Türk Dünyasının Ortak Değerleri

Türk birliği uğruna hareketin alt yapısını tarih boyunca yaratıcı insanlar, şairler, ozanlar, dervişler, fikir adamları oluşdururlar.

Türk Dünyası! Dünya içre dünya denilen büyük coğrafi-kültürel adresten söz konusudur. Türk Dünyası Türk devlet ve topluluklarını çevreleyen, Türk'ün maddi manevi adreslerini içeren coğrafi ve ayrıca etnografik mekândır. Türk birliği zamanında mevcut olan bir soy birliğidir. Türk birliğinin tüm soy coğrafyamızda üzere oturuşması, belki daha doğru olur desek, harekete geçmesi gerekir.  Gerçekten de, Türk birliği uğruna hareketin alt yapısını tarih boyunca yaratıcı insanlar, şairler, ozanlar, dervişler, fikir adamları oluşdururlar. Kalem adamının türk birliği adına verdiği desteğin (-o desteğin ruhsal, ideolojik, felsefi, kültürel libasda olursa olsun) geleneyi, tecrübesi var ve yeni edebi nesil de o hattın qırılmamasında ilginç olmalıdır. 

Kaşgarlı Mahmut'un, Ahmet Yasəvinin, Yunus Emre'nin, Ali Şir Nevaî'nin ... adı bu gün, onların zamanındakı diğer sanat-meslek yiyelərindən daha yoğun anılan, daha sık çekilen manevi adreslerdir. Hiç tesadüf değil ki, onların her biri Türk Dünyası Edebiyatı deyince gözler önüne ilk sırada gelen büyük isimler arasındadır...  Türkolog-âlim Ramiz Asker diyor: “Türk tarihi oldukça eskidir. Hem de Türk coğrafyası çok geniştir. Bu nedenle Türk dili zaman zaman kendi mecrasından çıkarak şekil değiştirebilir bilip. Yani büyük coğrafyanın sakinleri birbirinden binlerce kilometre uzakta yaşadıklarına göre konuştukları aynı dil zamanla ferqlenmeye başladı. Sonuçta Türk dilleri üç ana gruba ayrılmıştır: oğuz - en büyük abidesi "Dede Korkut" dur; Kıpçak - edebi abidesi "Manas"tır; ve Karluk - edebi abidesi "Kutadqu bilgi" dir. Ayrıca Mahmud Kaşğarlının "Divani Lugati't-Türk" kitabı bir bütün olarak Türkçe'ye ait bilimsel edebi eserdir.
 
Türk Dünyasının manevi sınırlarının, dil zenginliğinin, kendine özgülüğünün araştırılmasında, kitaplaşdırılarak sabaha çatırılmasında ayrıca hizmetleri olan Kaşgarlı Mahmud'un hayatı hakkında geniş ve bitkin bilgimiz olmasa da, onun liyakatli çabalarının etkisi ortadadır. Şimdi Kaşğarinin ünlü kitabı yüzyıllardan o yana Türk Dünyası hakkında en değerli kaynaklardan biridir. Bu yönde araştırmalar yapan Ramiz Asker Kaşgarlı Mahmud'u dahi dilbilimci, filolog ve ensiklopedist, Türk ruhunun tercümanı, türk soyseverliğinin ve türkçülüyün bayraktarı, türkologiyanın kurucusu olarak nitelendiriyor. Sayısız araşdırıcıların kanaatine dayalı R. Asker Kaşğarinin tarihte ilk Türk-İslam devleti olan Qaraxanilər hanedanına mensubluğunu bildirir.
 
