Tanımaya Niyetlenen Müptediler İçin) Atatürk Üzerine Birkaç Söz

Atatürk’ün özel hayatının, yediğinin içtiğinin dedikodusunu bırakıp bizi nereden nereye getirdiğine bakmak gerekir. Ebediyete intikalinin 79. yılında onu dualarla, minnetle, şükranla anıyorum.

Cumhuriyet Bayramı’ndan bu yana Cumhuriyet’e, Atatürk’e, ilke ve inkılâplarına ilgide memnuniyet verici bir artış gözlemleniyor. İçte, dışta, ekonomide çok zor günler yaşadığımız; bizi daha da zor günlerin beklediği endişesine kapıldığımız şu zamanda, ülkenin kamplara bölünmesinden şikâyetçi olan herkesin memnun olması gereken bir gelişme.

Medyada, sosyal ağlarda yapılan pek çok yorumu bir yana bırakıp bu değişimin samimi olduğunu varsaymakta yarar var. En azından bu vesileyle kulakları Cumhuriyet ve Atatürk hakkında yalan yanlış bilgilerle doldurulmuş iyi niyetli pek çok insan, biraz da olsa doğruları öğrenecektir. Fesi püsküllü Kadir vb zırvalayanların da yıldızı sönecektir. Bunlar toplumsal barış için az şey değildir.

Atatürk’ü bugüne kadar sadece muarızlarının iftiralarından duydukları kadarıyla bilen, yerli ya da yabancı ciddi hiçbir kaynağı araştırmamış olanlar için birkaç tavsiyem olacak. Atatürk’ü gerçekçi biçimde eleştirmek için bile onu doğru tanımak, doğru anlamak gerekir.

Atatürk, her şeyden önce bütün dünyada başarılarıyla takdir edilmiş, örnek alınmış, bağımsızlık savaşçısı, inkılâpçı, devlet kurucu tarihî bir liderdir. Resmî tarihten söz eden, yerli kaynakların taraflı olacağını öne sürenler için sayısız yabancı eser var. Yabancı araştırmacı ve yazarların onun hakkındaki yazı ve kitapları, değerinin  bütün dünyada çok iyi bilindiğinin en önemli belgesidir.

Bugün Atatürk’e düşman olanların kini, öyleymiş gibi görünse de aslında onun şahsıyla ilgili değildir. Kurduğu Cumhuriyet’e, yaptığı inkılâplara, ülkeye getirdiği çağdaşlığa düşman olanlar, nefretlerini onun şahsında somutlaştırmışlardır. Gerçekte Osmanlıyı da bilmezler; ama geriye dönmek mümkünmüş gibi bir Osmanlı nostaljisi içinde görünerek, Cumhuriyet’i ve getirdiklerini horlamaya çalışırlar. Osmanlı devletinin Atatürk tarafından yıkıldığını, yıkılmasaydı padişah yönetiminde eski ihtişamı, güç ve kudretiyle düvel-i muazzama arasında yerini alacağını iddia ederler.

Vatanını ve milletini seven herkes tarihinin övünç sayfalarıyla gururlanır. Osmanlı da Selçuklu da… Göktürkler de Hunlar da övündüğümüz atalarımızdır. Ancak zamanı geri döndüremezsiniz. Bugün ne Selçuklu ne de Osmanlı devletini canlandırabilirsiniz.

Osmanlı devletini Atatürk ve İstiklâl Harbi’ni yapanlar yıkmamıştır. Osmanlı devleti çağın gerisinde kaldığı, Batı’da ortaya konan aydınlanma ve bilimsel gelişmelerden nasibini alamadığı, son iki yüz yılında gidişatın vahametini kavrayarak çağa ayak uydurma çabalarına girişmişse de bunda başarı sağlayamadığı, ekonomisi çöktüğü için yıkılmıştır. Bugün de çağa uyamazsak benzer bir akıbetle karşılaşmamız kaçınılmazdır.

İstiklâl Harbi’ni yapanlar,  küllerinden yeniden doğan anka kuşu misali yıkılan devletin kurtardıkları topraklarında çağdaş bir cumhuriyet kurmuşlardır. Teşbihte hata olmaz, öldürmemiş, ölüyü diriltmişlerdir. Tıpkı yıkılan Anadolu Selçuklu devletinden Osmanlı devletinin doğuşu gibi.

Bir an için İstiklâl Harbi’nin yapılmadığını, Anadolu’nun da Sevr’e boyun eğdiğini düşünüp haritayı önünüze koyun. Başkenti işgal altında, Trakya ve Ege Bölgesi Yunan’ın olmuş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermenistan ve Kürdistan, kuzeyde Rum Pontus devleti, İngiliz, Fransız, İtalyan işgalindeki bölgeler

Yaşamak için bütün umutlar manda ve himayeye bağlanmış. Amerika’nın mı İngiltere’nin mi mandası daha iyi olacağı tartışılıyor.Esir İstanbul’un sözde yöneteceği Orta Anadolu’ya sıkışmış bir sömürgeye mi Osmanlı İmparatorluğu diyecektik?

Böyle bir devletin yaşamasına ne kadar izin verirlerdi? Mondros ateşkesinin şartlarına uymayıp işgallere başlayan galip devletler, Sevr’e uyacaklar mıydı? Sonradan daha da ileri gitmezler miydi? Yirmi yıl sonra çıkacak İkinci Dünya Savaşı, bu garip sömürgeciği nasıl etkilerdi? Son nefesini vermesi ne kadar sürerdi? Bugünün Irak’ına, Suriye’sine vb.lerine bakmak bile neleri kazanmış olduğumuzu anlamaya yetmez mi?

Bazıları padişahın ve hükümetinin millî mücadeleyi engellemek için her yolu denediğini unutarak “Tamam, savaştılar, düşmanı kovdular, vatanı kurtardılar, artık bir kenara çekilip sonrasını Padişaha ve hükümetine bırakmaları gerekirdi.” derler. Niçin, çağın gerisinde sürünmeye devam etmek için mi? Dünya tarihinde örneği var mıdır? “Ülkeyi kurtardık, şimdi onu yeniden senin zayıf, kudretsiz ellerine ve çağdışı yönetimine teslim ediyoruz. Var bildiğin gibi yık.” mı demeliydiler?

Atatürk muarızlarının bir yandan kurduğu Cumhuriyet’in her türlü nimetinden yararlanırken onun hakkında öne sürdükleri hep onun özel hayatı, ailesi üzerinedir ve büyük bölümü ahlâksızca iftiradır.

Atatürk’ün özel hayatının, yediğinin içtiğinin dedikodusunu bırakıp bizi nereden nereye getirdiğine bakmak gerekir. Ebediyete intikalinin 79. yılında onu dualarla, minnetle, şükranla anıyorum.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.