İslam Öncesi Türklerde “Töre”nin Yeri ve Önemi

Özellikle İslam öncesi Türk tarihinde Töre, devleti yöneten kağan ve halkın uyması gereken kanunların bütünüdür. Başka bir ifadeyle İslam öncesi Türkler için töre, devletin anayasasıdır.

Türkler Tarih boyunca her zaman devlet teşkilatlanmasındaki yetenekleriyle ön plana çıkmışlardır ve tarihin her döneminde büyük devletler kurmuşlardır. Bu yüzden “Tarihten Türkleri çıkarırsak geriye anlatacak bir şey kalmaz” sözü hamasi bir söz değil tarihi bir gerçekliktir.
 
Türklerin savaşçılık kabiliyetleri dışında devletçilikte çok yetenekli olmasının en büyük nedenlerinden biri törelerine sahip çıkmalarıdır. Türk’ün devlet teşkilatlanmasındaki gücü töresinden gelir. Töre, Türklerin her zaman güç aldıkları sağlam kaynak olmuştur.
 
Peki, “Töre” ne demektir?
 
Töre, bugün Anadolu’da insanların arasındaki ilişkilerde geleneksel kurallar olarak algılansa da geçmişte törenin anlamı günümüzdeki anlamından farklıdır. Özellikle İslam öncesi Türk tarihinde Töre, devleti yöneten kağan ve halkın uyması gereken kanunların bütünüdür. Başka bir ifadeyle İslam öncesi Türkler için töre, devletin anayasasıdır.
 
Bazı araştırmacılara göre “Türk” kelimesi de “Törük” kelimesinden türetilmiştir. Törük, “Töre sahibi” demektir.[1]  Törük kelimesi de zamanla Türk kelimesine dönüşmüştür. Töre kelimesi de öz Türkçe bir kelime olup örf, âdet, yol, kural, gelenek, görenek, yasa ve kut tören (ayin) anlamlarının tamamını karşılamaktadır.[2]
 
İslam öncesi Türkler, “Töre” kelimesini  “Törü” olarak telaffuz etmişlerdir.  Uygurlara göre “Törü” kanun demektir. Göktürkler ise Törü kelimesini devlet kanunları anlamında kullanmışlardır.[3] Genel olarak ise Törü sadece kağanın uyması gereken kanunlar değildir. Törü aynı zamanda halkın uyması gereken sosyal, sözlü kanunlardır. Kaynağını ise geleneklerden ve Türklerin dininden almaktadır.
 
Tarihçilerin kutbu” kabul edilen Prof. Dr. Halil İnalcık, “Töre” hakkında şu yorumu yapmıştır:
 
“Orta Asya’da Türk ve Moğol kavimleri arasında, Mete’den Timur’a kadar binlerce yıl, esas hatları aynı kalmış bir Töre mevcut olmuştur. Bu Töre veya Yasa, devlet teşkilatının ve hanlık hâkimiyetinin temelini teşkil etmiş, onun yanında bağımlı kavimlerin gündelik işlerini idare eden yerel kanunlara, hanlık hukuku ile çatışmadığı ölçüde, izin verilmiştir”[4]
 
Türk töresinde Kağanlık en önemli makamdır ve kağanlık “soyluluk ve seçilmişlik” ilkesine dayanır. Soylu ve seçilmiş olmayan bir kişi Türk’ün başbuğu olamaz. Buna Türk inanışında “Kut” denir. Kut inanışına göre Kağan olan kişi Tanrının seçtiği özel seçilmiş kişidir.
 
Orhun abidelerinde de Kağan’ın soylu ve seçilmiş olmasının önemini anlatan metinler mevcuttur. Kül Tigin abidesinin doğu yüzünde Bilge Kağan, Töre ile devlet kurduğunu şöyle ifade etmiştir:
 
“Tanrı buyurduğu üçün, kendim devletli olduğum üçün, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı?”[5]
 
Bilge Kağan’ın bu sözlerinden anlaşılacağı üzere Türk töresinde bir Kağanın en önemli görevi adaletle hükmetmektir. Toplumda huzuru ve refahı sağlamaktır.
 