Şu anda Türk halkları arasında ortak Türk dilinin oluşturulması yönünde kırılgan da olsa, adımlar atılmaktadır. Böyle bir zor işin araya-erseye gelmesi birdenbire olmayacak, meyvelerini yavaş yavaş verecek. Bu gerekli aramalar sürecinde Türk dillerinin mevcut durumunun karşılaştırmalı olarak incelenmesi ile birlikte ayrıca Türk dillerinin eskiden mevcut olan durumunu da gözden geçirmek önemlidir. “Divan-Lugat-it-Türk” isimli Mahmut Kaşgarlı 1074 yılında yazdı. Sözlükte 9 binden fazla söz verilir, hangi yarımqrupda ait olduğu gösterilir. Bu, ortak Türkçe ile ilgili araştırmacılara ciddi tasarruflar verecektir: “Bu eser elimizde olmasa, “Dede Korkut destanları”nı, “Kutaqdu-bilgi”yi ve başkalarının iyi okuyup anlayamayız.” Bu eser bin yıl önceki Türk Dünyasının aynasıdır. Sözlükteki tüm titullar, lakaplar, erkek, kadın isimleri, flora, fauna, silah, parça adları, saray arması, bir sözle, her alana ait isimler orada var. Kaşğari kendi dönemindeki tüm kelimeleri sözlüğüne yazdı. "Bu, her nasılsa yok, ansiklopedik sözlüktür. Burada 318 atasözü verildi. Bu, o dönemden sorakvermə açısından çok büyük hazinədir.240 beyit ve bend şiir, 40'a yakın yemek, içecek reçeteleri verildi. Bunlar Türk kültürü tarihi için vazgeçilmez bir hazinedir. Bu eserin orijinali 1914 yılında bulundu, 1915-1917 yıllarında İstanbul'da yayınlandı. " Birkaç yıl önce Azerbaycan'da baskısı gören kitabın birinci cildi 512, ikinci, üçüncü cildlərinin herbiri 400, dördüncü cilt ise 752 sayfadır.


 
Kaşgarlı Uygur, Oğuz, Kıpçak, Türkmen, Kırgız, Yağma ve başka Türk soylu halkları Türk adı altında birleştiren bir Türkolog sayılır. Türklerin yaşadıkları ülkeleri, şehirleri, köyleri tanıştıran, teferruatlı məlumat ileten değerli eseri harita ile de Türk coğrafiyaşünası adına layık görülüyor. Mahmut Kaşgarlı Türklerin bölgelerini, köylerini ve çöllerini qarışqarış dolaşıp. Uzun yıllar o, türk, oğuz, qırğızşəhərlərini, köylerini, kamplarını dolaşarak onların sözlüğünü yazdı. Sonuçta M. Kaşqari Hazar'ın doğu kıyılarından başlamış Lobnor gölü meridyenin ve İli nehri enliyğndən Kaşqariyan güney sərhədlərinəqədər olan geniş bir alanı öğrenip, Orta ve Orta Asya'nın bir bölümünün ilk rayonlaşdırılmasını götürüp, ayrıca Türk halkları ve yapıların yerleşim sınırlarını ve yerlerini büyük titizlikle ortaya koydu. “Divan-sözlük it-Türk”(1072-1074) eserinde Türk kabileleri, çok sayıda dağ, nehir, göl, ülke ve devletler hakkında geniş bilgiler toplanıp. Tyan-Şan ve Yeddigöllük, Isık-Göl gölü, Balasagun dağları (Kırgızistan), Altay vadisi ve İli nehri vb. en ayrıntılı şekilde seciyyeləndirildi. O, narının yukarı havzasında olup, Çatırgöl ve Siziç (Songöl) gölünü kayda aldı. "Divan"ın sonuna eklenmiş xəritəMahmud Kaşğari döneminde Türkçe konuşan halkların yaşadığı bölgelerin tasvirini veren ilk haritasıdır. O, bir takım paralel şekilde dizilmiş Batı Tyana dağ sistemini kendi haritasında daha düzgün eksettirdi. Kaşğari Mangışlak (Manqıstan) yarımadası ile de tanıdık - bu yarımadaya ilk kez işte onun haritasında görülür.
 
Orta türk döneminin başlangıç ​​ve muhteşem yapılarından biri olan M. Kaşgari’nin “Divanü Lügat-it-türk" eserinde Türk’ün bin yıl önceki dili, edebiyatı, kültürü, tarihi, coğrafyası, manevi-milli değerleri, adet ve gelenekleri yansıtılır. Tüm bunlar elmimizdə daha kapsamlı ve daha net araştırmalar yapmaya yön verir.Özellikle, “Divan”da yansıyan milli-tarihi onomastik birimler halkın tarihini yansıtan değerli kaynak olarak onomastik söz varlığının tedqiqini, incelenmesini zarurileştirir. Onun “Divanü Lugat-it-Türk” adlı eseri sadece Türkistan'daki Türk halklarının değil, kendisinin de yazdığı gibi Çin'den ta Karadeniz'e, Akdəniz’a kadar, yani Avrasya'da, hatta Afrika'da yaşamış ve bugün de yaşayan Türk halklarının gurur duydukları bir anıttır. “Divan” ın en önemli özelliği onun basit bir sözlük değil, ilk Türk ansiklopedisi olmasıdır. Özellikle, "Divan" da işlenen onomastik birimler onu yaratan ve yaşatan halkın tarihini koruyan olgulardır. 

