Türkçeyi Katledenler

Dil ve kültürün korunması da vatan savunmasının hiç ara verilmeden sürdürülmesi gereken uzun soluklu mücadele alanlarından birini oluşturur.

“Gündem Afrin’de Kahraman Mehmetçiklerimizin harekâtıyla yüklüyken dil konusunun sırası mı?” sorusu aklına gelen olursa hatırlatmak isterim ki dil ve kültürün korunması da vatan savunmasının hiç ara verilmeden sürdürülmesi gereken uzun soluklu mücadele alanlarından birini oluşturur.
 
Büyük filozof Konfüçyüs’ün, "Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?" sorusuna, şu cevabı verdiği bilinir: "Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım. Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki dil, çok önemlidir!"
 
TRT’nin başını çektiği TV kanallarında her gün Türkçenin katledildiğine tanık olmaktan dolayı öfkelenmeden TV izleyemiyorum. Amerikan TV’lerinden, filmlerinden öğrenilmiş Amerikalılara özgü vurgulamalarla konuşanlar,  reklamlar ayrı bir dert. Neredeyse ağzı hiç açmadan, azıcık aralanmış dişlerin arasından çıkarılan, genizden gelme mekanik bir sesle konuşan sunucular…  Uzun okunması gereken heceyi kısa, kısa olması gerekeni uzun okuyanlar… Konuşmayı ahenkli kılan doğru telaffuz, tonlama, vurgulama, sesin söylenenlerin anlamına uygun duygusal renklere bürünmesi gibi hususlar hak getire!


 
Râkım” sözcüğünü doğru okuyan sunucu yok. İçki adını söyler gibi kısaltarak “rakım” biçiminde telaffuz ediyorlar. Aynı felaket “vaka” sözcüğünün başına da geliyor. “Vâkâ” diye iki heceyi de uzatanlar, “vâka” diyerek birinci haceyi, “vakâ” diyerek ikinci heceyi uzatanlar var. Aslı durak yapılarak “neş’e, kıt’a” gibi “vak’a” biçiminde okumaktır. Günümüzde bu sözcüklerde durak yapılmamaktadır. O zaman kısa olarak “vaka” diye okunmalıdır. Onu da beceremeyen “olay” desin onun yerine.
 
Yazım ve noktalama kurallarına uygun yazma konusuna hiç girmeyelim. Eğitim düzeyi çok yüksek insanlarda bile büyük yanlışlar görülüyor. Yazım kılavuzlarına arada bir göz atmak gerek. Yazım ve noktalama kuralları, sadece öğrencilerin sorumlu olduğu, sınavlarda onlarla ilgili soruları cevaplama dışında hiç kimsenin dikkate almadığı bir konu olmamalıdır. Yazı, yazım ve noktalama birliği, dil birliğinin önemli tamamlayıcılarıdır.
 
Sözcüklerin, sözlük anlamlarının yanı sıra uyandırdıkları çağrışımlara, yaşananlara, millî tarihe dayanan duygusal anlamları da vardır. Bu yüzden her zaman, her sözcüğün yerine aynı anlama geldiği sanılan başka bir sözcük kullanılamaz. Bu konuya hiç özen gösterilmediği görülmektedir.
 
Örnek olarak “Kuvayı Milliye, Millî Mücadele” ifadeleri - tabiri caizse markalaşmış sözler olup - bir tarihi, millî dayanışmayı, direnişi, fedakârlıkları, kahramanlıkları çağrıştırarak bizde heyecan yaratır. Onların yerine “Ulusal Güçler, Ulusal Kavga” gibi sözlerin kullanılması aynı duyguları uyandırmayacağı için hiç doğru olmaz. “Kurtuluş Savaşı” sözü, bende “İstiklâl Harbi” sözünün uyandırdığı duyguları, heyecanları ateşlemiyor.
 
Bir TV kanalında o güne kadar görülmeyen bir Türkçe yanlışlığı ortaya çıkmayagörsün, sanki birileri bir düğmeye basmış gibi anında benimsenip bütün kanallarda yaygınlaşıyor
 
Haberleri izliyorum: “Bakanın, salona giriş yapması bekleniyor; giriş yaptığında yayını gerçekleştirmeye hazırız; şu anda giriş yaptı, ondan önce filan kişi giriş yapmıştı, giriş yapmasını heyecanla bekleyen kalabalık tarafından alkışlandı; … kurumuna ziyaret gerçekleştirdi, telefon görüşmesi gerçekleştirdi.” vb cümleler peş peşe sıralanıyor. 30-40 saniyelik bir haberde muhabir 5-6 kere “giriş yapmaktan, bilmem ne gerçekleştirmekten” söz ediyor. “Girdi, görüştü…” de. Olmaz illâ “Giriş yaptı, görüşme gerçekleştirdi, ziyaret gerçekleştirdi.” denecek.
 
Sunucu, “Muhabir arkadaşımız, harekâtı yakînen izliyor.” diyor. “Yakından izliyor.” demesi gerekir. “Yakînenhiç kuşku duymadan, kesinlikle anlamındadır. Aynı yanlışı birilerinin kayırılmasını isteyenler, kartlarının arkasına parodilere konu olan klişeleşmiş şu ifadeyi:  “Hamil-i kart yakînimdir.”  diye yazarak yaparlardı.
 
Muhabir Afrin harekâtını anlatıyor: “… köyü teröristlerden temizlendi. Buradaki sivil vatandaşların zarar görmemesine büyük özen gösterildi.” “Sivillerin ya da sivil Suriyelilerin” demesi gerekirken “vatandaş” diyor. Nerenin vatandaşı?
 
“Çok” sözcüğü rafa kaldırıldı. Artık onun yerine asla aynı anlamı taşımayan, aksine olumsuz anlam oluşturan “oldukça” sözcüğü kullanılıyor. Bu yanlış 25-30 yıl önce başlayıp giderek yaygınlaştı. “… hanımı oldukça şık giyinmişti. Bakan oldukça zeki bir karşılık verdi. Miting alanı oldukça kalabalıktı… ”
 
“Oldukça” sözcüğünün tam karşılığı “epey, epeyce, hayli, eh, yeterli değil ama idare eder”dir ve “çok” sözcüğü yerine kullanılamaz. Kullanılırsa tersine olumsuz anlam oluşturarak bazen hakarete varan sonuçlar doğurur.
 
Şu sözcükleri anlam açısından azdan çoğa doğru sıralarsak “ahmak > oldukça akıllı > akıllı > çok akıllı” biçiminde dizilirler. “Oldukça akıllı” çok akıllı anlamını karşılamayı bırakın, akıllının bile aşağısında kalır. İyi niyetinden emin olmadığınız birisi size “Oğlunuz oldukça akıllı.” demişse bilin ki “Ahmağın biri.” demek istemiştir. “Oldukça güzel” güzele yakın; ama yeterince güzel değil anlamındadır.
 
Türkçeye hakim birisine sakın ola “Kızınız oldukça namuslu, oğlunuz oldukça dürüst…” filan demeyesiniz. “Acaba bilerek, maksatlı olduğundan mı; yoksa Türkçe yetersizliğinden mi böyle söyledi?” kuşkusuna düşürür, üzersiniz. Dolaylı biçimde hakaret etmiş, kırmış olursunuz.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.