FETÖ ile Mücadele Alarm Veriyor

FETÖ, 1071 sonrası Türk tarihinde Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletlerinin bütününde karşılaşmış olduğu en büyük iç düşmandır. Bundan dolayı mücadelenin birçok açıdan çeşitli eksiklikler

Türkiye 45 yıllık terörle mücadelesinde gelinen gün itibariyle, sağdan soldan, etnik ve dini motivasyonlu aşırı ve köktenci çok sayıda terör örgütüyle aynı anda mücadele etmek durumunda.

Türkiye terörle mücadelesinde büyük hatalar yaptı, açılım ve çözüm söylemleriyle terör örgütü PKK ile müzakere masasına bile oturuldu. Ama sonuçta bugün çocukları PKK'ya katılan analar PKK ile bağı ortada sözde bir siyasi partinin binasının önünde eylem ve protesto yapıyor.

Devlet halen hata yapmaya devam ediyor. Devletin milletin sorunlarına çare olacak devletin Bakanları da bu protestolara katılıyor. Ve iyi niyetli protestoların yeni bir müzakere sürecine giden yolda döşenen taşa dönüştürüldüğü görülüyor.

Dedik ya Türkiye'nin mücadele ettiği tek terör örgütü PKK değil. Peki aynı PKK'nın yaptığı gibi kandırılarak IŞİD-El Kaide gibi selefi terör örgütlerine, FETÖ gibi Türk Milleti'nin son bin yılda karşılaştığı en büyük casusluk ve terör örgütüne katılan çocukların anaları hangi partinin kapısında toplanıp protesto edecek, çocuklarının dönmesini bekleyecek?
 
 
Örneğin anneler iktidar partisinin kapısında toplanırsa Bakanlar oraya da gelecek mi?

Bu çarpıklık ve politikasızlık sadece PKK değil diğer terör örgütleriyle mücadelede de aynen yaşanıyor. Örneğin FETÖ ile mücadele.

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü FETÖ ile mücadeleyi yakından izleyip mücadelenin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin çok sayıda çalışma yapmıştır. Bu çalışmalar FETÖ'nün Harp Okulları'ndaki işkence ve şok manga uygulamaları nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kalan Yağız Aksakaloğlu ve Mete Han Kutlusan başkanlığında FETÖ ile Mücadele Özel Raporu haline getirildi.



Raporda, günlük siyasi söz dalaşlarının FETÖ'nün oluşturduğu ağır tehdidi ve yakın gelecekte ortaya çıkması muhtemel tehditlerinin gözden kaçırılmasına sebep olduğu, FETÖ meselesini sadece bir iktidar savaşı olarak anlamlandırmanın, meselenin Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti açısından bir var olma mücadelesi olduğu gerçeğini göz ardı edilmesine neden olduğu vurgulanıyor.

Birtakım siyasi emeller doğrultusunda rakip veya hasım kişi ve grupların doğrudan terörist veya casus olarak suçlanması, FETÖ'nün oluşturduğu tehdidin büyüklüğünün anlaşılmasını daha fazla engellediğine dikkat çekiliyor.

Raporda FETÖ ile mücadelede en büyük sorunların başında FETÖ'nün ne olduğunun doğru olarak tanımlamadığı belirtilerek FETÖ'yü en genel kapsamda casusluk ve terör örgütüne evirilen "bir kült örgüt" olarak tanımlamak gerektiği ifade ediliyor.
 
 
Raporda FETÖ ile mücadelede; 
 
1) Bir kült örgütün barındırabileceği tehditleri gözler önüne seriliyor,
2) Meseleyi siyaset üstü bir platforma taşımanın gerekliliği vurgulanıyor,
3) Örgütün terör ve casusluk boyutlarını daha nesnel düşünebilmenin sağlamasının önemi anlatılıyor,
4) Uluslararası alanda FETÖ'ye yönelik dikkati daha fazla arttırmanın gerekli olduğu ifade ediliyor,
5) Mücadelenin daha sağlam temellerde yürütülebilmesi için "kült örgütler" konusu açıklanarak FETÖ vakası bu teorik çerçevede değerlendiriliyor.

Raporda Türk toplumunun yoğun bir şekilde maruz kaldığı "FETÖ'cü algı yönetimi" konusuna da dikkat çekiliyor. FETÖ'nün bu kapsamda yürüttüğü algı yönetimi operasyonlarına ilişkin somut örnekler göz önüne sunularak, bunlar üzerinden genel bir değerlendirme yapılıyor.

Raporun can alıcı bölümlerinden biri ise FETÖ ile mücadeledeki temel hataların ortaya konduğu bölüm.

Raporda bu hataların başında, FETÖ'nün aynı zamanda bir kült örgüt olduğu; örgütün yapısının, elemanlarının ve faaliyetlerinin bu çerçevede geliştiği gerçeğinin göz ardı edilmesinin geldiği, bunun bir sonucu olarak örgütün tam anlamıyla çözülemediği belirtiliyor.

Raporda FETÖ ile mücadelenin kurumsallaşamadığı, sadece münferit atılımlar ve mücadeleyi içselleştirebilmiş şahıslar üzerinden yürütülür hale geldiği tespiti yapılıyor. Mücadelede çok başlılık sorununun henüz bir standart veya genel bir mücadele konsepti/doktrini oluşturulamamasına yol açtığı ifade ediliyor.

Mevcut hali ile FETÖ'ye karşı mücadele tek boyutlu ve salt kriminal bir mücadele çerçevesine indirgendiği tespiti yapılıyor ve böyle dar kapsamlı, stratejik hedeften yoksun bir yaklaşım tarzıyla FETÖ'ye karşı mücadelenin başarı kazanması mümkün değildir deniyor.

Raporda FETÖ de dâhil olmak üzere tüm kült örgütlere yönelik gerek bütünsel gerekse öznel vakalara yönelik çalışmalar yürütecek bir merkez oluşturulması isteniyor.

Bu yazıda rapordan sadece bazı önemli noktalara yer verilebilmiştir. Daha fazlası ve detayları raporda.

FETÖ, 1071 sonrası Türk tarihinde Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletlerinin bütününde karşılaşmış olduğu en büyük iç düşmandır. Bundan dolayı mücadelenin birçok açıdan çeşitli eksiklikler ve yanlışlıklar içermesi kabul edilemez.

İşte bu nedenle 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü uzmanlarının objektif verilerle FETÖ ile mücadelenin bütün veçhelerini ele aldığı bu rapordaki tespit ve önerileri kritik önemdedir. İlgili kurum ve kişiler için iyi bir yol haritası sunmaktadır. Mutlaka dikkate alınmalıdır.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.