Demek ki, Türk dilinde onomastik isimlerin oluşum ve gelişim tarihini öğrenmek için "Divan" esas kaynaklardan. Özellikle eski onomastik katmanın tarihi-etimolojik incelemesiyle XI yüzyılda Türk dilinde giden sözcük süreçleri izlemeye geniş olanaklar sunuyor. M.Kaşgarı’nin sözlüğünde ilk kez eski Türklerin arazi isimleri dikkatle öğrenilmiş, onlar semantk ve menşe açıdan analiz edildi. Bu dikkate alınarak çalışmada yer adları menşece üç gruba ayrılmış (Türkçe, Arapça ve Farsça kökenli yer adları) ve olgularla analiz edildi. Ayrıca yer adları varoluş kaynağına ve oluşumuna göre de tasnif edmilşdir. Öyle ki, leksik sistem, aynı zamanda toponimik leksika toplumun inancını, dini dünyabaxışını, inançları, özünde koruyan manevi değerlerinden. Bu dillerdeki onomastik birimlerin semantikasını netleştirmek Türk halklarının kökenine dair tarihi gerçekliği ortaya çıkarmak açısından da önemlidir.
 
Tarihi toponimlerin kaderi şaşırtıcıdır. Onların bir bölümü tarihin sırasında kaybolup-batır, bazıları ise zamanımıza kadar çağdaşları ile "yol arkadaşı" olur. Böyle talihli arazi adları büyük Türkolog Mahmut Kaşğarlının lüğətindəki toponimlərə de içerebilir. Bu isimleri bizden on asır ayırır. Bu ayrılmaya rağmen, bu onomastik birimlerin isimlerin kendi izlerini Azerbaycan'da de korumayı başardı   tarihi geçmişimizle indimiz arasında bir köprü oluşturan toponimlerinin bazılarının üzerinde duralım:
 
Kayı. Oğuzların kayı (qayı) kavminin adı. Qayili adının fonetik değişime uğramış şeklidir. Kaynaklarda (Mahmut Kaşgarlı, Fazlullah Reşideddin ve b.) Göre, oğuz boyları sağ ve sol kollara ayrılıyordu. Kayılar sağ kolun esas tayfası hesap ediliyordu. Kafkasya bölgesindeki bu tip yer adları (yani Kayalı-Berde ilçesinde köy. Karabağ düzlüğünde. Toponimin Azerbaycan dilindeki kaya kelimesinin doğrudan anlamı ile hiçbir ilgisi yoktur. Oykonim Oğuzların kayı tayfasının adı ile ilgilidir). Kayı adı kendi izini Kubadlı ilçesinde bir köyün adında da korumuştur.
 
Halac. Xelec- Hızı ilçesinde köy. Büyük Kafkas dağlarının yamacındadır. Halaçlar Selçuk oğuz aşiret birliğine dahil oldu. Ortadoğu'nun işgallerin (12-18 yaş) yer almış Halaçların bir bölümü şimdi de İran'da ve Türkmenistan topraklarında yaşıyor. 19 yüzyılda Halaçlar Cavad kazasında maldarlıkla meşgul idiler.   Xelec- Kubadlı ilçesinde köy. Bergüşad nehrinin kıyısında, dağlı bölgede. Selçuk oğuzlarının Halaç tayfasının adını temsil eder.  Halaç- Deveci ilçesinde çay. Ataçayın kolu. Çayın adı Selçuk oğuzlarının Halaç tayfasının adındandır. Bazı edebiyyatlarda teyzeyi, Xələncə yazılış biçimlerine da rastlanır. Halaç- Salyan ilçesindeköy. Güney-Doğu Şirvan düzlüğünde. Önceleri iki bağımsız köylerden-Düşük Halaç (1965 yılından Yenikent) ve Yukarı Halaç (1965 yılından Xelec) oluşuyordu. Kaynaklara göre, köyün nüfusu 18 yüzyılın 20 yıllarında Şamahı’dan gelmeler. Önceleri göçebe hayat sürmüş, yazı Zəngəzurda, Üçtepe yaylaqların, kışı Mil ve Muğan ovalarında geçirmişlerdir. 
 Xelec-Şerur ilçesinde (Nah. MR) köy. Arazboyu düzenlikdir.
 
