Vahdettin, Mustafa Kemal’i Samsun’a Neden Yolladı? Kurtuluştan Neyi kastediyordu?

Atatürk ve Vahdettin, kurtuluş savaşı başlamadan önce 8 kez görüşmüşlerdir ve bu görüşmelerde birbirine güvenmeyen iki insanın diyalogu vardır. Vahdettin, Atatürk’ün kendisini devirmesinden korkmuştur

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’nı küçük düşürmek ve Vahdettin’i yüceltmek için yıllardır bir yalan tekrarlanıyor.
 
İddiaya göre Atatürk ve Vahdettin aralarında gizli bir anlaşma yapmışlar.
 
Bu anlaşmaya göre Vahdettin, Atatürk'ü sözde Karadeniz’deki isyanı bastırması için göndermiş. Asıl niyeti kurtuluş savaşını başlatmakmış.
 
Ve yine aralarındaki anlaşmaya göre Vahdettin, “Ben İngilizleri kandırmak için kurtuluş savaşına karşıymış gibi davranacağım” demiş. Atatürk'te tamam kabul ediyorum diye cevap vermiş ama Atatürk savaş bitince anlaşmaya uymayıp Vahdettin’e hain demiş.
 
Gülmeyin. Bu zırvayı yıllardır gerçek tarih diye anlatıyorlar.
 
Kanıt diye gösterdikleri tek şey ise Atatürk ile Vahdettin’in 15 Mayıs 1919 tarihindeki son görüşmesidir. Vahdettin bu görüşmede “Paşa, paşa devleti kurtarabilirsin” demiştir.
 
İşte Vahdettin’i aklamaya çalışanlar yıllardır bu cümleyi “Kurtuluş savaşını Vahdettin başlattı” yalanına delil olarak kullandılar.
 
İşin komik tarafı Vahdettin’i aklamak için kullandıkları bu sözün kaynağı, Vahdettin’e ihanet ettiğini söyledikleri Atatürk’tür.
 
Atatürk, Vahdettin ile son görüşmesini 1926 yılında Falih Rıfkı Atay’a anlatmıştır ve görüşmeyi anlatırken devamında şu yorumu yapmıştır:
 
“Paşa paşa, devleti kurtarabilirsin!’ Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimî mi konuşuyor? O Vahdettin ki ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece âletleriyle temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu, bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim: ‘Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.’ Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında, bütün his ve fikirlerini, temayüllerini tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak lâzımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul’a hâkim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikâyet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırırsam, Vahdettin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım.”[1]


 
Vahdettin’i aklamaya çalışanların yazılarında, kitaplarında yukarıda alıntı yaptığım kısmı göremezsiniz. Çünkü bu kısmı paylaştıkları an yalanları ortaya çıkacak.
 
Evet, Vahdettin “Paşa paşa, devleti kurtarabilirsin!” demiştir fakat Vahdettin’in kurtuluştan kastettiği kurtuluş savaşını başlatmak değil İngilizleri kızdırmamaktır.  Bu gerçeği Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan da anılarında şöyle ifade etmiştir:
 
“Babam, 40 yıl imparatorluğu idare eden ağabeyi ‘Sultan Abdülhamid’in İngiliz dostluğu, Fransız yakınlığı’ politikasını benimsemişti. Esasen çözülmüş ve zayıflamış olan imparatorluğu toparlayıp dağılmaktan kurtarmak için amcam Abdülhamid kendi tabiri ile ''Âlinin külahını veliye velinin külahını Aliye giydirmekten canım çıktı. Öyle kurtardık adamlar yani ittihatçılar kimseye danışmadan hatta kendi aralarında bileistişare etmeden sanki yağma varmışta geç kalınacakmış gibi Balkan harbine ardından 1. Cihan harbine ve Alman dostluğuna kapılarak maceralara atıldılar ve bu hale getirdiler. Yazık değil mi derdi. Babam da bu siyasetin devamı taraftarı idi. ve tahta çıktığı zaman iş işten geçmişti. İç siyasette harp sonrası huzur en çok düşündüğü husustu. DIŞ POLİTİKADA İSE ANCAK İNGİLİZLERLE İYİ MÜNASEBET KURARAK HARBİN AĞIR KAYIPLARINI TELAFİ EDECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORDU.[2]
 
Vahdettin’in kızı bile babasının kurtuluş savaşını hiç düşünmediğini, İngiliz dostu olduğunu dürüstçe söylemekten çekinmezken bugün Vahdettin’den vatan kurtaran kahraman yaratmaya çalışanların komikliğini nasıl izah edebiliriz?
 