Türk tarihi hakkındaki kitaplarıyla tanınan Erol Güngör, Türklerde törenin önemi hakkında şu yorumu yapmıştır:
 
“Türkler, kendilerinin Dünya’yı idare etmekle görevli olduklarına inanırlardı. Bu görevi onlara Tann vermişti. Zaten kendi kağanlarının kutsal olduğuna, ilahi bir kaynaktan geldiğine inanıyorlardı. Orkun Abideleri’nden de anlaşıldığına göre, Türk kağanlarının yaptıkları işlerin Tanrı’nın iradesiyle olduğu inancı vardır. Hun İmparatorları’na, mesela Mete’ye “Gök Tanrı’nın tahta çıkardığı Tanrı Kut’u “Tanhu” denirdi. Bu yüzden Türklerde asilzadelerin ve hükümdarların idam edilmelerinde kanları akıtılmaz, yay kirişiyle boğulurlardı, çünkü kanları kutsaldı. Bu uygulama Osmanlı Türklerinde de devam etmiştir”[6]
 


Türklerde Töreye sahip çıkma geleneği İslam’ı kabul etmesinden sonra da devam etmiştir. Özellikle Osmanlı döneminde şer-i hukukun yetersiz kaldığı durumlarda “örfi hukuka” göre kararlar alınmıştır. Örf-i hukukun kaynağı ise Türklerin binlerce yıllık töresine ve geleneklerine dayanmaktadır. Örf-i hukuka göre karar alınırken şer-i hukuka uygunluk şartı konulsa da zaman zaman şer-i hukuka aykırı kararlar da alınmıştır. Bu kararlardan en bilineni Fatih’in kardeş katli kanunudur.
 
Prof. Dr. Halil İnalcık bu konuda şu yorumu yapmıştır:
 
“Fatih tahta çıkar çıkmaz, atalarının yaptığı gibi, küçük kardeşi Ahmed’i ortadan kaldırdı. O, bu eski teamülü kanûnnâmesinde, “Karındaşların nizâm-i âlem için katl etmek münasibdir, ekser ulema dahi tecvîz etmiştir” formülüyle ifade etti. İslam cemaatini anarşiden kurtarma kaygısı ile ulemanın caiz gördüğünü belirtmesi önemlidir. Yoksa bunu mutlak bir kural olarak koymadı”[7]
 
Günümüzde Osmanlı’da kardeş katli eleştirilse de önemli bir husus gözden kaçmaktadır. Türk töresine göre devlette huzur ve adalet, öz kardeşinin canından bile önemlidir. Bu yüzden Osmanlı padişahları devlette nizam için öz kardeşlerinden vazgeçmişlerdir.
 
Tarihte birçok millet, Devleti yöneten sultanlarını, krallarını kutsal görmüşler, Tanrının seçtiği kişi kabul etmişlerdir.  Ancak Türk töresinin diğer milletlerden önemli bir farkı vardır. Türklerde Töre, Kağanın üstünde bir güçtür. Yani töre, sadece halkın değil kağanın da uyması gereken kanunlardır
 
Erol Güngör, Törenin kağandan üstün olmasının önemini şöyle ifade etmiştir:
 
“Gerek kağanın başkanlık ettiği siyasi mahkemelerde, gerek öbür yargıcıların idare ettiği normal mahkemelerde töre’nin hükümleri hiç şaşmadan uygulanırdı. Töreye hükümdar da karşı gelemezdi; tersine, töre’ye aykırı düştüğü için kağanlar tahtlarından indirilir, hatta idam edilirlerdi”[8]
 
Kağanların Töreye uyma zorunluluğu Türklerde sağlam bir devlet düzeni kurmalarının başlıca nedenlerinden biridir.
 