Halaç - Ucar ilçesinde köy. Şirvan düzlüğünde.  Mahmud Kaşğarlının “Divan” yanındaki Beqdeli tayfasının adı Azerbaycanın Yevlak ve Salyan bölgelerinde köy adlarında kalmıştır. Yevlah ilçesindeki köy Kürsahili ovadadır. Toponim özünde Selçuk oğuzlarının bəkdili (Beydili) tayfasının adını temsil eder. Bəkdililər 11-12 yüzyıllarda Oğuzların bünyesinde Selçuk yürüşlerinde aktif yer almışlardır. 16 asırdan Safeviler devletinin siyasi hayatında önemli rol oynamışlardır. 17 yüzyılda Şahsevən tayfa ittifakına dahil idiler. Bir kısmı 18 yüzyılın sonu-19 yüzyılın başlarında Şahsevenler'in sarıhanbeyli kolunun 600 çadırdan oluşan tayfasını oluşturuyordu. Salyan ilçesindeki Beydilli Bala Kür nehrinin kıyısındadır. Tam adı Puta Beydili (“Puta yakınlarında yaşayan Beğdililer” anlamında).
 
Ayrıca, Cebrail ilinin Soltanlı köyü yakınlarında Beydili düzü denilen büyük bir arazi vardır.  Oğuz kavminin adı Azerbaycanda Oğuz ilçesinde ve onun bir kendinde- Oğuzkışlak’ta kendi izini bulundurmuştur. Oğuz-şehir, aynı isimli bölgenin merkezi. Baş Kafkas dağlarının eteğinde. Oğuz toponimi eski kabile birliğinin adı ile bağlıdır. Orhun-Yenisey yazıtlarında Oğuz budun gibi adları çekilir. Mahmut Kaşgarlı Oğuzların 22, Reşideddin 24 guruptan oluşan ve Oğuz Han soyundan olduğunu gösterirler. Oğuz boyları bozok ve Üçok adıyla iki gruba ayrılıyordu. 9 yüzyılın sonu- 10 yüzyılın başlarında Oğuzların ana bölümü Sırdəryanın orta ve düşük akarı ve Emba ile Ural nehirleri arasındaki bozkırlarda şimaldı Volqadan, hatta Dona kadar, güneyde Manqışlağ, batıda ise Hazar denizine gibi geniş arazide yaşıyordu. 10 yüzyılda bu bölgede Oğuz devleti oluştu. Onun ana şehir Yengikənd idi. Oğuzların Cend, Sabran, Sütkənd, Atlıx, Şalcı, Ordu ve Balac şehirleri de olmuştur. Arkeologlar son zamanlara kadar göçebe sayılan Oğuzların, hem de balıkçılık ve tarımla uğraşıp, yerleşik hayat geçirdiklerini de kanıtlamışlardır.
 
Hazar, Bulgar ve islam devletleri arasındaki kervan yolu üzerinde yaşayan Oğuzlar bu devletlerle ticarette etkin rol oynamışlardır. 10 yüzyıl kaynaklarında Şabranın bol nemetli bir şehir ve oğuz tüccarlarının oturağı olduğu gösterilir. Oğuzlar 10 yüzyılda kitleler halinde islam dinini kabul etmişlerdi. 11 yüzyılın başlarında Oğuzların bir kısmı Selçukluların önderliğinde Horasan taraftan Ortadoğu ülkelerine (İran, Irak, Azərb ve Anadolu'ya), diğer kısmı ise Aral gölü ve Hazar denizinin kuzeyinden Doğu Avrupa'ya yayılmıştır. Rus salnəmələrində uz, bout, tork denen bu etnik gruplara 10 yüzyılın sonlarında Peçenekler, xezerler, Volqaboyu bulqarları ile savaşan Kiev knyazlarının mütəfiqləri sırasında rastlanır. 11 yüzyılın 30-40-cı illerinde Azerbaycana gelmiş oğuz boyları henüz çok çok önceleri yerleşmiş diğer Türk boyları ile kaynaşmış ve Azerbaycan halkının oluşumunda aktif yer almışlardır. Oğuzlar Türkmenlerin, Türklerin yanı sıra Gagauz ve Karakalpakların etnogenezində de önemli rol oynamışlardır.
 
