Markete Gelene Kadar

RTÜK benzeri bir etik kurul oluşturularak ve vatandaş şikâyetleri de dikkate alınarak tüketiciyi kandırmaya yönelik her türlü ürün pazarlamasının, reklamının engellenmesi, cezalandırılması sağlanamaz

Daha dün gibiydi, ülke %11.1 ile büyüme rekoru kırıyor, ekonomimiz uçuyordu. Sağlamlığı, istikrarı tartışılmaz ekonomimiz, bir de şeker fabrikaları gibi ayak bağlarından(!) özelleştirerek kurtulursa yeni rekorlara koşacaktı. Ne oldu bilinmez, her şey tersine dönüverdi. Kimi dış güçlere, kimi ülkedeki istemezlere, kimi rahip Bronson’a, kimi Suriye’de çıkar çatışmasına girdiğimiz ABD’ye bağladı. Sonuçta bizde hiçbir kusur yok.
 
Enflasyon fırladı, döviz kurları uçtu, çarşı Pazar yanmaya başladı. Domates, biber, patlıcan… zengin yiyeceği oldu. Haydi, onlar yaz sebzesi, kışın pahalı olur; kış sebzesi ıspanağa, pırasaya, karnabahara ne oldu da fukaranın ulaşamayacağı zirvelere tırmandılar? Bakan, “Mevsiminde yiyin.” demişti, çare değil anlaşılan. Türk tarımı kötü sinyaller veriyor. Çare ithalatta aranıyor. Fiyatı artan her şeyi ithal etmek kısa sürede çözüm gibi görünse de uzun vadede yerli üreticiyi ezer, yok eder.


 
Enflasyondan market zincirleri de sorumlu tutularak denetleniyor. Mahalle bakkallarını, küçük esnafı işsiz bırakan market zincirlerinin daha sıkı denetlenmeleri elbette yararlıdır. Hem fırsatçılıkların önü alınır hem kalite standartları korunur. Bu arada belediyelerin, belki de bazı bakanlıkların bir tür marketçiliğe başlayacağı açıklandı. Geçmişte defalarca denenmiş, her sefer başarısız olmuş bir uygulama. Devlete ait her şeyi hatta silah fabrikalarını özelleştir; ama bir yandan bakkallığa soyun(!) Çelişkiler ülkesiyiz.
 
Market denetlemelerinde vatandaşın sahte, ayıplı ürünlerle; reklamlarla, aldatıcı ambalajlarla kandırılmasının da önüne geçilmelidir. Bu konuda şu saçma plastik poşet yasasında olduğu gibi, sıra marketlere gelmeden önce yapılması gereken çok şey var. (O konuda önce her türlü üründe daha üretim aşamasında, ambalajlamada plastik kullanımını sınırlamak, hatta yasaklamak gerekirdi.)
 
Ürün ambalajlamada gramajlara, ölçülere, uyulması zorunlu standartlar konmalıdır. Gramajların doğruluğu çok sık denetlenmelidir. Ambalajlamada aldatıcı her yol deneniyor. Bir firma, 500 gr’lık kutuda pazarladığı margarini 400 gr’a indirmiş. Kutu aynı. Bir süre de olsa 500 gr sanılarak aldanılıyor. Kaşar peynirleri bir âlem. 325, 400, 450, 600, 630, 700, 750, 1000 gr’lık ambalajlarda. Gramajın nerede yazdığını bulmaya çabalıyorsunuz. 700 gr’lığı 1 kg sanıp ucuz diye alan var. Sadece kaşar peyniri mi? Hiçbir üründe standart yok. Raf etiketlerinde kg fiyatlarını sağlam gözlüler bile okuyamıyor. Etiketlere de standart getirilmeli.
 
Yıllar önce sahtekâr pazarcılar başlatmıştı. Kocaman fiyat etiketinin köşesine minicik “yarım kilosu”  yazarlardı. Parasını ödemeye gelince iş karışırdı. Utanan, lanet okuyarak umduğunun iki katını öder; kimi de edepsiz pazarcının “Kör müsün, bak orada yarım kilosu yazıyor.” azarını yerdi. Anlı şanlı firmaların aynı yola başvurmaları pazarlama tekniği değil, düpedüz edepsizlik.
 
50-100 ml ürünü, 2 cm kalınlıkta dibi içe doğru çukurlaştırılmış şişeye koymakla kalmamışlar; şişeden daha uzun, abartılı bir kapak takmışlar; onu da kartonla besleyerek kocaman kutuya koymuşlar. Aldanma bakalım.
 
Son kullanma tarihlerini, içerikle ilgili yazıları okuyabilene aşk olsun. Minicik yazıları koyu renk boyalı bir resmin üzerine denk getirilenler var. Her üründe farklı yerde, ara bul. Yoğurt kabı altında son tüketim tarihi gördüm(!) Ambalajların sağ üst köşesine, beyaz zemine belli puntoda siyah yazılması zorunlu kılınamaz mı?
 
Raf ömrü uzun ürünlerde son kullanma tarihine belli bir süre kalanların daha ucuz fiyatlarla ayrı raflarda teşhiri,  firmaların ticarî ahlâk düzeyleriyle ilgili olmakla beraber bununla ilgili düzenlemeler yapılamaz mı?
 
Her türlü ürün için kesin ölçüler, ambalaj standartları oluşturmak mümkün olmayabilir. RTÜK benzeri bir etik kurul oluşturularak ve vatandaş şikâyetleri de dikkate alınarak tüketiciyi kandırmaya yönelik her türlü ürün pazarlamasının, reklamının engellenmesi, cezalandırılması sağlanamaz mı?
 
Eskiden bir ürünün en pahalısının en iyisi olduğuna gönül ferahlığıyla inanırdık. Kalite arıyorsak, paramız da yetiyorsa pahalısını alırdık. Şimdi endişemiz, daha kaliteli zannıyla pahalıya aldığımız ürünün sahte çıkması.
 
Vatandaşlar uyanık olmalı, kandırılmamalı, aldatılmanın sorumluluğunu kendinde aramalı; ama devletin de vatandaşını koruma görevi var. Çeşitli bakanlıkların çok fazla çaba, kaynak harcamadan; biraz akıl ve ferasetle yapabileceği pek çok şey var.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.