Töre’nin bu kadar önemli olmasının nedeni kağanın meşruiyetini töreden almasıdır. Çünkü Türklerde “Töre kazanma” kavramı vardır.[9] Töre kazanmak, halkın refahını sağlayıp güzel illere yerleştirilmesi, milletin de devletine bağlanmasıdır.  Bu yüzden töreyi kaybetmek demek milletin yok olması, ayakta duramaması demektir.  Kısacası Töreyi korumak, devletin bekasından bile önemlidir. Çünkü töre korunursa yıkılan devletin yerine yenisi kurulabilir ama töre kaybedilirse Millet yok olur.  “İl bırakılır törü bırakılmaz” sözü Törenin ne kadar önemli olduğunu ifade etmek için söylenmiştir. Eski Türklerde “İl” kelimesi devlet anlamında da kullanılırdı
 
Ünlü Türk Milliyetçisi, fikir adamı Ziya Gökalpİl” kelimesi hakkında şu açıklamayı yapmıştır:
 
 “İl kelimesi eski Türkçe’de hem (barış), hem de (devlet) manasınadır. Gerçekten, sosyal barış ile devlet aynı zamanda meydana gelebilen iki kurumdur. Bir cemiyette kan davası ve çatışma kuralları yürürlükte ise, onda bir devlet niteliği bulunamaz. Devlet, kan davasıyla iç çatışmaların bittiği yerde başlar. Devletin halk üzerinde hâkimiyeti ortaya çıkınca, özel olarak artık hak arama yollarına lüzum kalmaz. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, İl, Türklerde hem bir din, hem bir devlet, hem de barışçılık ahlakı biçimlerinde oluştu”[10]
 
Türklerde Kağan’ın sadece töreye uyması Kağan olması için yeterli değildir. Kağan ayrıca devletin ve milletin refahı için yeni töreler koymalıdır. Fatih’in ve Kanuni’nin kendi kanunlarını koyması bu duruma en bilinen örneklerdir.
 
Halil İnalcık, Kağan’ın “töre koyma” zorunluluğu hakkında şu yorumu yapmıştır:
 
“Bir Kağan, özellikle devlet kurucu Türk kağanı, mutlaka bir törü koymalıdır. Yazıcızâde, Selçuknâme’de Oğuz Han’ın “vasiyyet edip türe koyduğunu” anlatır. Orhon abidelerine göre, Kök Türk devletinin kurucusu Bumin Kağan tahta oturunca “Türk milletinin ülkesini, törüsünü edivermiş, tanzim edivermiş”, ondan sonra dört tarafa hâkimiyetini yaymış ve imparatorluğu kurmuştur”[11]
 
Türk töresinde Kağanın karakter özellikleri de önemlidir. Türk’e başbuğ olacak insan öncelikle bilge ve cesur olmalıdır ve devleti töreye bağlı olarak adaletli yönetmelidir.[12]
 
Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig eserinde Kağan’ın sahip olması gereken özellikleri şöyle anlatmıştır:
 
Beylik için insanın ilk önce asil soydan gelmesi gerekir. Babası bey ise oğlu da bey olur. Bey bilgili ve akıllı olmalıdır. Cömert ve yumuşak huylu olmalıdır. Cesur, kahraman, kuvvetli ve yürekli olmalıdır”[13]
 
Yusuf Has Hacip, Kağanın devleti adaletle yönetmesi için de şu nasihatlerde bulunmuştur:
 
“Hazineni aç ve servet dağıt. Adamlarını sevindir, onlar senin her arzunu yerine getirirler...
 
Beyler cömert olursa adları dünyaya yayılır... Etrafına üşüşerek asker toplanır ve ordu olur, asker ve orduyla insan dileğine kavuşur. Cömert ol, bağışla, yedir içir.”[14]
 
Kağan’ın adaletle hükmetmesini nasihat edenlerden biri de Selçuklu Vezirazamı Nizamülmülk’tür. Meşhur Siyasetname eserinde Sultana şu nasihatlerde bulunmuştur:
 