Köy Alazan-Eyriçay çökəkliyindədir. Eski adı Vartaşenqışlak’dır. Kollektivləşmədən sonra qışlaq yerleşim bölgesine dönüşmüştür. Eskiden Düşük Vartaşen de adlandırılmıştır. Toponim “Oğuzların kışlağı” anlamındadır. 

Çepni - 22 oğuz boylarından biri. "Divan" dan alınan bilgilere göre Çepni oğuz boylarından 21-cidir. F. Rəşəddin bilgi verir ki, Çepni Oklu soyundan olup, Gök Han'ın adı İrkil Hoca tarafından verilen ve damgası (ongunu) Beyaz Sunqur kuşu olan olan 4. oğludur. Bu topluluk karakter itibari ile düşmanla kararlı çarpışan olarak tarif edilir. Çepnilərin bizim topraklara Orta Asya'dan Oğuz Türklerinin içinde geldiği, Horəzmşah Cəlaləddinin 1221 -1231 yılı askeri yürüşlerinde aktif katılımı kaynaklarda gösterilir. 
Kendi izlerini Gəlbəcər ilçesinde bir köyün adında bulundurmuştur. Köyün adı Çəpli şeklindedir. Lev nehrinin kıyısında, dağlık bir bölgede yer almaktadır. Bazı araştırmacılara göre, toponim oğuz aşiretlerinden çəpnilərin (cəbni) adı ile bağlıdır. Şamahı ilçesinde de bu etnonimlə ilgili Cabanı adlı köy vardır. Cabanı Şamahı'nın dağ bölgesinde bulunmaktadır. Toponim özünde Türkçe konuşan eski çəbni (seçenekleri çəbən, çibni, Çepni, çəbni, çapanim vec s.) Tayfasının adını temsil eder.
 
Kıaçaq etnonimi Qax rayonunda hem köy, hem de çay adı gibi korunmuştur.
 
Bu etnonimin izleri çeşitli fonetik görüntülerde Azerbaycan'ın birçok bölgelerinde saklıdır saklanabilir bilmiştir: Cabanı (Şamahı), Çepni (Göyçay), Çepni (Guba kazasının Şabran ilçesinde), Çəpli (Kelbecer).
 
Çepni” tayfaları tarihi verilere göre dalaşqan, sözleri ve işleri çep gelen (çəpləşən) aşiretlerden olduğu için böyle adlandırılmıştır. Ə.Rüstəmov Kapan ilçesinde bu isimde bir Azerbaycan kendinin de olduğunu ve bu anlama gösterdiği için biz de onun fikrini yukarıda gösterdiğimiz gibi müdafiyə ediyoruz.
 
Salgur tayfasının adı Azerbaycanda Salyan şehrinin adında izini bulundurmuştur.
 
Eymür tayfasının adı Azerbaycan'da Emir (Gedebey ilçesinde köy) adına kalmıştır.
 
Avşar tayfa adı ile bağlı yer isimleri: Abşeron yarımadasının adında kalmıştır.
       
Gəncək. Mahmud Kaşgarlı’nın eserindeki bilgilere göre Gencek Türk kabilelerinden birinin adıdır, Talas çevresi şehrin adıdır. Prof. Roza Hanım Eyvazova’nın araştırmalarına göre Afganistan'ın Kirişk arazisinde Gencek coğrafi adı kaydedildi. R. Eyvazova bilgi verir ki, Kıpçak grubu dillerinden farklı olarak oğuz grubu Türk dillerinde birçok durumda söz sonundaki -k, - q sesleri duşur ve söz öncesinde kar samitlərin cingiltiləşməsi eğilimi güçleniyor. Bu durum en çok Azerbaycan dili için tipiktir. Öyle ki, Gence sözü tarihsel Gəncək sözü ile bağlıdır. Azərbaycan topraklarında Gence toponiminin çeşitli seçeneklerde arealları mevcuttur; Gence (Hanlar), Gence (İsmayıllı), Genceli (Salyan ve Tokat), Gence (Ordubad), Muğan Genceli (Sabirabad).
 
