Saltanatın Kaldırılmasının ve Harf Devriminin Tarihimizdeki Yeri ve Önemi

Bugün saltanatı geri getirme ve Arap harflerine dönme hayalleri kuranlar, tarihi ya hiç bilmeyenler, ya da Türk Milletini tekrar kul köle haline getirmek isteyen görevli ajanlardır.

Bugün 1 Kasım… Türk tarihi açısından önemli bir gün.
 
Bugün hem saltanatın kaldırılışının hem de yeni Türk harflerinin kabulünün yıl dönümü.
 
97 yıl önce bugün Türk Milletini yüzyıllardır köleleştiren,  fakirleştiren, aşağılayan saltanat tarihe karıştı.
 
91 sene önce bugün, yüzyıllardır Türk milletinin diline, karakterine uymayan Arap harflerinden kurtulduk.
 
İkisi de tarihimizin önemli devrimleridir ve bana göre birbirinin devamıdır.
 
Cumhuriyet’e giden yolda saltanatın kaldırılması, çok önemli ve büyük bir adamdı.
 
Çünkü yüzyıllardır padişahın tebaası yani kölesi olmuş Türk milletini Cumhuriyetle özgürleştirmek için önce milletin boynundaki prangadan kurtarmak gerekiyordu. Bu pranga da saltanattır.
 
Saltanatın kaldırılması, Türk milletinin özüne dönmesi, Türk olduğunu hatırlaması için ilk önemli icraattır.
 
Yüzyıllardır kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, atalarımızın kim olduğunu unuttuk. Binlerce yıllık tarihimizi unuttuk. Mete Han’ı, Bilge Kağan’ı, Attila’yı unuttuk. Unutmaktan daha kötüsü kimliğimizin aşağılanmasına sessiz kaldık. Osmanlı zamanında Türk demek cahil, akılsız köylü demekti.
 
97 yıl önce Anadolu Türk’ü kendisini aşağılayan, akılsız gören, emeğini gasp edip bilmediği topraklardaki savaşlarda şehit eden padişahlardan kurtularak atalarının cahil köylüler olmadığını, büyük bir millet olduğunu, Atatürk’ün sayesinde öğrendi.
 
1922’de Milletin tepesine çöken siyasi saltanatı kaldırdıktan sonra 1928 yılında ise dilimizdeki Arap saltanatını kaldırdık.
 
İslam’ı kabul etmemizden yaklaşık 400 yıl sonra etkisini gösteren Araplaşma, Cumhuriyet’in ilanına kadar devam etmiştir.
 
Arapların sarığını aldık, cübbesini aldık, harflerini aldık, kelimelerini aldık ve işin kötüsü Araplardan aldığımız ne varsa başına İslam kelimesini koyduk.
 
Arap sarığına İslam sarığı dedik.
 
Arap harflerine İslam harfleri dedik.
 
Arapça kelimelere İslam dili dedik.
 
Gerçekte ise bunların hiçbirinin İslamla alakası yoktur. Sarık, alfabe, Arapça kelimeler, Arapların kültürel değerleridir. Bunlar İslam öncesinde de vardı.
 
Peygamberin savaştığı müşrikler de sarık giyiyordu, Arapça konuşuyordu. Arap harfleriyle yazıyordu. Kur’an’ın Arapça olmasının tek nedeni Araplara indirilmiş olmasıdır. Kur’an’da da Allah, İbrahim suresinin 4. Ayetinde “Her kavme, ayetlerimizi açıklasın diye kendi diliyle peygamber yolladık” demiştir.


 
İşte biz bu basit gerçeği 500 sene göremedik. 500 sene diyorum çünkü Osmanlı, bu gerçeği ancak 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra görebildi.
 
Gayri Müslim milletlerin Osmanlı’dan birer birer kopmasıyla beka tehlikesini gören Osmanlı aydınları arasında Türkçülük fikri ortaya çıkmıştır.
 
