istemedikleri şeyleri bile vermişiz gibi değerlendirenler var.
 
Ebediyen payidar olacak Cumhuriyet’imizin 96’ncı yılı kutlu olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene. Hutbelerde Cumhuriyet’in kuruluşundan söz etmeyenleri nefretle kınıyorum.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.