Q. Meşediyev öncelikle bu şehrin tarihini, sonra Mahmud Kaşgarlı’dakı gəncək tayfalarını ve modern Genceni qarşılaşdırır. Müellif yazır ki, Gence adının tam izahı şimdiye kadar düzgün verilmemiştir. Bu izahlarda iki yön dikkati çekmektedir: birinci yön onu Azerbaycan kökenli düşünün, diğeri ise başka dillerle (somut olarak fars dili ile-CK) bağlanır. Bir hususu da belirtmek gerekir ki, Gence adının fars sözü gibi açıklamasında onun sadece anlamının, Türkçe kelime olarak açıklamasında ise onun hem kabile, hem de toplum adına ilişkisinin açılmasına gayret gösterilir.
 
Q. Məşədiyevin araştırmalarına göre Amur vilayetindeki Qonja, Dağıstan'daki Xundax, Gürcistan'daki Qandzani, Taciksistandakı Qançi, Ermenistan'daki Kıfçak.  M. Kaşğarlı Türk boylarından bu isim altında 2. sırada konuşuyor. Melum olur ki, Kıfçaklar Bizans-Rum ülkesine yakın bir arazide məskunlaşmışdar. Eserin başka bir yerinde Kıfçağın Türklerden bir bölük ve Kaşgar civarında bir yer adı olduğunu da aktardı. R.Eyvazova yazıyor ki, ayrı ayrı araştırmacılar tarafından çok çeşitli şekilde səciyyələndirilən (sert, acımasız, başarısız, mutsuz, sağlam vb.) Kıpçak etğnonimi çok geniş areallara yayılmıştır. Bu isim sadece Orta ve Orta Asya'da, hatta Doğu Avrupa'da Türk halkları arasında kendini gösteriyor. Kıpçaklar Türk dilleri arasında en büyük etnik dil gruplarından birini oluştururlar. Kıpçak etnoniminə henüz yeni M.Ö. I binyılda Orta Asya tarihi salnamələrində rast gəlinsmişdir. 

Efşar. Afşar etnoniminin Avşar seçeneğine Reşideddin, Yazıcıoğlu Ali ve Ebulgazi Han Xivəlinin eserlerinde rastlanmaktadır. R.Eyvazova Avşar adının “av meraklısı” anlamını taşıdığını göstermektedir.
 
Araştırmalardan Cebrail bölgesinde bulunan Hovuslu köyünün adını Afşarlarla koordinasyonu fikri ile anlaşmak olmaz. Çünkü "hovus" sözü "daire, çember” anlamında dialektlərə işleniyor. Bu köy de yerel halkın dediğine göre bir çember etrafında düşürülmüştür. Yerel rölyefle ilgilidir.
 
Kangli şahıs adı. “Divan” daki bu şahıs adı kang tayfasının adı ile bağlıdır. Bu topluluğun izlerine çok bölgelerde rastlıyoruz. Azerbaycan'da ünlü Kengerliler aşiretin adını zaman zaman korumayı başardık.Toponimik sözlüklerle tanışlık gösterir ki, yirminci yüzyılın başlarında Kangli boyları ile ilgili arazi isimleri Azerbaycan'da çok olmuştur. Azerbaycan'da yerleşik olmuş ayrı ayrı aşiretler hakkında detaylı bilgi veren Azerbaycan âlimi M. Baharlı «Azerbaycan» adlı eserinde kəngərlilərə de ayrıca yer vermiş, onların halkımızın etnogenezində aktif katılımını göstermiş, erazimizde kəngərli adını koruyan kaza köylerinin adını çekmiştir: Kənkərli köyü (Göyçay) , Kengerli-Şirxan, altınlı-Kengerli, Salahlı-Kengerli (Cavanşir eli), Kengerli, Kengerli-Pir-Boz (Şuşa'da), Kengerli (Nahçıvan'da) vb.
 
Kenker sözü bir soy adı gibi Azerbaycan'da, özellikle Nahçıvan'da XVIII yüzyılın ortalarından Kengerli görünümünde işlenmektedir. Kengerli familyası Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti-de şimdi de eski soy adını korumaktadır. 