Osmanlı dönemindeki Türkçülerin düşündüğü konulardan biri de Arap harflerinin Türk dili üzerindeki egemenliğiydi.
 
Aslında mesele sadece siyasi değildi. Arap harfleri, gerçekten Türk diline uymayan bir alfabedir. Çünkü çok sesli bir dil olan Türkçeyi sesli harfi olmayan Arap alfabesiyle açıkça anlatmak imkânsızdır. Bir kelimenin hangi anlama geldiği ancak cümlenin akışına göre anlaşılıyordu. Bu da okuma yazma güçlüğü yaratıyordu.
 
Osmanlı bu zorluğu 1850’li yıllardan sonra görmeye başladı fakat bu dönemde harf devrimini savunanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Çünkü o dönemde Arap harflerini kaldırmak demek İslamı kaldırmakla eş tutuluyordu. Ulema sınıfı böyle bir düşünceye şiddetle karşı çıkardı.
 
Böyle koyu bir dönemde Latin harflerine geçişi savunan önemli aydınlar da vardı. Bunlardan bazıları Hüseyin Cahit, Abdullah Cevdet, Celal Nuri İleri, Kılıçzade Hakkı’dır.
 
Ancak Osmanlı zamanında bu konuda genel görüş Arap harflerinin ayrı ayrı yazılmasıydı ve 1. Dünya savaşı sırasında Enver Paşa bu uygulamayı resmen uygulamıştır. Hatta bu yeni uygulamaya “Enveriye yazı” denilmiştir.
 
İşte 1 Kasım 1928 de Atatürk, 70 yıldır tartışılan, ulema korkusundan Osmanlı aydınları arasında kısık sesle söylenen ve çok destek bulamayan bir hayali gerçekleştirmiştir.
 
Bugün saltanatı geri getirme ve Arap harflerine dönme hayalleri kuranlar, tarihi ya hiç bilmeyenler, ya da Türk Milletini tekrar kul köle haline getirmek isteyen görevli ajanlardır.
 
O dönemi yaşamadığımız için bugünkü saltanatçılara ve Arap hayranlarına bunlar çok tatlı geliyor.
 
Bu insanlara 2 soru sormak gerekir.
 
  1. Padişahlığın ne faydasını gördün ki geri istiyorsun? Özgürlük fazla mı geldi?
  2. Deden okuma yazma biliyor muydu? Günümüzdeki alfabenin neyinden rahatsızsın?
 
İnanın bu 2 soruya verebilecekleri mantıklı bir cevap yok. Size söyleyecekleri “Dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz”  saçmalığından başka bir şey değildi.
 
Birincisi çoğumuzun dedesinin dedesinin mezar taşı yoktur. Mezar taşına sahip olmak bile Osmanlı’da herkese nasip olmazdı.
 
İkincisi dedemizin dedesi de mezar taşlarını okuyamıyordu. Çünkü Cumhuriyet’in ilanında okuma yazma oranı erkeklerde % 8’di. Kadınlarda yok denecek kadar azdı. Bunun da büyük bölümü İstanbul, İzmir, Selanik gibi büyük şehirlerde yaşayan insanlardı. Anadolu’da ise okuma yazma oranı çok düşüktü.
 
Bu yüzden 1 Kasım Türk tarihinde çok önemli bir gündür.
 
Bugün, Anadolu’da ezilen Türk milletini önce saltanattan kurtardık, sonra okuma yazmayı öğrettik, köy enstitüleriyle eğitimi, bilimi, medeniyeti ayağına getirdik.
 
Günümüzde kimsenin bu devrimleri tartışmaya hakkı yoktur. Çünkü hem saltanatın kaldırılması hem de harf devrimi, başarıya ulaşmış ve geri dönüşü olmayan devrimlerdir.
 
Eğer geri dönüş hayali kuranlar varsa size tavsiyem boşuna hayal kurmayın.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.