İkinci Kürdistan Mutabakatı

Türkiye'nin en zayıf halkası ekonomisi de istismar edilerek, güvenli bölge mutabakatıyla teröristbaşı Öcalan'ın KCK sözleşmesinin yani dört parçalı Büyük Kürdistan'ın ikinci parçasını oluşturma mutaba

Suriye kuzey ve doğusunda ABD-PKK planı tıkır tıkır işliyor. Bunu nerden biliyoruz? Birkaç yıldır söylediklerinin arazide gerçekleştiğini görüyoruz da onun için.

Sahada ABD planları ilmik ilmik örülürken Türkiye sürekli gerekirse tek taraflı operasyon yapmaktan bahsetti ama her seferinde bundan vazgeçildi.

Son olarak BM toplantıları için ABD'de Trump'la görüşmesini son nokta olarak gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye dönüşü öncesinde açıklamalarına bakılırsa Fırat doğusuna operasyon seçeneği yeniden belki de bir daha inmeyecek şekilde rafa kalkmış gözüküyor.

Erdoğan ABD'deki son konuşmasında "Değerli dostum Sayın Trump ile aramızda tesis ettiğimiz iletişim sayesinde bu sıkıntılı süreci aşıyoruz" dedi.
 
 
Sonra da Türk gazetecilere yaptığı açıklamada güvenli bölgeyle ilgili takvimin işlediğini belirtip "Sınır boylarında bütün tedbirlerimizi almış bulunuyoruz. Bu tedbirlerin yanında son dönemde bölgede uçaklarımızı da uçurduk. Uçaklarımız da bölgede uçmak suretiyle zaten bu sürece devam etmekte olduğumuzun sinyallerini verdiler. Yani uçaklarımızın burada uçuşu herhalde boşuna değil. Bu basit bir seyrüsefer de değil." ifadelerini kullandı.



Ama kritik konu şu. Erdoğan'ın uçtu dediği uçaklar güvenli bölge mutabakatı değil IŞİD karşıtı koalisyonun Doğal Kararlılık Harekatı kapsamında. Yani SDG/YPG'ye karşı değil aksine koalisyonun kara gücüm dediği SDG/YPG'nin IŞİD'e karşı mücadelesine hava desteği mahiyetinde.

ABD'nin bu uçuş planlamasıyla iktidara iç politikada kullanacağı bir koz verdiğini  anlıyoruz. Doğru uçaklar Fırat doğusunda uçtu ama MSB açıklamasında da uçakların Fırat doğusunda uçtuğunun özellikle vurgulanması kamuoyunda güvenli bölge ile ilinti kurulmasının sağlanması için olması büyük olasılık.

Burada asıl tehlike Suriye'deki işgalci ABD'nin kontrolündeki hava sahasında ABD ordusunun hava planlaması çerçevesinde uçuş yapmak Fırat doğusundaki ABD egemenliğini de tanımak anlamına gelir.

Bu Suriye'nin Fırat üzerinden ikiye bölünmesinin fiiliyata geçirilmesinden başka bir sonuç getirmez.

Savaş uçaklarının IŞİD koalisyon görevi kapsamında uçuşa başlamasının Erdoğan'ın ABD'de bulunduğu zamana ve burada senatör Graham ile görüşmesine denk gelmesi tabi ki anlamlı.
 
 
Erdoğan ile yüzyüze görüşmeyen Trump'ın Graham'ı aracı olarak kullandığı ve Erdoğan'ın dostum Trump'la sıkıntılı süreci aşıyoruz dediği mutabakatın Graham ile yapıldığını söylersek abartmış olmayız.

Erdoğan'ın da sınır ötesi operasyon yerine sınır boylarında tedbirlerimizi aldık demesi de ABD'nin güvenlik mekanizması Türkiye'nin güvenli bölge dediği aslında bir tampon bölge olan uygulamasının kabullenildiği, PYD/YPG'ye operasyon yapılmayacağının teyididir.

Aynı günlerde ABD Kongresine sunulan raporda "güvenlik mekanizmasının Türkiye'nin güvenlik endişelerinden daha çok PKK/YPG'yi korumak için kurulduğu, Türkiye'nin Fırat Kalkanı ve Afrin'den sonraki üçüncü bir operasyonunun engellendiği" ifade ediliyor.

Yine önceki gün ABD'nin Suriye özel temsilcisi Jeffrey mutabakatın uygulanma gidişatından memnun olduklarını belirtip güvenlik mekanizmasının Fırat doğusundaki sınır hattının üçte birinde uygulandığını ileride sınır hattında genişleyeceğini söyledi.

Bu ne tesadüftür ki mutabakatın ilk safhasının uygulanma yeri Fırat doğusuna yönelik bir harekatta TSK'nın operasyon başlatacağı öncelikli hattır. Bu durum ABD'nin bu işe iyi çalıştığını göstermektedir.

Bütün bunlar konuşulurken ABD istihbarat kaynakları ile düşünce kuruluşlarının Suriye kuzeyindeki Al Hol kampında 12 bini IŞİD'li terörist olmak üzere aileleriyle birlikte 70 bin kişinin tutulmasının en büyük güvenlik tehdidi olduğu, eğer Türkiye bir operasyona başlarsa YPG'nin bu kampı boşaltmak zorunda kalacağı haberleri de Türkiye'ye karşı bir tehdit olarak kullanıldı.

Batı'nın Türkiye'nin bir operasyonuna ve tek taraflı güvenli bölge oluşturmasına karşı çıkacağını da Yunanistan Başbakanı Miçotakis söyledi. Miçotakis bir röportajında "Erdoğan Türkiye'nin Kürtleri ile Suriye'nin Kürtleri arasında Sünnilerin yaşayacağı bir güvenli bölge istiyor. ABD'nin veya Avrupa'nın bu öneriyi kabul etmesi son derece düşük bir ihtimal" dedi.

Erdoğan'ın ne zaman güvenli bölgeden bahsetse güvenli bölgenin nasıl sağlanacağını atlayıp doğrudan TOKİ projelerinden bahsetmesinin ABD ve Avrupa ülkelerince ekonomik kriz içindeki Türkiye'nin ekonomik kaynak yaratma hamlesi olarak algılanmıştır.

Bu durum Batı'nın Suriye kuzeyinde özerk bir SDG/YPG bölgesi yaratma planlarını da kolaylaştırıyor. Çünkü bölgede bu tür projeleri alacak Türkiye zımni ve sonra açıktan SDG ile ilişki kurmak zorunda kalacak. Böylece Irak'ta ki Barzani yönetimiyle olan ilişki tipinin bir örneği Suriye kuzeyinde olacaktır. Sınır kapıları açılacak, Suriye kuzeyindeki yapı kabullenilecektir.

Böylece terörle mücadele ve Suriyeli sığınmacılara güvenli bölge diye başlayan süreç, Türkiye'nin en zayıf halkası ekonomisi de istismar edilerek, güvenli bölge mutabakatıyla teröristbaşı Öcalan'ın KCK sözleşmesinin yani dört parçalı Büyük Kürdistan'ın ikinci parçasını oluşturma mutabakatına dönmüş oluyor.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.