Altı bin yıllık bir zaman içinde Kengerliler muhtemelen Azerbaycan'dan yayılmışlardır. M.Ö. IV-III binlerde Sümerlerin, III-I yüzyıllarda Büyük Hun İmparatorluğu'nun,, MS IV yüzyıllarda Doğu ve Batı Hun, VI-VIII yüzyıllarda Gök Türk, IX-XI yüzyıllarda Karahanlı ve Hilafet, XI-XIII yüzyıllarda Selçuk, XIII-XIV yüzyıllarda Osmanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi gibi türk devletlerinin, XVIII-XIX yüzyıllarda ise Azerbaycan, özellikle Nahçıvan hanlığının bünyesinde kendi herbiçi yetenekleri ile seçilen Kengerliler bu devletlerin önde gelen etnosların olmuş ve birçok modern türk dilli halkların etnogenezində yer etmişlər. Kaydedelim ki, Cəbrayıl’dakı KaraKanlı dağının ismi de kanqlı tayfasının adını saklı tutmuştur. 
     
Mahmud Kaşgarlı’nın “Divan” yanındaki “balık” komponentli toponimlərə Azerbaycan topraklarında da rastlıyoruz. N.Asgerov yazıyor ki, Azerbaycanda ele kaynak, ark vardır ki, onların izahı dilimizin bazı eski semantik özelliklerini aşkarlamağa sağlar. Böyle hidronimlərdən biri Qax bölgesini bölgesindeki Ağa balıklar çeşmesinin. Çeşmenin adındaki Ağa bileşeni kısmen açıktır. Ağa sözü ile balık (rıba) kelimesi arasında herhangi bir mantıksal yakınlık yoktur. Peki, balık sözü ne ile bağlıdır, nasıl izah edilebilir? Bu açıdan bir takım toponimlerin içerdiği balık leksemi hakkında T.Əhmədovun vardığı sonuç ilginçtir: Eski Türk yazıtlarında “şehir”, “kale duvarları ile çevrili şehir” anlamında işlenmiş balik (balık) sözü hem bağımsız şekilde (elliptik formda) İsmayıllı ilçesinde köy adı gibi (kaynak birinsində köyün adı Balıqyurd biçiminde kaydedilmiştir), hem de Tovuz royonu bölgesindeki Karabalıkam, Kutkaşen bölgesi Dizahlı köy bölgesindeki Balık yeri, Quba rayonu Aydınkənd köyü bölgesindeki Balıqxaraba mikrotoponimlərinin bünyesinde muhafaza edilmiştir. M. Kaşgarlı balik kelimesinin Türklerin İslamiyet'i kabul etmeden çok çok önceleri bu dilde “kale, şehir” anlamında işlendiğini kutlaması olgusu da onların ilk ve en eski toponimlərdən olduğunu kanıtlıyor. Deyilenlerden bele neticeye gelmek olur ki, bizim incelediğimiz Ağa balıklar bulağının içerdiği balık sözü, kuşkusuz, “şehir, kale” anlamına daha çok yakındır. Ağa bileşeni işte balık sözünü tamamlıyor. Ağa sözü ise eski yazılı abidelerde «büyük», «ulu", "tanrı" anlamında anlamında kullanılmıştır. Demek ki, Ağa balıklar hidroniminin «büyük, kutsal şehir" anlamına uygun gelebilmesi fikrini ileri sürmek olur Olasılık edilebilir, bu kaynak büyük bir şehrin nüfusunu su ile sağlayabilir bildiğinden ona bile isim verilmiştir. 

Divan”da Tang art tiz adlı yayla adının art bölümü (dağ yüksekliği, geçiş anlamında) Q.Qeybullayevin bakış nəzərincə Dağlık Karabağ'ın eski adı olmuş Artsak toponimində kendi izini bulundurmuştur. Alimin fikrince, Artsaksak geçidi, aşırımı” anlamındadır.
 
Tang art tiz yaylasının adında olan art kelimesi Salvartı (Şahbuz), Xamart (Quba), Salvartı (Şeki) vb. dağ adlarında yer almıştır.
 
