Önceki Birikimlerin Üzerine İnşa Edilmeyen Gelişme Yoktur

Her yönetici, her siyasetçi, her iktidar mutlaka ve mutlaka kendilerinden önce yapılanlardan daha güzel, daha iyi, daha çok şey yapmak zorundadır.

Başlıkta ifade etmeye çalıştığım kavram, bilimde ve felsefede “kümülatif” sözcüğüyle karşılanmaktadır. Türkçe karşılığı “yığılma, yığılarak gelişme” olabilir. Bilim alanında ortaya konan her ilerleme, kendisinden önce ulaşılmış son aşamanın üstüne oturtulmuştur. Aksi mümkün değildir.
 
Bir matematikçinin önceki hiçbir bilgiden yararlanmadan, sıfırdan başlayarak önce sayıları keşfetmesini ve aşama aşama bugünün yüksek matematik bilgilerine ulaşmasını beklemek aklın alacağı şey mi? Sizden öncenin fen bilimlerine dayanmadan mühendis olabilir misiniz?
 
Aslında hayatta her alanda her gelişme aynı özelliği taşır. Sanatın ve zanaatın her dalında, teknolojide, sosyal hayatta… hatta dolandırıcılıkta bile ortaya konan her gelişmede kendisinden önce o konuda yapılanlardan yararlanıldığı görülür. Bugünün dolandırıcıları “Sülün Osman”a çok şey borçludur. Kısaca söylersek “Medeniyet kümülatiftir.”


 
Bu “yığılarak gelişme” konusunun zaman zaman yok sayıldığını ya da geçmişin birikimlerinin küçümsendiğini görmekteyiz. Bu tür vefasızlığa daha çok yönetici konumuna gelen insanlarda ve siyasetçilerde rastlıyoruz. Kendilerinden önce yapılanların üzerine bir şeyler koymakta olduklarını unutmalarından, geçmişle kavganın kendi yaptıklarını daha da büyük göstereceği yanlış inanışından kaynaklanıyor olmalı.
 
Siyasetçilerden sık sık “Son on yılda, önceki elli yılda yapılanların bilmem kaç katı bilmem ne yaptık.” tarzında sözler işitiriz. Düz mantıkla söz olarak doğrudur. Aslında eşyanın tabiatı itibarıyla öyle de olması gerekir. Hatta belki de yaptıkları yetersiz kalmıştır. Belki de yaptıklarının daha bilmem kaç kat fazlasını başarmış olmaları gerekmekteyken daha az katını yapmış, başarısız olmuşlardır. Belki de sonuçta yetersiz başarıyı üstün başarı gibi gösterme kurnazlığıdır açıklamaları.
 
Tünellerin kazma kürekle açıldığı, nüfusun bugünkünün yedide biri olduğu; savaşlar artığı nüfusun çoğunluğunu kadınların, ihtiyarların ve çocukların oluşturduğu; eğitimli insan bulunmadığı, okuma yazma oranının bile yüzde dörtleri aşmadığı, ülkenin ekonomik gücünün bugünlerle kıyaslanamayacağı dönemlerde yapılanlarla bugün yapılanları karşılaştırırken şartlar eşitmiş gibi açıklamalar gerçeği saptırmak değil midir?
 
Bir zamanlar yüzlerce işçi kullanılarak, Kazma kürekle birkaç yılda açılan bir tüneli bugünün dev tünel açma makinaları ile bir iki haftada açmak mümkün. İki dönemi eşit şartlara, eşit imkânlara sahipmiş gibi göstermek ve kıyaslama yaparak kendisi çok başarılıymış algısı uyandırmak için geçmişi küçümsemek pek mi ahlakî?
 
Ne yazık ki insanoğlu genel olarak aynı yanlışa düşüyor. Ben, rahmetli anamın ve babamın çok istemelerine rağmen,  maddî alanda bana veremedikleri pek çok şeyi, çocuklarıma verebiliyordum. Derinliğine düşünemezken, çocuklarıma “Bizim pek çok şeyimiz olmazdı, sizin neyinizi eksik ediyorum?” deme hakkını kendimde görürdüm. Ne kadar yanlışmış?..
 
Anamın, babamın zamanını, eğitim şartlarını ve imkanlarını, ekonominin durumunu dikkate almadan; o zamanın bütün olumsuzluklarına rağmen beni yetiştirmek için sarf ettikleri çabayı, fedakârlıkları göz ardı ederek nasıl olup da bugünlerle kıyaslama gafletinde bulunmuşum? Onlar beni bulunduğum konuma yükseltti, bana da çocuklarımı daha üstün konumlara yükseltmek düşmez mi? Kıyas yoluyla “Ben babamdan daha iyi bir babayım.” diyebilir miyim? Onlar benim sahip olduğum imkânlara, şartlara sahip olsalardı kim bilir bana daha neler neler verirlerdi?
 
Her yönetici, her siyasetçi, her iktidar mutlaka ve mutlaka kendilerinden önce yapılanlardan daha güzel, daha iyi, daha çok şey yapmak zorundadır. Çünkü hızını, enerjisini, imkânlarını kendisinden öncekilerden almaktadır. Çünkü bilim, teknoloji, kısaca hayat bir öncekinden daha ileridir.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.