Türk Milleti! Safları Sıklaştırın!


UZUN süredir Türkiye, etnik kökenli tartışmaların içinde çalkalanıyor.  Bitmeyen, daha doğrusu bitirilmeyen bir terör süreci kanımızı, canımızı emmeye devam ediyor. Birçok aydın, yaşanan terör sürecinin ülkemizde bir “Türk sorunu” meydana getireceğini öngörüyor. Doğrusu biz de aynı tedirginliği yaşıyoruz. Şehit cenazelerindeki sloganların değişmesi bile bize çok şey anlatıyor. “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”den, “Dişe diş, kana kan; intikam intikam” noktasına geldiysek, hepimiz, bunu bir uyarı fişeği saymalıyız.

Bizim tedirginliğimiz bu kadarla da kalmıyor. Çünkü ülkemiz, etnik bir çatışmanın yanında, hepimizi toz-duman etmeye namzet bir mezhep çatışmasına da sürükleniyor.

Birkaç yıldır Alevilere yönelik hedef gösterici ve küçük düşürücü kimi beyan ve yayınları şahsi densizlikler olarak görüyorduk. Ancak Suriye olayları ile uygulanan psikolojik harekât, Alevilere yönelik hedef gösterici eylemler, olayın boyutlarını anlamamıza yardımcı oldu. Birkaç gün önce okuduğumuz bir haberle de irkildik. Habere göre, Müslüman Kardeşler örgütü liderlerinden Memun El Hımsi, Hatay’da mültecilere tarihi bir nutuk (!) atmış. “Ey hakir Aleviler” diyerek Alevilere seslenen Hımsi, Suriye’yi Alevilere mezar edeceklerini, Alevilere unutmayacakları bir ders vereceklerini, Alevileri azınlık ve taife olarak bile bırakmayacaklarını, Suriye topraklarından ve Suriye’den silip süpüreceklerini, Suriye’yi Alevi mezarlığı haline getireceklerini, …” söylemiş. Bu açık bir savaş ve soykırım ilanı değilse nedir?

Haber, ajanslara düştükten sonra ne Hımsi’den bir yalanlama geldi, ne de Suriye’de yaşanan uğursuz olaylarda tepki gösteren “insan hakları şampiyonları”ndan bir kınama…

Öyle ya; uzun zamandır alıştık her şeyi kendimize yontmaya…

Bu gelişmeyi daha da trajik hale getiren bir başka husus daha var: Alevileri yeryüzünden silmeye ahdeden bu adam, Türkiye’de yaşayan Alevilerin vergisiyle/parasıyla bu konuşmayı yapıyor Hatay’daki mülteci kampında. Üstelik Hatay’da yaşayanların önemli bir kısmı Alevi ve Suriye ile güçlü akrabalıkları var. Irak’ın kuzeyinden ülkemize yönelen saldırıların ardından operasyon seslerine “vatandaşlarımızın akrabası” diyerek duyarlılık gösteren zevat, neden bu akrabalıklara saygı göstermez; bu da bir başka muamma. Esasen, Suriye’de olaylar çıktıktan sonra Türkiye’de de mezhep çatışmasına yönelik bir kışkırtma alttan alta işleniyordu. 

Özellikle Esad üzerinden Alevi düşmanlığı körüklenmeye çalışıldı ve kimi dini gruplar kendi tabanlarına bunu alttan alta yaymaya başladılar. Süreç, ne yazık ki, hala da devam ediyor. 

*** 


Adıyaman’da Alevilere ait evlerin işaretlenmesinin adından, en son Erzincan’da bir Alevi köyünde (Avcılar) okulun duvarlarına "Kâfir Aleviler hepinizi yakacağız" yazılması ve bazı evlere üç hilalli işaretlerin çizilmesi, bu sürecin daha da hızlanarak artacağını gösteriyor. Anlaşılan sadece kimi dini grupları Alevilere karşı kışkırtmakla kalmayacak, Türk milliyetçilerini de bu kötü oyunun aktörlerinden biri haline getirmeye çalışacaklar…

Bütün bu gelişmelerden hiçbir Sünniyi sorumlu tutmamak gerekir. Ancak burada Sünnilere ve Türk milliyetçilerine büyük görevler düşmektedir: Bu kışkırtmaların karşısında en güçlü şekilde durmak. Tepki koymak. Oyunu deşifre etmek…

Şüpheniz olmasın; bunları yapanlar, emperyalizmin taşeronlarıdır; satılık bir takım alçaklardır. Buna benzer kışkırtmaları önceden denemişlerdi, şimdi de deniyorlar. Alevisi, Sünnisi, Zazası, Kürdü, Türkmeni ile bütün bir Türklüğü Anadolu’dan sürmedikçe, yok etmedikçe bundan vazgeçmeyecekler. Esasen bu iş, ya bizim Atlantik’e uzanmamızla sona erecek yahut Asya’nın bozkırlarına geri dönmemizle… Emperyalistler, bize üçüncü bir şans tanımıyor çünkü

Anadolu coğrafyası, mayınlı bir coğrafya... Tarih boyunca da öyle oldu. Her adımda bu mayınlara basarak yok olan, tarihe gömülen yüzlerce kavmin varlığından haberdarız. Anadolu’da egemenlik kuran ve bunu bin yıldır devam ettiren tek millet vardır ve o millet, Türk milletidir.

Zaten mayınlı olan bu coğrafyada etnik ve mezhebi çatışmalar çıkarmak, ayrıca Suriye, İran derken ülkemizin etrafını bir ateş çemberiyle kuşatmak, hangimiz için hayırlı olur? 

*** 

Bundan bir süre önce Van’da PKK sempatizanı olduğunu açıkça ifade eden bir amcayla sohbetimizde Kıbrıs harekâtında eşkıyaların bile dağlardan inerek, askerlik şubesinde kuyruğa girdiklerini büyük bir hasretle anlatmış, o günlerin başkalığını, birliği, dirliği özlemle yâd etmişti.

Evet, Atatürk’ün kurduğu model tutmuştu.

O gün, millet olarak saflarımız sıktı…

Bugün ise iç çatışma kapımızı güçlü şekilde çalıyor; etrafımız ateş çemberiyle sarılmak üzere…

Atatürk modeli bugün için de, bize bir kurtuluş reçetesi sunuyor.

Türk milleti!

Önce birbirimizi yemek, ardından emperyalistlerin sofrasında meze olmak istemiyorsak, safları sıklaştırın…
 

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.