Halaçoğlu: Sığınmacıların Entegrasyonu Mümkün Değil

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: Eğitim düzeyleri düşük, maddi imkanları olmayan ve son derece yüksek bir hızla nüfusları artan bu insanların Türkiye'ye büyük yük getirdikleri ortada. Sığınmacıların beslenm

Türkiye'nin önde gelen beyin cerrahlarının Samsun'da düzenlediği bir programda "Milli Mücadelede 19 Mayıs" başlıklı bir konferans veren Türk Tarih Kurumunun efsanevi başkanı ve Türk milliyetçiliğinin yaşayan en önemli bayrak isimlerinden birisi olan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ile birkaç saat baş başa Türkiye ve Dünya gündemi üzerine sohbet etmek olanağı buldum. Sorularıma bilgiye ve analize dayalı, gündemi sarsabilecek cevaplar aldım. Bu günkü köşe yazımı, kendisiyle yaptığım mülakata ayırıyorum...
 
 
ÜNER: Efendim, tüm dünya sizi Ermeni soykırımı iddialarına karşı yaptığınız çalışmalarla tanıyor. Son günlerde ABD bu konuyu yeniden kaşımaya başladı. Sözde Ermeni Soykırımını tanıyan, kınayan bir takım kararları kendi senatosundan, temsilciler meclisinden vesaire aldı. Bunu neye bağlıyorsunuz?
 
HALAÇOĞLU:Amerikalılar, her sene 24 Nisan tarihinde bu konuyu Ermeni Diasporasının gönlünü almak için gündeme getirir. Soykırım lafını kullanmak yerine "büyük felaket" anlamına gelen bir sözcükle kendince ara yol bulur. Ancak bu sene durup dururken bu konuyu ekim-kasım ayı gibi alakasız bir tarihte gündeme taşıdılar. Hiç kuşkusuz bu durum Suriye'deki gelişmelerle ilgili. Türk ordusunun giriştiği Barış Pınarı harekâtı, Amerikalıların Büyük Ortadoğu Projesinin en önemli ayağı olan Suriye'de Kürt devleti kurma planlarını sıfırladı. Akdeniz'e inen bir Kürt Devleti kurmak için büyük yatırımlar yapan Amerika, projesinin bozulması karşısında kendilerine göre Türkiye'den intikam almak gayesiyle Ermeni meselesini gündeme getirdi. Bu onların Ermeni meselesinde samimiyetsizliklerini açıkça ortaya koyuyor. Niyetleri kesinlikle yüz küsur sene önceye dayanan Ermeni iddialarını Amerika'nın bugünkü menfaatleri için kullanmak. Ermeni soykırımının büyük bir yalan olduğunu en iyi Amerikalılar bilir. Ancak onların tarihi gerçeklerin ortaya çıkartılması gibi bir gündemleri yok. Bugün için amaçları, Suriye'deki planlarını bozan Türkiye'yi siyaseten köşeye sıkıştırmaya çalışmak.
 
***
 
ÜNER: Peki, bu Ermeni soykırımı iddiaları hep böyle Demokles’in kılıcı gibi Türkiye'nin üzerinde ilelebet sallanmaya devam mı edecek? Türkiye ile kavgası olan dış güçlerin bu konuyu ikide bir ısıtıp önümüze getirmelerinin önüne nasıl geçebiliriz?
 