Daha da ilginci Sabiha Sultan’ın bu sözlerine Şahbaba kitabında yer veren Murat Bardakçı’nın bugün “Kurtuluş savaşı devlet operasyonuydu” diyerek Vahdettin’e gerçek dışı bir pay biçmesinin izahı nedir?
 
Sabiha Sultan’ın anılarında ifade ettiği gerçeği Vahdettin’in kendisi de anılarında ifade etmiştir.  Vahdettin, kurtuluştan neyi kastettiğini şu cümlelerle açıklamıştır:
 
“Devlet tehlikede ve İstanbul sallantıda idi. Şahsen müstakil bir siyasetim yoktu, ama kurtuluşumuz için babam Abdülmecit Han'dan miras aldığım İtilaf devletlerine yakınlık politikasını, İngilizlerin zıddına hareket etmemek ve Fransızlarla İngilizleri gücendirmemek şeklinde, uyuşmacı bir siyaseti seçmiştim. Böylelikle anlaşma olmasa bile hiç olmazsa husumetlerini (düşmanlıklarını), şiddet ve nefretlerini azaltmaya çalışıyordum” [3]
 
Vahdettin’in kendi sözlerini bile inkâr eden bir tarih yalancılığıyla karşı karşıyayız. Hayatı boyunca İngilizlerle zıtlaşmayı düşünmemiş,  Malta’ya kaçarken İngilizlerden yardım istemiş ve eşlerini bile İngiliz komutanına emanet edecek kadar İngilizlere güvenen bir padişahın kurtuluştan kastettiği elbette İngilizlerle anlaşmaktır.
 
Peki, Atatürk’ün savaş bitene kadar Vahdettin aleyhinde konuşmadığı, hatta Vahdettin’i övdüğü iddiası doğru mudur?
 
Bu iddia da kocaman bir yalandır.
 
Atatürk’ün Vahdettin’i hain ilan ettiği ilk konuşmasının tarihi 25 Eylül 1920 dir.
 
25 Eylül 1920 tarihli TBMM gizli oturumunda Atatürk, Vahdettin için şu yorumu yapmıştır:
Bugün bu makamı işgal eden zat bu millet ve memleket için hain bir adamdır. (Alkışlar) Müsaade buyurunuz beyim. Hain bir adamdır. (Alkışlar, bravo sadalan) Meclisi Âlinizde şimdiye kadar pek büyük ve cidden tarihî cüretler gördük. Maateessüf şimdi makamı hilâfet ve saltanatı işgal eden zat bu millet için hain bir adamdır.[4]
 
Tarihe tekrar dikkat çekmek istiyorum. Tarih 25 Eylül 1920. Yani TBMM nin açılmasından 5 ay sonra. Henüz ortada düzenli ordu yok. 1. İnönü savaşı olmamış. Kısacası yolun başı ve Atatürk TBMM de bu cümleleri kuruyor ve Meclisten destek buluyor.
 
Çünkü 1. Meclis’te saltanatın devamını savunanlar bile Vahdettin’in padişahlığına karşı çıkmışlardır.
 
Sonuç olarak Atatürk ve Vahdettin, kurtuluş savaşı başlamadan önce 8 kez görüşmüşlerdir ve bu görüşmelerde birbirine güvenmeyen iki insanın diyalogu vardır. Vahdettin, Atatürk’ün kendisini devirmesinden korkmuştur. Atatürk ise Vahdettin’in ihanetinden.
 
Hayatları boyunca birbirlerini sevmeyen, güven duymayan iki insan hakkında böyle bir yalan anlatmak hem tarihe, hem topluma saygısızlıktır.
 

[1] Falih Rıfkı Atay- Çankaya, Atatürkʼün Doğumundan Ölümüne Kadar, Pozitif yayınları 2004 s.202
[2] Murat Bardakçı – Şahbaba, İnkılâp yayınları 2006 s.15-16
[3] Murat Bardakçı,  “Birinci Cumhuriyetçilere Dev Bir Hizmet”, Hürriyet, 12 Mayıs 1996.
[4] TBMM Gizli Celse Zabıtları 25 Eylül 1920 tarihli oturum s.135
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.