“Padişahın, haftanın iki gününde adalet divanını kurup, zalimlerden mazlumların haklarını aramaktan, suçlulara ceza vermekten başka çaresi yoktur. Halkın da bunu bizzat kendisinden duyması, bu hususta bulunan en önemli kıssalardan bir kaçını anlatarak, her olay için birkaç örnek vermesi gereklidir. Sultanın mazlumları ve adalet isteyenleri haftanın iki gününde sarayına çağırıp onların şikayetlerini dinlediği memlekete yayılınca, zalimler ve müstebitler kendilerine padişahın vereceği cezadan korkarak ellerini millet malından ve zulümden çekerler. Padişah hiçbir zaman memurlarının durumundan gafil olmamalı, devamlı onların hal ve durumlarını kontrol etmeli, onlardan zulüm ve hıyanet zuhur ederse, hiç yerlerinde tutmayıp, azletmelidir. Diğerlerinin ibret alması için suçları derecesinde onları cezalandırırsa, ceza korkusundan hiç kimse, padişah aleyhine bir şey düşünemez. Bir kişiyi büyük bir işe memur ederse, onun arkasından kendisi bilmeden, durumunu ve çalışmasını kontrol edecek bir müfettiş göndermelidir. Padişahların dört grubun suçlarını bağışlamamaları gerekir. Birincisi memleketin yıkılmasına çalışan, ikincisi haram iş işleyen, üçüncüsü devlet sırrını korumayan, dördüncüsü dili ile padişaha dalkavukluk ederken, kalbi ile onun muhalifleri ile anlaşma yapanlar. Padişah, ülkede cereyan eden olaylar hakkında uyanık olursa, kendisinden hiçbir şey gizlenemez.”[15]
 
Sonuç olarak Türkler tarihb boyunca töreyi, adaletli yönetimi terk etmedikleri dönemlerde her zaman Dünyaya hükmeden büyük devletler kurmuşlardır. Bilge Kağan’ın şu nasihati herkesin aklından çıkarmaması gereken bir sözdür.
 
Ey Türk! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir?[16]
 

[1] Erol Güngör - Tarihte Türkler, Ötüken Yayınları, 10.Baskı, İstanbul 2003 s.12
[2] Ali Rıza Önder - “Geleneksel Halk Hukuku” I. Uluslar Arası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, IV. Cilt Gelenek-Görenek ve İnançlar, Kültür Bakanlığı Millî Folklor Araştırması Dairesi Yayınları: 21, Seminer Kongre Bildirileri Dizisi: 6, Ankara 2000 s.126-127
[3] Bahaeddin Ögel- Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları, 4. Baskı, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul 2001 s.469
[4] Halil İnalcık - Türk Devletlerinde Devlet Kanunu Geleneği”, Osmanlıda Devlet Hukuk Adâlet, Eren Yayıncılık, İstanbul 2000 s.29
[5] Muharrem Ergin - Orhun Abideleri, 26. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul s.7
[6] Güngör a.g.e s.54
[7] İnalcık a.g.e s.35
[8] Güngör a.g.e s.57
[9] Ögel a.g.e s.473
[10] Ziya Gökalp - Türk Töresi, Hazırlayan Yalçın Toker, Toker Yayınları, “Doğudan Batıdan Seçmeler Dizisi No:13” 3. Baskı, İstanbul s.71-72
[11] Halil İnalcık - Kutadgu Biligde Türk ve İran Siyaset Nazariye ve Gelenekleri”, Osmanlıda Devlet Hukuk Adâlet, Eren Yayıncılık, İstanbul 2000 s.21
[12] Ögel a.g.e s.129
[13] Yusuf Has Hacip - Kutadgu Bilig, Hazırlayan: Yaşar Çağbayır, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları/313, Ankara 2004 s.83
[14] Halil İnalcık, Osmanlı’da Devlet Hukuk Adalet, Eren Yayınları, Istanbul  2000. s.22
[15] Nizâmülmülk, Siyasetnâme, Dergâh Yayınları, İstanbul 1998, s. 35
[16] İbrahim Sarı – Tanrı Dağları Nokta Yayınları Antalya 2017 s.10
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.