HALAÇOĞLU: Çok haklısınız, bu meselenin Türkiye'nin önüne getirilip bizi daha fazla meşgul etmesine çare bulmamız gerek. Ben Türk Tarih Kurumu başkanı iken bu konuda çok önemli mesafe almıştım ve kalıcı biçimde çözmek üzereydim. Ermeni Diasporasına Boston'daki Taşnak arşivlerini açın, size 20 milyon dolar vereyim dedim. O günkü kurla 27 milyon lira civarında bir rakamdı. Bu teklifim Ermeni Diasporasında büyük karışıklıklara yol açtı. Çünkü Taşnak arşivlerini açmaları kolay değil, orada Taşnakların yaptığı zulümler, katliamlar hepsinin belgesi mevcut. Rusların elindeki Taşnak arşivlerinin kopyalarını 3 bin dolar gibi çok ucuz bir rakama almıştım. 2007 yılı haziran ayı başlarında Oslo'da Ermeni Diasporasının bir toplantısı vardı. Türk Tarih Kurumundan iki kişi çağırıldı, ancak benim ve Kemal Çiçek Hocanın gelmesini kabul etmediler. Ben de İnanç Atılgan isimli bir arkadaşımızı gönderdim ve heyet ordayken bir beyanat vererek Taşnak arşivlerini açmaları karşılığında 20 milyon dolar vermeye hazır olduğumuzu ifade ettim. O tarihte Tarih Kurumunun bütçesinde 260 milyon lira var. Garo Mumcuyan isimli Diaspora yönetim kurulundan birisi beni arayıp "eğer teklifinizde ciddiyseniz eylül ayı başında basına kapalı bir yuvarlak masa toplantısı yapalım" dedi. "Buyurun, eşlerinizle birlikte misafir edelim" cevabını verdim. Ermeni Diasporasının bir yayın organı vardı, genel yayın yönetmeni yanlış hatırlamıyorsam adı Hacik Muratyan olacak, o da ağustosun ikinci yarısı gelip röportaj yapmayı önerdi, "memnuniyetle" dedim. Sadece Boston değil, Kudüs Ermeni arşivlerini açıp onların enstitüleri ve Türk Tarih Kurumu beraber tasniflerini yapmayı konuşuyorduk. En fazla altı aya ihtiyaç vardı. Arşivler tasnif edilip ortak biçimde açıklansaydı konu tatlıya bağlanacaktı. Soykırım lafı bitecek, bunun yerine tehcir sürecinde karşılıklı bir takım istenmeyen olaylar olduğu kabul edilerek mesele kapanacaktı. Bu kadar eminim, çünkü Rusların elindeki kopyalar bende mevcuttu, o kopyalarda her şey açık... Bir soykırım olmadığı gibi Ermeni çetelerinin bilinçli biçimde Türklere karşı giriştiği zulüm ve toplu cinayetler belgeleriyle birlikte görünüyor. Muhtemelen konu bilimsel çalışmaların sonrasında "Birinci Dünya Savaşının zorlu koşullarında Türk ve Ermeni masum insanların yaşadığı acılar için her iki milletin tarihçileri son derece üzgündür" denilerek bağlanacaktı.



 
***
 
ÜNER: Hocam bu kadar büyük bir fırsat nasıl kaçtı?
 
HALAÇOĞLU:   Aynı tarihlerde İsviçre'de bizim dışişleri ile Amerikalılar, Ermeni konusunda bir takım görüşmeler yürütüyorlardı. Biliyorsunuz sonrasında Ermeni açılımı yapıldı, sonuçsuz bazı süreçler söz konusu oldu. Bu konuda Ermeni tarafını tatmin edebilmek için benim görevden alınmamı şart koşmuşlar. Emperyalistler, bizim Ermeni konusunu bitirmemizi hiç bir zaman istemezler. Bugün olduğu gibi istedikleri zaman kullanmak üzere bekletirler. Tam Ermeni diasporası ile konuyu çözecek adımları atacakken beni görevimden aldılar.
 
***
 
ÜNER: Sonra siyasete atıldınız. MHP'den Kayseri milletvekili seçildiniz.
 
HALAÇOĞLU: Evet. Ülkücü düşüncede olan bir akademisyen olarak Sayın Bahçeli'nin çağrısına kayıtsız kalmadım. Kayseri'den milletvekili seçildim. Daha sonra gurup başkan vekili de oldum. Ancak başkanlık sistemine geçiş aşamasında derin bir fikir ayrılığımız oldu. Doğru bildiklerimizi savunduk. Başkanlık sisteminin Türkiye'yi açmazlara sürükleyeceğini söyledik. Her geçen gün haklı olduğumuz biraz daha ortaya çıkıyor. Türkiye'nin yaşadığı ekonomik ve dış politikadaki sıkıntılarının temelinde başkanlık sisteminin bünyeye uymamasının etkisi çok büyük. Netice itibarı ile partiden ihracımıza kadar devam etti süreç...
 
***
 
ÜNER: Daha sonra İYİ Parti’nin kuruluşunda görev aldınız, ancak milletvekili listelerinin belirlenmesi sırasında Meral Hanım'la bir tatsızlık yaşandı galiba. Basına aksetti konu ama detayları kamuoyu tarafından merak ediliyor.
 
HALAÇOĞLU: Maalesef öyle oldu. Meral Hanım benim öğrencimdir. Kendisine milletvekili aday başvuruları yapılırken eşimin meslek hayatıyla ilgili olarak İzmir'e yerleşmek zorunda olduğumuzu anlattım. Eğer aday olacaksam İzmir ya da Ankara olmasını talep ettim. Kayseri'yi çok seviyorum, orada birçok dostumuz var, memleketimiz netice itibarı ile. Oraya hizmet etmek bir şeref... Ancak ailem İzmir'deyken ve bir yandan da meclis çalışmaları için Ankara'da bulunurken Kayseri'de layıkıyla hizmet edemeyeceğimi Sayın Genel Başkana izah ettim. Gerekirse hiç aday olmayayım dedim ancak başvurumu İzmir'e yapmamı söyledi. Son anda İzmir listelerinde uygun bir yer kalmadığını ifade ederek bu nedenle tekrar Kayseri liste başı olmamı teklif etti. Mesele benim milletvekili olmak değil ki. Eşim ve çocuklarım İzmir'de yaşarken Kayserililere hak ettikleri zamanı ayıramayacağımı önceden demiştim kendisine.
 
