Sözün Ucu Nereye Varır Bilinmeli

Siyasi parti ile dernek arasında fark olduğu bilinmeli, dernek gibi davranılarak iktidar olunamayacağı kavranmalıdır. Ülkücüler, siyasi düşünceleri yüzünden birbirlerine saygıyı terk etmemelidir.

Vaktiyle idam cezası istemiyle yargılanırken yurt dışına Avusturya’ya kaçan, orada kabul gören Ozan Ceyhun adlı eski teröristin Viyana Büyükelçisi olarak atanması ciddi tartışmalara yol açtı. Böyle bir atamanın yadırganmaması anormal olurdu. Bir kişi zaman içinde düşüncelerini ve davranışlarını değiştirse bile geçmişini tamamıyla silemez. Devlet kadrolarına hele hele büyükelçilik gibi bir makama atanacak kişinin geçmişi mutlaka didik didik edilir. Geçmişi dolayısıyla tam bir güven duyulması mümkün değildir. Avusturya ve Almanya’yla ilişkileri daima akıllarda soru işaretleri bırakacaktır. İstihbarat örgütlerinin bu tür insanları nasıl kullandığı düşünülürse, o ülkelerin ajanı olmayacağından hiçbir zaman emin olunamaz.
 
Konuyla ilgili tepkiler göz önüne alındığında bazı açıklamalar ilgimi çekti.  Cumhur İttifakı’nda alınganlık göstermesi beklenen MHP’nin, ittifakı korumak adına fedakârlıkta bulunarak atamaya karşı çıkmaması, siyasetin doğasını bilenler tarafından anlaşılabilir bir tutumdur. Aynı hassasiyeti durumu umursamaz görünen ittifakın büyük ortağından da beklemek gerekir. MHP’nin yaptığı fedakârlık çok büyüktür ve oy kaybına yol açmaması mümkün değildir.
 
Bu atama dolayısıyla yapılan bazı açıklamalarda da gördüğümüz bir anlayışın siyasete uygun olmadığını düşünüyorum. MHP’den ayrılanları hedef aldığı anlaşılan sözler, iktidar olmayı amaçlayarak ülkeyi yönetmeye talip bir siyasi partiye değil de bir derneğe, bir fikir kulübüne daha uygun düşüyor.


 
Bu noktada Ülkü Ocakları’nın ve Ülkücülerin hakkını teslim etmek, büyük mücadelelerini, fedakârlıklarını akıldan çıkarmamak gerektiğini belirtmeliyim. Diğer yandan slogan haline gelen ve her zaman her yerde tekrarlanan “Ülkücü MHP’de olur.” Ya da “Ülkücülük MHP’de yapılır.” sözleri yadırgadığım anlayışa örnek verilebilir. Bir milletvekilinin şu sözleri de benzer ifadeler meyanında: “Ülkücü şehit edebiyatı yaparak katillerle kol kola yürüyenlerin dostluğuna ihtiyacımız yoktur. Hayatı boyunca Ülkücü olmamış, Ülkü Ocaklarında bulunmamış olanların desteğine muhtaç değiliz. Ülkücü Ülkücünün öz kardeşidir. Şehidimize, gazimize, mağdurumuza biz sahip çıkarız.”
 
Yukarıdaki anlayışa sahip olanlara göre bir ülkücülük tanımı yapılırsa, birinci ve temel nitelik Ülkü Ocaklı olmaktır. Türk milliyetçiliğinin önde gelen isimleri de dahil, Ülkü Ocaklı olmayanların MHP teşkilatlarında yer almaları, MHP’ye gönül vermiş olmaları onları Ülkücü yapmaz. İkinci nitelik, kişinin MHP’de olmasıdır; ayrılanlar, Ülkücü kimliğini yitirmiştir. MHP’ye sempatisini yitirmiş biri, geçmişte Ülkü Ocakları başkanlığı yapmış olsa bile artık Ülkücü değildir.
 
Elbette MHP’den uzaklaşan ülkücülerin de karşıt iddiaları vardır. Onlar da kalanların Ülkücü vasfını yitirdiklerini söylemektedirler. Ülkücü nezaketinden uzak olanlar, karşılıklı ağır sözler de sarf edebiliyor. Oysa Ülkücülük, isminin anlamına uygun olarak birleştirici, bütünleştirici niteliktedir; ayrıştıran, bir kısım mensubunu bile dışlayan bir siyasi imtiyaza dönüşmemelidir.
 
Bu durumda Ülkücülük, milliyetçiliği temel alan bir ülküye sahip olmaktan ötede bir anlam kazanıyor. Ülkücülük, bu konuda kendilerini yetkili gören birileri tarafından verilen, beğenilmezse geri alınabilen siyasi bir unvan olmaktadır.
 
MHP’li Ülkücüler, doğal olarak MHP’nin yönetiminde, teşkilatlarında, kendilerince yaptıkları yukarıdaki Ülkücü tanımına uymayan kimselerin yer almasını da istememektedirler. Hatta bazıları, daha da ileri giderek tanıma uymayan birisinin - ömrü boyunca MHP’ye oy vermiş, MHP için fedakârca çalışmış olsa bile - partiyle ilgili bir söz söylemeye, eleştiri yapmaya hakkı olmadığına da inanmakta, “MHP’de söz sahipleri sadece Ülkücülerdir.” demektedirler.
  
Böyle bir anlayış, gönlü hâlâ MHP’de olan birçok insan için kırıcı olmakta, dışlandıklarını hissetmelerine yol açmaktadır. Dışlananların ilgilerini sürdürmede ne kadar ısrarlı olacakları iyi hesaplanmalıdır. Ülke yönetimine soyunmuş, iktidar hedefleyen bir siyasi parti; bütün vatandaşların oyuna taliptir. Yukarıdaki anlayışla, Ülkücü tanımına uymayan vatandaşlardan nasıl oy istenebilir ki? “Biz sizin oyunuzu istiyoruz; ama oy verdim, diye sakın kendinizi bir şeyler söyleme hakkına sahip sanmayın. Sadece tam bir teslimiyetle, sorgusuz, sualsiz oy verin; her yaptığımızı, her söylediğimizi doğru kabul ederek destekleyin.” denildiği fark edilmiyor mu?
 
“Sana ne, hadi oradan, sen kim oluyor da bize bir şeyler söylüyorsun?” denmeden birazcık kulak verilmesini temenni ederim. Siyasi parti ile dernek arasında fark olduğu bilinmeli, dernek gibi davranılarak iktidar olunamayacağı kavranmalıdır. Ülkücüler, siyasi düşünceleri yüzünden birbirlerine saygıyı terk etmemelidir.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.