Böylece, Mahmud Kaşgarlı’nın lüğətindəki toponimlerin birçoğu kendi izlerini cumhuriyetimizin bölgesindeki köy, kasaba ve diğer arazi isimlerinde korumuştur. Bu husus toponimik birimlerin gelişen tarihini izlemek açısından dəyərlidir. Bundan ek, tayfa miqrasiyalarının coğrafi koordinatlarını öğrenmek işinde de bu izlerin önemli rolü vardır.
 
Divan-Lügati’t-Türk” eserinde toplanmış atasözlerine dikkat edelim. Divandakı atasözleri ile aynı anlama gelen ifadeler çağdaş Türk ve Azerbaycan edebiyatında gözlenmektedir. Atasözleri bir toplumun derin manevi, tarihi ve mitolojik bilgilerini birleştirir. Bir toplumun derin ve keskin zekâsından süzülüp gelen hikmetamiz fikirler atalar sözlerinde yer buluyor.
 
Aşağıdaki örneklere dikkat edelim:
 
“Divan-sözlük it-Türk”te bulunan atasözleri:
        
1. Emgek eginde Kalmas.
 
2. Kökge sagursa (susam) yüzge tüşür.
 
3. Yaş ot köymes, yalapar ölmes.
  
4. Yazmas atım bolmas, yañılmas bilge bolmas.
 
5. Teñsizde tegirmen turgursa, yaragsızda yar bolmas.
 
6. Biş erngek tüz ermes.
 
7. Ermegüge bulut yük bolur.
 
 8. Koç kılıç King sığmas.
 
Atasözlerinin Türkiye Türk Edebiyatındaki karşılıkları: 
       
1.Sıkıntı ebediyen sırt kalmaz. 
     
2.Kişi göğe tükürse, yüzüne düşer.  
     
3. Yaş ot yanmaz, elçi ölmez, öldürülmez. 
     
4. Şaşmaz ok olmaz, yanılmadık bilgin olmaz. 
     
5. Uygun olmayan yerde değirmen yapan yararsız ark yapar. 
     
6. Beş parmak bir (düz) olmaz. 
     
7. Tembele bulut (bile) yük olur. 
       
8. İki kılıç bir kına sığmaz.
                         
Atasözlerinin Azerbaycan Türk Edebiyatındaki karşılıkları: 
       
1.Yaman günün ömrü az olur. 
     
2.Yuxarı bakıyorsun bıyık, aşağı bakıyorsun sakal. 
     
3.Yaş ota ateş düşmez, elçi ölmez, öldürülmez. 
     
4.Başına gelen başmaqçı olur. 
     
5.Taylı tayın bulamazsa günü ah -vayla geçer. 
     
6.Beş parmağın beşi de bir değildir. 
     
7.Tənbələ dedi kapıyı ört, dedi: rüzgâr kaplayacak. 
     
8.İki koçun başı bir tencerede kaynamaz. 
   
Gösterilen babalar sözlerinin karşılaştırılmalarından belli olur ki, modern Azerbaycan ve Türk edebiyatındaki atasözleri , “Divan-sözlük it-türk”te toplanan bu hikmetamiz sözlerle (10 esirlik bir olduğu sürenin geçmesine rağmen) aynı içeriği belirterek işlenmektedir. 
                                       
 
KAYNAKLAR
  1. Azerbaycan toponimleri. Ansiklopedik sözlük. «Azerbaycan Ansiklopedisi» Nəşriyyat- Poliqrafiya Birliği », 1999
  2. AT, EL: Azerbaycan toponimleri. Ansiklopedik sözlük. «Azerbaycan Ansiklopedisi» Yayıncılık-Poliqrafiya Birliği, 1999
  3. Qeybullaev Q. Azerbaycan Türklerinin teşekkül tarihinden. Bakı, Azerneşr, 1994
  4. Eyvazova RH Kaşgarlı Mahmud'un "Divanü-Lügat-it Türk» eserindeki birkaç etnonim ve toponimlerin arealları. Ortaçağ elyazmaları ve Azerbaycan medeniyeti tarihi sorunları. III Cumhuriyet bilimsel-teorik konferansın malzemeleri. Bakı, «Örnek» Yayınevi, 1992
  5. Mahmut Kaşgarlı "Divan-lüğet it-Türk" Bakı, 2006
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.