***
 
ÜNER: Peki bundan sonra siyasete devam etmek niyetiniz var mı?
 
HALAÇOĞLU: Beni tanıyanlar iyi bilir. Kişisel hırslarla siyaset yapmam. Prensipler dâhilinde hareket ederim. Eğer doğru bildiklerimi söylemeseydim MHP'den ayrılmak zorunda kalmazdım. Mesele sadece milletvekili kalmak olsaydı Kayseri'den İYİ Parti liste başı olarak devam edebilirdim. Ancak doğruları söyleyemeyeceksem ya da seçildiğim yere layıkıyla hizmet edemeyeceksem milletvekili olmanın ne anlamı var.
 
***
 
ÜNER: Hocam, bugün bir konferans vermek üzere Samsun'a geldiniz. Geçtiğimiz günlerde sizi Bursa'daki başka bir akademik içerikli toplantıda gördük. Sanırım bilim adamı olarak üretmeye devam ediyorsunuz.
 
HALAÇOĞLU: Evet. Önümüzdeki günlerde yurt dışında, bazı Batı Avrupa ülkelerinde konferanslar vereceğim. Bir yandan da Rumeli Yörükleri üzerine bir kitap yazıyorum. Bilindiği üzere Anadolu Yörükleri hakkındaki kitabım yayınlanmıştı. Bu kitapta Osmanlı tahrir defterleri ve diğer belgelerden yararlanarak Anadolu'daki Yörük Türkmen topluluklarının nerelerden gelerek nerelere iskân edildiklerini detaylı biçimde yayınlamıştım. Şimdi bu çalışmanın devamı niteliğinde Rumeli Yörüklerine dair kitabımı tamamlamaya gayret ediyorum. Yine Osmanlı belgelerinden yararlanarak Rumeli'deki Türk varlığının nereden gelip buraya yerleştiğine dair çok detaylı bir kitap hazırlamakla meşgulüm.
 
***
 
ÜNER: Hocam, Balkan Türkleri genellikle kendilerini Karamanoğullarına dayandırıyor ve hemen hepsi Konya Karaman bölgesinden Balkanlara yerleştirildiklerini ifade ediyor. Bu ne kadar doğru?
 
HALAÇOĞLU: Evet, Balkan Türkleri gerçekten de kime sorsak Konya Karamanlıyız diyor ancak bu pek doğru değil. Karaman tarafından olanlar da var ama, misal İzmir - Manisa'dan gidenler, Balıkesir'den gidenler, Batı Karadeniz'den, Ankara'dan ve hatta Urfa civarından Balkanlara giden Yörükler bulunuyor. Anadolu'dan Rumeli'ye gidenler, genellikle geldikleri yerin adını yeni yerlerine vermiş. Ya da boy adlarını köylerine isim olarak koymuş. Osmanlı defterleri de bunu doğruluyor zaten. Tabii Osmanlı'dan önce buralara gelip yurt edinmiş başka Türk toplulukları da bulunuyor. Kitap bittiğinde görülecek ki Anadolu Türkleri ile Rumeli Türkleri kardeş olmanın ötesinde birbirinin aynısı... Bir bütünün parçaları!
 
***
 
ÜNER: Son dönemde Türkiye bir mülteci cennetine döndü. Suriye başta olmak üzere değişik ülkelerden milyonlarca sığınmacı gelip topraklarımıza yerleşti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 
HALAÇOĞLU: Türkiye bir süredir "açık kapı" diye söylenen son derece yanlış bir sığınmacı politikası uyguluyor. Bunun sonunda sayıları resmi rakamlara göre beş milyonu geçen yabancı geldi ülkemize. İran ve Suriye'den gelme ihtimali olan çok sayıda yeni sığınmacıdan söz ediliyor. Bu kimseler, ülkelerindeki iç savaşlar ve diğer kötü yaşam koşulları nedeniyle memleketlerinden ayrıldı. Elbette zor durumdalar. Ancak bu insanların getirdiği yükü dünya adil biçimde paylaşmalı. Eğitim düzeyleri düşük, maddi imkanları olmayan ve son derece yüksek bir hızla nüfusları artan bu insanların Türkiye'ye büyük yük getirdikleri ortada. Sığınmacıların beslenme, eğitim, sağlık gibi harcamaları dışında Türk kültürüne uzak insanlar olması nedeniyle entegrasyonları mümkün değil... Türkiye bir an evvel açık kapı politikasını terk etmeli ve mevcut sığınmacıların güven içinde ülkelerine geri dönmeleri için gerekli adımları atmalıdır.
 
***
 
ÜNER: Sayın Hocam, açıklamalarınız için teşekkür ediyorum. Yeniden görüşmek dileğiyle saygılar sunuyorum.
 
HALAÇOĞLU: Ben de size teşekkür ediyorum. Okuyucularınızı selamlıyorum. Huzurlu ve mutlu günler diliyorum.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.